Reklamı Kapat

Mücadele Ettiklerine Dönüşenler

Hafta sonu Adana’da basın açıklaması ve yürüyüş için bir araya gelen Furkan Vakfı gönüllülerine kolluk kuvvetleri tarafından yapılanları izlerken dehşete kapıldık. Aralarında çocuk ve kadınların olduğu bir grup insanın hiçbir taşkınlıkları yokken üstlerine biber gazı sıkıldı, coplandılar, tekmelendiler… Bu insanlar terörist değil, ellerinde molotof yok, taş yok. Başka insanlara zarar vermiyorlar. Yaptıkları sadece seslerini duyurma çabasıyken bu şiddet niye?

Bir grupla aynı zihniyette olmayabilirsiniz hatta sevmeyebilirsiniz ama bu size onlara zulmetme hakkını vermez. Hele ki devlet bunu kendi halkına reva göremez… Savaşta dahi kadına ve çocuğa dokunulmazken devletin kendi insanına, kendi kadınına, kendi çocuğuna cop kaldırması kabul edilebilir değildir. Hele de bu ülkenin yöneticileri bir zamanlar mağdur edebiyatı ile iktidara gelmiş, adalet tesis edeceğini iddia eden insanlarsa ortada çok daha büyük bir sorun var demektir…

Ne yazık ki adalet naraları atanların adaleti ve gücü copta aradığını görüyoruz. Fakat bilmiyorlar ki nerede meydana coplar çıkıyorsa orada adalet yoktur. Ve güç eline sopaları almakla kazanılmaz. Cop ne gücü temsil eder ne de susturucudur. Cop ancak devletin acziyetini gösterir. Çünkü cop bir şiddet aracıdır ve şiddet, kaba kuvvet ancak acizlerin sergileyeceği bir tavırdır.
Hiç şüphesiz Adana’da yaşanan olaylardan hafızamıza kazınan en önemli kare başörtülü bir polisin hak arayışındaki tesettürlü kadınları coplaması oldu. Sanırım bu kareyi kolay kolay unutamayacağız.
Başörtülü bir polis, elinde cop ve hiç acımadan başka kadınları dövüyor…
Bu kare başörtüsüne de kadınlara da zulümdür.

“Başörtülü polis” söyleminin doğru olmadığı, başörtülü olsun ya da olmasın bir polisin bir insana bunu uygulamaması gerektiği tartışılıyor. Haklılar, kimsenin kimseyi böyle acımasızca coplamaya ve zulmetmeye hakkı yoktur. Ne ırk ne inanç ne mensup olduğu bir gruptan dolayı kimseye şiddet uygulanamaz.

Ancak bu karenin bu kadar konuşulmasının bir nedeni var. Başörtülü bir kadın İslam’ı temsil eder. Dolayısıyla başörtülü kadın; şefkati, merhameti, inancı temsil eder. Eğer merhameti temsil eden bir kadın eline cop alıp başka kadınları hiç acımadan dövebiliyorsa ortada çok ciddi sorunlar var demektir.
Eğer başörtüsü mücadelesinden, 28 Şubat’tan dem vurup, başörtülü kadınların ne kadar özgürleştiklerini iddia ediyorsanız ve Adana’da yaşanan zulme ses çıkartmıyor üstelik şiddeti uygulayan taraftaysanız o yıllarda yaşanan mücadeleyi anlamamışsınız demektir.

28 Şubat ve başörtüsü mücadelesi siz insanları rahatça coplayın, sizden olmayanın sesini kısın diye verilmedi. O mücadele tüm mazlumların hakkını savunmak için verildi. Eğer bir zamanlar başörtüsünden dolayı zulüm gören bacım bugün gücü eline geçirince zulmeden taraf oluyorsa düşmana benzemeye başlamışız demektir ve bu mücadele ettiğimiz şeye dönüştüğümüz anlamına gelir.
Aliya İzzet Begoviç’in dediği gibi: “Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Selime Sümeyye Abatay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?