Reklamı Kapat

Bunu bana öğretmediniz; ama ben yine de öğrendim!

Sezai Karakoç “Hızırla Kırk Saat” şiirinin üçüncü bölümünde yeşil sarıklı ulu hocaların karşısına dikilip “bunu bana öğretmediniz” sitem ve şikâyetinde bulunuyor. Öğretememenin bağışlanır tarafları belki olabilir, ama öğretmemek kasti bir çaba olduğundan başlı başına bir eğitim biçimidir. Buna “ihmal çabası” demek de mümkün. Yitik kuşaklar olarak çoğumuz bu ihmalin bedelini ödüyoruz. Öğretilmesi gerektiği halde öğretilmeyen şeylerin yerine öğretilenlerin hangi derdimize çare olduğunu düşündüğümüzde sadra şifa olacak pek bir şey gelmiyor aklımıza. Bu taammüden öğretmeme durumu kendini her geçen zamanda biraz daha hissettirecektir. Öğrenilenlerin hayatımızda kapladığı alanla, öğretilmeyenlerin oluşturduğu boşluk kıyaslandığında öğretilmeyenlerin oluşturduğu boşluğun çok daha derin olduğu görülecektir. Anlaşılan o ki her öğretilmeyende saklanan bir şeyler vardır. Hakikatin, doğru olanın gizlenmesi onun tahrif edilmesinden daha uzun süreli etkiye sahiptir. İhmal ediciler her zaman tahrif edicilerden daha sinsi ve stratejik davranırlar. İhmal bir şeyin sürdürülebilirliğini akamete uğratan bir duyarsızlık biçimidir. Vazifenin yerine getirilmesi (öğretilmesi gerekenin öğretilmesi) bu kişilerin hesaplarını alt üst edebileceğinden veya başlarına yeni işler açabileceğinden bu hayati meseleleri teğet geçmeyi yeğlerler.

Ulu hocaların burada göz ardı edip hesaba katmadıkları bir şey var; hakikati gizleme konusunda hiç de öyle güce sahip olmadıkları gerçeği. İhmal sadece kısa süreliğine ihmal edeni mutlu edip hedefine ulaştırır gibi olur. Hâlbuki hakikatin yankısı eşyaya, varlıklara, olaylara ve olgulara çarparak bütün bir hayat içerisinde ait olduğu şeyin sözcülüğünü yapar. Saklanan bir hakikat daha çabuk ve daha gür bir sesle kendini ifade eder. Yeşil sarıklı ulu hocalar öğretmedikleri şeylerin boşluğunda debelenip dururlar. Üstad Karakoç bu ihmal boşluğunu tabiattaki hakikat sözcülerinin nasıl doldurduklarını birer birer sıralar: “Ey ulular sizin bana öğretmediğinizi / ben zamandan öğrendim / kuruyan hurma dalından öğrendim / damıtılmış petrolden öğrendim / yavrusunu arayan bir deveden öğrendim / hapsedilmiş yarı yanık / sancaklardan öğrendim / yıkılmış taş kemerlerden öğrendim / harap handan, köprülerden öğrendim.”

Zaman sahici bir öğretmendir. “Zaman büyük bir öğretmendir; ne yazık ki bütün öğrencilerini öldürür” diyen İsviçreli Alman yazar, aktör ve film yönetmeni Curt Goetz’e katılmak zorunda değiliz elbette. İnsanı öldüren zaman değil, dünyaya gelirken göze aldığı hayatın ilahi ilkeleridir. Pişmanlıklarımızı da ustalık ve tecrübelerimizi de yenilgilerimizi de hep zamanın bize öğrettikleri veya zamandan öğrendiklerimiz sınıfına yerleştirebiliriz. Zaman öylesine dikkatli bir öğretmendir ki sınavdaymışız gibi ömür boyu hep başımızda durur. Zamandan öğrendiklerimi buraya yazmaya kalksam zaman yetemez. Ulu hocaların bize öğretmedikleri bu “büyük zaman” olmasın? Asr Suresi’nde üzerine yemin edilerek insanoğlunun ziyanda olduğunu haber veren, o büyük haberi bizden gizlemiş olmasınlar?

Ulu hocaların okuyup geçtikleri halde ne demek istediği hususunda tek kelime etmedikleri gerçeği “kuruyan hurma dalı”nın hocalığı sayesinde öğrendik. Yasin Suresi 39. ayette: “Ve Ay, kurumuş hurma dalı gibi bir şekil (bedir şeklinden hilâl) haline dönünceye kadar ona menziller takdir ettik.” buyrulurken aynı zamanda Ay’ın yörüngesine dair bir gerçeğe de işaret ettiği müfessirler tarafından ifade edilmektedir. Ulu hocalar sussa, müfessirler bir noktada karar kılamasa bile “Ay” bir kevni ayet olarak kendini ayan beyan açıklamaktadır. Bütün petrol ürünleri rafinerilerde nasıl damıtılmış petrolden oluşmaktaysa, petrolün ham halden işlenmiş hale dönüşümü insana da eğitim noktasında çok şeyler ilham etmelidir. Damıtılmış petrol ile terbiyeden geçmiş insan arasında zihin doğal yollardan hiç zorluk çekmeden alaka kurabilir. Yavrusunu arayan devenin söylediği bir şey var kuşkusuz. Hâl ve eylem diliyle Allah’ın merhameti yüz parçaya ayırdığı, doksan dokuzunu kendi yanında tutup birini tüm canlılara bahşettiğini, devenin yavrusuna gösterdiği yaklaşımın bu bir parçacık rahmetin tezahürü olduğunu okumakta zorlanmıyoruz. Herkesin kendince bir okur olduğunu dikkatten kaçırmadığımızda hiç kuşkusuz bu dizeler üzerinde daha başka okumalar yapabiliriz. Mesela, bütün bu olumsuz, hüzünlü manzaralar Ortadoğu’nun işgaliyle birlikte tarihi dokuya, tabiat varlıklarına, medeniyet unsurlarına nasıl zarar verip tahribat oluşturduğuna da bir işaret sayılabilir. Petrolüne sahip olmak için tüm Ortadoğu coğrafyasını kan gölü haline getiren emperyalistlerin yokluğa ve yoksulluğa terk ettikleri coğrafyalar anlatılmayanın en fasih anlatıcıları gibidir.

Yaşadığı çağın kulak vericisi, şahidi ve de öğrencisi olan hesap sorucu, kınadığı yeşil sarıklıların konumuna düşmemeye de itina gösterir. Tarihten, coğrafyadan, zamandan ve olup bitenden öğrendiklerini aynı zamanda “yarılmış aydedeye”, “delikanlı ateşlere”, “en umutsuz bekârlara”, “kundaktaki çocuklara”, “fundalara”, “keçilere” ve “keçi yollarına” öğretmeyi ihmal etmediğini ve böylelikle hayatın ve tabiatın yeşil sarıklı ulu hocaları tashih ve de tekzip ettiğini de dolaylı şekilde vurgulamış olur.

Şairin hakikatin kendilerinden esirgenip ezilenler grubuna dâhil edilenler arasına “en umutsuz bekârlar”ı da almış olması son derece dikkat çekici. Evli geçimsizliğinden ziyade bekâr ümitsizliğin bu kategoriye dâhil edilmesi yeşil sarıklı uluların dikkatini de aynı derecede çekmiş midir acaba?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Yaşar Akgül - Teşekkürler kardeşim..yüreğine sağlık..selamlar ve dualarımla..

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 08 Mart 14:05


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?