Reklamı Kapat

O ne minute bu ne Erdoğan

HABERİM YOK GÜZELİM KİMDEN ALAYIM HABERİ

Yazarımız Fatma Tuncer’in 06 Mart 2022 tarihli gazetemizdeki “Siz bu halkın neyi oluyorsunuz” başlığıyla sorgulayan yazısını okuyunca, yazmama kararımdan vazgeçtim. AKP’li vekil özelliklerini öne çıkararak yazayım bari dedim. Zira bahis mevzuu konuşmacının “Ağırlıksız” olmasına da üzülecek olan biziz; küçültmeyi, nihayetinde yani küçültülecekler bittiğinde porsiyonlarımıza dayandırmayı hoş görenler değil.

“Ben o gece öğrendim. Ankara’da kendisinin bir arabası yokmuş. Minibüslerle, otobüslerle Meclis’e gelip giden AKP’nin bir milletvekili var. Ve biz bunu, onun vefat ettiğinde öğrendik.”

Fatma Tuncer’in “Şaşkınlığa kapılmış bir kadın vekil ifadesi” dediği bu açıklamadan hadisenin künhüne varmak mümkün.

Meclis’e minibüsle, otobüsle gelip giden bir milletvekili var. AKP’li ama AKP’li diğer vekiller bu durumdan habersiz.

İşte onlar bu hallerini öne çıkarırlarken, Fatma Tuncer de diyor ki: “Kadın vekilin bunu olağanüstü bir durum olarak aktarmasını anlamakta güçlük çekiyorum.”

Yazarımızın “Siz nerede yaşıyorsunuz? Halkla aranıza nasıl bir duvar ördünüz?” soruları da var ama biz duvarın kendi aralarında da olduğunu işte böyle öğünürken itiraf ettiler, diyeceğiz.

Tümü demesek de yazılı basının çoğu ellerinde. Hangisinde var günlük yahut haftalık “Meclis” köşesi. Meclis’ten yayılmış kulis bilgileri ya da fıkraları. Günümüzün seçmensiz, ziyaretçisiz Meclis’inde olmaz bunlar deniyorsa, Meclis muhabirleri denilen bir gazeteci sınıfı vardı; şimdi onlar da mı yoklar?

Özellikle yazılan özellikle takip edilen milletvekilleri olurdu. Nükteleri, iğnelemeleri aktarılır; bir sıcaklık oluşturulurdu halk ile Meclis arasında. Fakat Twitli, telefonlu milletvekili günlerine erdik tanıtma ve anlatma işi de kendilerine has; tıpkı “Yeliz”  gibi.

İcabında o Meclis muhabirleri, Bölükbaşı benzeri politikacılar üstünden fıkralar üretirler, küfürleşmeleri önleyerek, rekabeti teşvik ederlerdi. Öne çıkarılan ve “Hiç bir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu” ifadeli insanlarla ne üretecekler de değecek, sorusu da var ama, zaman bu, malzeme bu.

Kocaeli’nin diğer milletvekiline karşı muhabirlerin uttuğu Turan Güneş idi; Nihat Erim de aynı partiden olmasına rağmen. İşte bu merhum Turan Güneş ağzından Turan Güneş anlatımını bir gazeteciden örnek diye yazarsak, maksadımız hasıl olacak.

Bir Kocaeli köylüsü Meclis’te ziyaret eder merhum Güneş’i. Hoşbeşten sonra der ki: “Efendim geçenlerde Hendek’e gittim. Sizi orada da tanıyorlar.” Turan Güneş gülümser, hemşehrisinin bu tanıklığına ve yıllarca kendisini andıracak bir fıkraya yol verir. “Beni Hendek’te de tanırlar, ama Hendeği geçtikten sonra tanımazlar.”

“Görevi devrettikten sonra üniversitedeki işine dönen İran eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın otobüste halkla birlikte işine giderken çekilen fotoğrafı Müslüman halklar tarafından çok beğeni almış ve takdir edilmişti” cümlesi de yazarımız Fatma Tuncer’in, bana Kurtuluş troleybüslerinde okulumun profesörlerini gördüğümde duyduğum hazzı ve gururu hatırlattı; bu bir.

İkinci hatırlamam ise iki milletvekilimizle alakalıdır. Allah uzun ve sağlıklı ömürler versin, Hasan Aksay ağabeyden dinlemiştim. Otogardan bindiği Ankara otobüsünün şoförünün kendisini tanıdığını ve “Ağabey sen uçakla git. Seni burada görmek beni üzüyor” dediğini. (Yorumu çok yer tutar bu olayın.)

Diğer parlamenterimiz ise rahmetli Ali Oğuz ağabey. Bir İETT otobüsünde gösterdiği Meclis kimliğine ve ben toplu taşıma araçlarını kullanırım izahına, ne şoför inanır, ne de yolcular. İş, o şoföre, kurumunda kimlikleri öğretmeye kadar varır.( A.Kadir Türker anlatımı)

“AKP’nin bir milletvekili var” demesine o hayretli kadın vekilin, bu iki örnekle cevap vermiş olalım.

DEPOSUNA VARDIM FİNCAN ELİNDE

“Raflarda olmayan Ayçiçek yağları depolarda bulundu.”

Bir gazetenin internet sitesinde duyurduğu haberlerden birinin anons cümlesidir bu.

Haberin ayrıntısını okuduğunuzda “Raflarda olmayan yağların depolar(ın)da bulunduğunu’’ öğreniyorsunuz.

“Depolarda bulundu” ifadesinin tedaisi ile “Depolarında bulundu” anlatımının çakışmadığını bilecek kadar zeki olduklarını hem ilan etmiş oluyorlar, hem de algıcılıklarını tescil ettiriyorlar.

80 öncesinin son CHP iktidarı günleri... Sayın Erdoğan’ın nutuklarında yağ kuyrukları vardı, benzin kuyrukları vardı dediği ve tek kanallı siyah–beyaz TRT’mizin olduğu yıllar. Haber saatini dinliyoruz.

İstanbul–İzmit arasındaki sanayi mevkiini kastederek okuyor spiker: Bir çimento fabrikasında 50 teneke yağ bulundu.

Kahvehane cemaati hayretler içerisinde. Bir çimento fabrikası da yağ saklarsa... Hükümetin beceriksizliğinin birazının daha yükleneceği bir yer bulunmuştur halkımızca; TRT habercilerinin, o çimento fabrikasında kaç yüz işçiye yemek çıktığını hatıra getirmeyen okumaları sayesinde.

Diğer akşamların haberleri de aynı minvalde. Spiker vurgulayarak okuyor: “İlgili bakanlık Malatya’ya (o gün adı anılan şehir) on bin kilo yağ gönderdi.”

On bin kilo kaç bin kamyon algılandı ise, işte o kahvehane cemaatinin yine ağzı açık. Bu kadar yağa rağmen...

Yağ durumundan belli olurmuş bir iktidarın geleceği kanaatindeyseniz iki haber daha okuyoruz AKP medyasıdan.

“Muhtarlardan (Yağ konusunda) muhbirlik bekleniyor.”

Putin ile görüşüldü, Yağ yüklü otuz gemi Azak Denizi’nden yola çıktı!”

ZEYTİN GÖZLÜDÜR ŞEVKİMİZ BİZİM

Tarımı mahveden, hayvancılığı sıfırlayan, tohumu bitiren, hileli gıdaya tavan yaptıran, çiftçiyi budayan, ormanların yanmasına ve yağmalanmasına sebep olan bakanı bu ifadelerle anlatmış sosyal medyada gazetemizin yazarı Ekrem Şama ağabey. Devamındaki cümlesi aynen şöyle:

“Zeytinliklerimize göz diktiği anda Reis farkına vardı, AKP’yi bitirmesine fırsat vermeden başımızdan def etti de rahat bir nefes aldık.”

Acaba öyle mi?

Anlatılan onca eylemi yapan bir bakan, son icraatını da emredilen bir plan dahilinde yapmıştır. Şevki Yılmaz’ın öne sürülüp ortamı hazırlaması ilk hatırlanacak başlama işaretiydi.

Rize Belediye Başkanı iken 23 Nisan’da Don Kişot psikolojisi yaşayan Ş. Yılmaz, AKP iktidarında 20 kere 23 Nisan görmesine rağmen değirmen aramayan Ş.Yılmaz, ne demişti zeytinliklerimiz söz konusu edilmeden?

“700 ton altınımız var, Merkez Bankası’nda şu kadar dolarımız var diyorsunuz. Kime bırakacaksınız?”

Bu sorgulama kime, ne çağrıştırdıysa artık, Tarım Bakanı’nın kulağına üflemek kolaylanmıştır.

“Zeytinlikleri kime bırakacaksınız?”

Dağlardaki ormanların mahvedimesi yetmedi, maden çıkartacağız gerekçesiyle, ovaların zeytinliklerine diktiler gözlerini.

Hangi kitapta okumuşlardı zeytinliklerde maden olduğunu da iktidar olursak, geleceğe bırakmayalım hayalini kurmuşlardı? Zira çocukları ve torunları kendileri kadar zeki, çalışkan ve becerikli olmayabilirdi.

Siyasi nükte, siyasi espri yoksunu bu iktidarın, otorite ve emir altı yapmada kendisine en çok benzeyen geçmiş bir iktidarla, malzemeleri benzemese de bir mukayesesini yapmak istiyorum. Zerafete hasretlik işte.

1954 seçimleri öncesi İsmet Paşa’ya, iki dönem Ordu milletvekili yaptığı kalemşoru itiraz eder: Efendim, filanı listeden çıkarmazsanız, biz hiç milletvekilliği alamayız.

İsmet Paşa’nın kendisinden kurtulmak için o listeyi yaptığını hissetmeyen kalemşora İsmet Paşa’nın cevabı, uzun solukluluğu da anlatmaktadır: Sen, bütün illeri bizim kazanmamızı mı istiyorsun?

Görevden alınan Tarım Bakanı’na “Sen, bütün madenleri bizim çıkarmamızı mı istiyorsun? Çocuklarımız ne yapacak?” Gibi bir cevap verilmediğine ve imzalar tamamlandığına göre; yani biz bu yazıyı Ekrem Şama ağabeyin ironisini anladık diye yazdık.

KIRILIR DA BİR GÜN BÜTÜN DİŞLİLER

“Varsın gidiyorlarsa, gitsinler!”

Bu haftanın insanımızı sosyal medyeda meşgul edecek ve yorumlara yöneltecek Sayın Erdoğan cümlesi bu üç kelimedir.

Beyin göçümüzü doktorların birinciliğinde anlatmak hız kazanınca, çare ve çözüm umut edilirken, merhum Demirel’in “Arabistan’a gitsinler!” demesini hatırladık, bin acının burukluğuyla.

Allah’ın lütfu ve ikramı manasında “Kerime” dediğimiz kızlarımıza “Arabistan’a gitsinler” demişti merhum Demirel, meymenetsiz ve asabi bir yüz haliyle.

Önü mermer döşeli hastahanelerin eli şişeli doktorlarına ise bugün hiçbir ülke adresi verilmiyor. Fark bir.

Sayın Erdoğan gidenlere mendil sallarken, Türkiye’nin cazibesine kapılanların hasretinden de haberliyiz, diyor.

“Gerekirse yurt dışından ülkemize dönmek isteyenleri buraya davet ederiz.”

Halbuki Demirel, okumak için Türkiye’ye gelmek isteyen kızların varlığından ve yapacağı davetten bahsetmemişti. Fark iki.

“Bu doktorları okutan bu devlet değil mi?” Sorusunda güç ararken Sayın Erdoğan, “Bu devlet bu kızları okutmayacak” faşizmini uyguluyordu Demirel. Fark üç.

Demirel’in yönettiği Türkiye, gidilen ülke iken, Sayın Erdoğan’ın yönettiği ülke de gidilen ülkedir. Benzerlik bir.

Demirelli tarihi de biz yaşadık. Sayın Erdoğanlı tarihi de biz yaşıyoruz. Benzerlik iki.

Bu kısmın eczası: Fark olsa da biz bize benzeriz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?