Reklamı Kapat

Mescid-i Aksa ve Kudüs için Dört Aşamalı Plan

Kur’an-ı Kerim’de (İsra, 1) ve hadis-i şeriflerde kutsallığından bahsedilen, Peygamber Efendimizin (S.A.V.) İsra ve miraç mucizesi hengâmında burada bütün peygamberlere namaz kıldırdığı, buradan semaya yükseldiği, ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’mız artık sahipsizdir; işgal altındadır.

Hz. Ömer’in (R.A.) miladi 638 yılında fethederek, nesilden nesle intikal eden ve 1517 yılında Yavuz Sultan Selim Han zamanıyla birlikte Devlet-i Aliyye-i Osmâniye’nin yani Türklerin kontrolüne giren, Devlet-i Aliyye-i Osmâniye’nin elinde 400 yıl, toplamda Müslümanların elinde 1200 yıl huzur bulan mübarek belde artık sahipsizdir.

1916 tarihinde Osmanlı’nın bölgedeki hâkimiyetinin son bulmasından sonra Haçlıların gölgesinde Siyonistlerce işgal edilen, İngiltere, Fransa ve Rusya’nın aralarından imzaladıkları 1916 tarihli Sykes-Picot Anlaşması ve 1917’deki Balfour Deklarasyonu ile Hıristiyan İngiltere’nin öncülüğünde Yahudi bir devletin kurulmasının zemini hazırlanmış; Siyonistlerin bölgeyi işgal etmesi böylece Haçlı-Siyonist ittifakıyla gerçekleşmiştir. O günden sonra da ABD himayesindeki Siyonist İsrail, işgalini günden güne artırmış, bölgenin demografik yapısını değiştirmiştir.

Haçlı-Siyonist ittifakıyla işgal edilen mukaddes İslâm beldesi, bir taraftan dünyanın değişik bölgelerindeki Yahudiler buraya getirilirken, diğer yandan buranın yüzyıllardır sahibi olan Müslüman kardeşlerimiz insanlık dışı şiddete maruz kalmıştır. Mezkûr ittifak, bölgenin demografik yapısını değiştirmek için her yolu denemiş; Kudüs’te Müslümanların konut yapmasına izin verilmezken, Yahudi yerleşimciler buraya transfer edilmiş, on binlerce Filistinli Müslüman evleri ellerinden zorla alınmış, tehdit, şantaj ve katliamla halk buradan uzaklaştırılmıştır.

Mukaddes Aksa’mızın, Kudüs’ümüzün ve bütün bölgenin Müslümanların mülkü olduğu halde uzun vadeli ve sinsi planlarla elden çıktığını görmekteyiz. Evet, bugün bu mukaddes bölge işgal edilmiştir, sahipsiz kalmıştır, artık orada Müslümanların hiçbir hükmü yoktur. Buradaki lokal direniş hareketi de bu elden çıkışı geri döndürecek güçte değildir, bu güce ulaşması hem Müslümanlardan yardım görmemesi hem de Siyonist-Haçlı ittifakının ambargosundan dolayı mümkün görülmemektedir.

Müslüman mülkünü işgal eden Haçlı-Siyonist ittifakı, 15 Mayıs 1948’de Siyonist İsrail’in bağımsızlığını ilan etmesinden sonra temelde dört aşamalı bir planı devreye soktu:

BİRİNCİ AŞAMA: Birinci aşama, buradaki Müslümanlara zulmederken, karşı koyan Araplara açtığı savaşlarda güç göstermekti. ABD’nin koruyup kollamasıyla bunu başardı.

İKİNCİ AŞAMA: İkinci aşama, Kudüs’ü başkent ilan etme planıydı. Bunun için önce Batı Kudüs’ü, 1967’de Doğu Kudüs ve Batı Şeria’yı işgal etti. 30 Temmuz 1980’de Kudüs’ü başkent ilan etti ancak Müslümanların tepkisi ve o günlerde Millî Görüş hareketinin partisi MSP’nın, 6 Eylül 1980 tarihinde Konya’da yüzbinlerce kişiyle düzenlediği Kudüs Mitingi’nin de etkisiyle bu girişim akim kaldı. BM Güvenlik Konseyi, Müslümanların tepkisinin de etkisiyle 478 sayılı kararla Kudüs’ün başkent ilan edilmesini geçersiz saydı. İkinci denemesini Haçlı ABD’nin himayesinde 1993’te Oslo Anlaşması’yla gerçekleştirdi, zemin hazırladı. 6 Aralık 2017 ABD Başkanı Trump ile Siyonist İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ortak basın toplantısıyla “Yüzyılın Anlaşması” ilan ettikleri plana göre Kudüs, bölünmeksizin İsrail’in başkenti ilan edildi. ABD, 14 Mayıs 2018’de büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıdı. İslâm dünyası sessiz kaldı, Doğu Kudüs ve Batı Kudüs ayrımına yönelik birkaç çekingen cümleyle iş savsaklandı.

ÜÇÜNCÜ AŞAMA: Üçüncü aşama, “Ortak Ata İbrahim”, “İbrahimî Dinler” ve “Dinlerarası Diyalog” kavramlarıyla Müslümanlarla Haçlı ve Siyonistler arasında ünsiyet peyda etme girişimidir. Hz. İbrahim Aleyhisselam’ın oğlu İsmail’in neslinden Müslümanlığın, diğer oğlu İshak’ın neslinden Yahudi ve Hıristiyanlığın tevarüs ettiği saikıyla “İbrahimî Dinler” tabiri kullanarak başlanılan bu süreç, asliyeti bozulmuş Yahudilik ve Hıristiyanlıkla, tek harfi dahi değişikliğe uğramamış, asliyetini muhafaza eden İslâm’ı aynileştirme operasyonudur. Bu fitne, Türkiye’de Fethullah Gülen ve yandaşları tarafından yıllarca devam ettirildi.

İbrahimi Dinler ve Dinlerarası Diyalog projesi bağlamında, “İslâm dinini bozulmuş dinlerle aynileştirme, Peygamberimize (S.A.V.) iman etmeden sadece Allah’a iman, ahirete iman ve salih amelle kurtuluşun olacağı iddiası, Yahudi ve Hıristiyanların cennete gideceğini iddia, Yahudi ve Hıristiyan bir erkekle Müslüman bir kadının evlenmesine cevaz verme” gibi fitneler, Türkiye’de reformist din adamları ve ilahiyatçılar tarafından dillendirilmektedir. Biz, bu köşede bu tür fitnelerin birçoğuna cevap verdik, vermeye de devam edeceğiz.

İsra ve miraç mucizesini inkâr da Haçlı-Siyonist projesinin bir ayağıdır. Oryantalist Alfred Guillaume’nin “Where was al-Masyid al-Aqsâ” makalesinde Peygamber Efendimizin (S.A.V.) Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’ya yolculuğu olan İsra’yı inkâr ederek, bu ziyaretin Kudüs’e değil de Mekke yakınlarındaki Cirane’ye gerçekleştiğini iddiası Mescid-i Aksa’nın kutsallığını perdelemek, Müslümanların dikkatlerini buradan başka yöne çekme planı olduğu açıktır. Zira mezkûr makalenin İsrail’in bağımsızlığını ilan ettiği bir hengâmda yani 1953 yılında yayınlanması bunu göstermektedir.

Kısacası, bir taraftan işgal ve zulüm devam ederken, diğer yandan Müslümanların tepkilerini azaltmak ve bu zümrelere karşı ünsiyet oluşturmak için planlı bir proje devam ettirilmiştir.

DÖRDÜNCÜ AŞAMA: Dördüncü aşama, bölgede İsrail’i işgalci değil, meşru bir devlet haline getirmekti. Bunun için Siyonist İsrail, bölgede meşrulaşmak, varlığını hissettirmek ve etki alanını genişletmek için “Normalleşme Anlaşması” imzalamaya başladı. ABD’nin baskısıyla İslâm ülkelerine dikte edilen diğer adı “İbrahim Anlaşması” olan “Normalleşme Anlaşması”, bugüne kadar Birleşik Arap Emirlikleri ( BAE), Bahreyn, Mısır, Ürdün ve Sudan tarafından imzalanmıştır.

İlk normalleşme adımı Mart 1979’da Mısır’la, ikincisi 1994’te Ürdün’le yürürlüğe girmişti. Halkı Müslüman devletlerin İsrail’le normalleşme anlaşması yapmasına rağmen İsrail, işgal ettikleri topraklardan, Müslümanları katletmekten, Kudüs ve bölgenin demografik yapısını değiştirmek için yaptığı baskılardan hiçbir şekilde geri atım atmadı. Zulüm ve katliam devam ederken normalleşme saçmalığı da dünya tarihinde ilk olmalıdır.

Haçlı-Siyonist ittifakının İsrail’in işgal ettiği topraklarda rahat edebilmesi, güvenliğinin tam manasıyla sağlanabilmesi için ortaya attığı “normalleşme saçmalığı” genişlemeye devam etmektedir. Son günlerdeki gelişmeler, Türkiye ve İsrail’in normalleştiğini göstermektedir. Türkiye ile İsrail arasında normalleşme anlaşmasının imzalanmasına ihtiyaç yoktur. Zira Türkiye, bölgede ABD tarafından İsrail’in güvenliğini sağlamakla görevli bir merkez olarak görülmektedir. Bu sebeple Türkiye-İsrail ilişkileri hep iyi olmuştur.

“One minute” ve “alçak koltuk” krizinden sonra gerginleşen ilişkiler İsrail’in haham Cumhurbaşkanı İsaac Herzog’un Türkiye ziyaretiyle normale dönüyor. 9 Mart 2022 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından karşılanan Herzog’u getiren uçaktaki barış naraları, yapılan sevimlilikler, karşılama protokolü, onuruna verilen yemek bunu açıkça göstermektedir.

Ziyarete tek ve anlamlı tepki Milli Görüş hareketi tarafından verildi. Saadet Partisi bütün illerde protesto gerçekleştirdi. Genel Başkan Sayın Temel Karamollaoğlu, ziyaretin kesinleşmesinden beridir tepkisini ortaya koyuyor; keza AGD Başkanı Salih Turhan da. AGD’li mücahit gençler Ankara’da İsrail bayraklarını indirdi, var olsunlar. Milli Gazete bir haftadır tepkisini manşetlerle dile getiriyor, gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş Bey, katıldığı televizyon programlarıyla tepkisini ortaya koyuyor.

Diğer taraftan, yüzlerce STK, yüzlerce gazeteci, yazar, fikir adamı, hocaefendi, kanaat önderi hepsinin dili lâl olmuş. Haksızlık karşısında susmayı marifet zannediyorlar. Haçlı-Siyonist ittifakının âlem-i İslâm'ı sömürmesine, kaos, kan ve gözyaşıyla tedip edip, kendine gelmesini ve Nebevî dirilişi engellemesine ses çıkartmayan bu adamların sözüne itibar edilmez, vaadine kanılmaz, yazdığı okunmaz, sohbet ve vaazı dinlenmez; dinlenmemeli...

HÜLASA: Müslüman mülkünü işgal edip, devlet kuran, normalleşme anlaşmalarıyla kendisini meşrulaştıran Siyonistler ve koruyucuları Haçlılar hedeflerine ulaştı. Yüzyıllık sinsi planlarla kutsal beldemiz elimizden alındı. Artık tepkisiz Müslümanlar da rahat edebilir. Zira ABD’nin önceki dönem Başkanı Trump şöyle demişti: “Barışçıl Müslümanlar, Kudüs’teki Mescid-i Aksa dâhil olmak üzere İsrail’deki tarihi mekânları ziyaret edebilecek.”

Light ve barışçıl(!) Müslümanlar merak etmesin! Mescid-i Aksa ve Kudüs, turistik ziyaretlerine açık. Bizim ziyaretimiz ise, Mescid-i Aksa’yı özgürleştirdiğimiz zaman gerçekleşecek inşallah.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?