Reklamı Kapat

Avrupa’nın geleceğinin şekillenmesinde göçmenlerin payı ne olacak?

Geçtiğimiz hafta içi Avusturya’da bir devlet okulunda Türkiye’den Avrupa’ya işgücü göçünün altmışıncı yılının anısına düzenlenen bir etkinliğe konuşmacı olarak katıldık. Kendisi de gurbetçi bir ailenin evladı olan Millî Gazete Kültür-Sanat sayfası editörü Bilali Yıldırım’ın da bizlere yârenlik ettiği bu programda Balkanlar’ı ve Türkiye’yi temsilen işgücü göçünün ilk yıllarına şahitlik eden konuşmacılar etkinliğin ana temasını oluşturdu.

Göçün etkilerinin, katkılarının, getirdiklerinin ve götürdüklerinin bizzat birinci ağızdan dinlenilmesine fırsat sunan bu etkinlik, aynı zamanda genç nesillerde göç konusunda farkındalık kazanılmasına imkân vermesi bakımından da önemliydi.

Bizler de etkinliğin ilk kısmında göç olgusuyla ilgili çerçeve bilgiler sunmaya gayret ettik. Göçün bir problem olarak görülmek yerine fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiğini, esas problemin küresel sömürü sisteminden kaynaklandığının görülmesi gerektiğini ifade ettik.

Büyük bir çoğunluğu Avusturyalı olan gençlerin sorularıyla daha da keyifli hale gelen etkinliği bu köşeye taşımamızın nedeni ise göç olgusunun ne kadar büyük bir potansiyele sahip olduğunu bizlere hatırlatmasındandır. Bilindiği gibi, İkinci Dünya Savaşı sonrası kalkınma hamlelerine yönelen Avrupa ülkeleri, ağır sanayi tesislerinde çalıştırmak üzere ihtiyaç hissettiği nitelikli işgücünü İtalya, Yugoslavya ve Türkiye gibi ülkelerden karşılamıştır. Dolayısıyla Avrupa’nın dününün şekillenmesinde göç ile bu topraklara giden milyonlarca insanın katkıları görmezlikten gelinemeyecek ölçüdedir.

Bununla birlikte göç olgusu, bir bütün halinde Avrupa’nın bugününü ve yarınını da etkileyecek etmenler arasında da öncelikli konuma sahiptir. Nitekim göç olgusu karşısında güvenlik konseptli oluşumlara yönelmek Avrupa ülkelerini bir araya getiren önemli bir saik halini almış durumdadır.  Bu durum yalnızca bugünün politik konumlanmasını ifade etmemekte, yarının Avrupa’sı hakkında da bizlere fikir sunmaktadır.

Onun için göçün 60. yılı teması ile birlikte aslında zihinlerimizde birçok farklı sembol belirginleşmektedir. Misafir işçi, yabancı, geçici, kalıcı, paralel toplum, vatandaş, ithal gelin-damat, Alamancı ve daha nice nice kavram yıllardır bu semboller üzerinden tanımlanmıştır, halen de tanımlanmaya devam etmektedir.

Bir örnek olarak ele alırsak, söz gelimi, ilk nesiller için “göçmen bavulu” kavramı mana itibarıyla büyük içeriğe sahipti. Zira tahta dikdörtgen göçmen bavullarının içinde yalnızca elbiseler yoktu, aynı zamanda göçmenin hayalleri, umutları, hüzünleri, sevdaları vardı. Her an anavatana dönülecekmiş hissiyle kapı ağzında bekletildiğinden gündelik yaşam da bir bavula sığdırılacak şekilde yaşanıyordu. Planlar gerçekten geçicilik üzerine kurgulanmıştı.

Ne var ki, süreç içerisinde planlar değişti, geçicilik yerini büyük ölçüde kalıcılığa bıraktı. Bu değişim göçmen bavuluna da yansıdı. Bugün artık dördüncü nesiller tahta bavulları belki sadece nostaljik bir meta olarak tanıyıp bilmektedir. Bu yönüyle belki bugünkü göçmen bavulu ruhsuz, sevgisiz denilse yeridir. Ama zaten var olanı yansıtma görevini yapması da bunu gerektirmektedir. Araçlar ait olduğu dönemin duygularını yansıtıyor sonuçta.

Hülasa, birinci ve ikinci nesil göçmenler bugünkü Avrupa’nın şekillenmesinde önemli vazifeler yüklendi. Hatta öyle ki, yalnızca sanayileşme süreçleri değil, aynı zamanda örneğin bugün çeşitli STK’ların kurduğu ve maddi planda büyük kıymetlere ulaşan cami örgütlenmeleri, eğitim kuruluşları dahi onların fedakâr çalışmalarıyla şekillendi.  Fakat bütün bu çabaların yarınına ilişkin yol haritası büyük ölçüde üçüncü ve dördüncü nesiller üzerinden şekillenecek.

Suriye, Yemen ve son olarak Ukrayna üzerinden değerlendirildiğinde önümüzdeki yıllarda da göçmenlerin Avrupa’nın geleceğinde önemli katkılar sunabilecek potansiyele sahip olduğu açıkça görülmektedir.  Önemli olan, sahip olunan potansiyelin fark edilebilmesidir. Göç temalı çalışmaların, konferansların, seminerlerin bu bağlamda ele alınması bu nedenle oldukça büyük önem arz etmektedir.

Not: Zihinlerimizde bu düşüncelerin gelişmesine vesile olan etkinlik nedeniyle başta bizleri davet eden değerli eğitimci ve kurum idarecisi hocalarımız olmak üzere tüm katılımcılara ve gençlere bir kez daha teşekkür ediyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bekir Gündoğmuş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?