Dağın Ardındakini Gösteren Lider

Kelimeleri çoğu zaman ezberle kullanır, günlük dilin zemininde gelişigüzel harcarız… Harcamak derken; kelime ve kavramların manasını rutinleştirir, zayıflatır, anlamsızlaştırır ve nihayet “gün” gibi geçici hale getiririz. Popülariteye, beğenilmeye tutsak edilen siyasi zeminde dilediğinizce, sıra sıra dizersiniz kelimeleri. Hatta en yıkıcı, en büyük, en sinsi yalanlar masum ve güzel kelimelerle söylenmeye başlanır. Unutmayın; popülizm bulaşıcı, yayılmacı ve istilacıdır. Ve popülizm etki alanını genişlettikçe dille birlikte siyasi zemin de bayağılaşmaya başlar. Oysa siyaset; rutinleşmeyen, sıradanlaşmayan, gelip geçmeyecek olan tasavvurlar barındırmalıdır. Söz ve ses kirliliğinde boğulmadan, ezber koridorlarında kaybolmadan teşhis ve tedavi yoluna düşmeli, düşünceler adımlamalıdır.

HAYAL KURMAK; KAPI AÇMAKTIR, YOL AÇMAKTIR
Sadece toplumun gözünün önündekini topluma anlatan siyaset “eksik siyaset”tir. Popülizm, eksik siyaseti sever ve besler. Siyaset; dağın arkasındakine de bakabilmeli, umudu da gösterebilmelidir. Siyaset; hayaller beslemeli, hayaller kurmalıdır. Hayal; “kurulan” bir şeydir çünkü. Hayal kurmayan, hayal kurdurtmayan her şey mevcudun bir cüz’ü, var olanın tekrarı ve devamıdır. Her şey bir hayalle başlıyorsa eğer; siyaset zemininde hayal kurmak kapı açmaktır, yol açmaktır. Siz hayal kurmazsanız, toplumlar başkalarının “kur”duğu hayallerin peşinden sürüklenir. Bir milletin mevzisi, siyasetin mevzisidir. Siyaset; hayali de, mevziyi de belirler. Tekrarda fayda var; hayal görülen değil, “kurulan” bir şeydir.

HAYAL KURAN, DÜZEN KURAN LİDER…
Siyasetten girdim konuya, lakin siyaset üzerine yazıyor değilim. Erbakan Hoca’yı yazıyor veya anlatıyorsanız, yolunuzun siyasetin esaslarıyla kesişmemesi, kaleminizin siyaseti yazmaması, yönünüzün siyaseti bulmaması imkansızdır. Bize dağın ardındakini de anlatan o Lideri yazıyorum aslında… Hayal kuran, hayal kurdurtan, yaptıklarına da başkalarının hayali yetişmeyen bir lider.
Kurulu düzenin bize lütfettiği, layık gördüğü, dahası verilenle yetinmemizi emrettiği her ne varsa… Altın sarısına boyanmış, cicili biçili ambalajlanmış her ne kadar yıkıcı kalıp varsa… Ne kadar çalınmış, ezilmiş, törpülenmiş umudumuz varsa… Bütün bunları hatırlatan, anlatan bir Lider. Gözümüzün önüne serilip de sürekli görmemizi istenileni değil, dağın ardındaki tehditle mücadeleye soyunan, dağın ardındaki umudu, müjdeyi, heyecanı da bize sevdiren Lider. Ezberletilmiş mahkumiyetlerden bu milleti kurtarmanın cesaretini yüklenmiş Lider. Hayal kuran, düzen kuran Lider’in Adil Ekonomik Düzen’inden yazacağım biraz.

EKONOMİ BİR “DÜZEN” KONUSUDUR
“Neden ekonomi, neden Adil Ekonomik Düzen’den?” başlayalım öyleyse…
Ekonomiyi çok konuşuruz, fakat ekonomiyi günlük veri değişimlerinden, kur dalgalanmalarından, borsadan, döviz ile faiz oranları arasındaki denklemden ibaret sanırız. Faturaların toplamı, mutfak harcamaları, ay sonu ve ödemeler dengesi üzerinden yorumlarız hep ekonomiyi. Çoğumuz için maaşı, ücreti, alış-verişi, üretimi, tüketimi ifade eder. Oysa ekonomi bütün bunların da üzerindedir. Ekonomiyi ne rakamlara, ne istatistiklere ne de verilere hapsedebilirsiniz. İnsana dair her şeyi kuşatır ve belirler bir bakıma. Yönetim ve yönetilmeyi de kapsar ve düzenler. Ekonomi, “bir düzen” konusudur. Bütün düzenler ekonomik anlayışlarla temellendirilir. Zulmün de adaletin de izahında mutlaka ekonomi vardır. Zulüm sadece şehirlerin yıkılmasıyla, insanların katledilmesiyle veya savaşlarla, bombalarla kendisini göstermez. Derin zulüm, esaslı zulüm ekonomiyle tatbik edilir. Birinin hakkını elinden almaktan daha büyük bir zulüm var mıdır!? Ağır vergiler, haksız kazançlar, faizci ve rantiyeci politikalar mutlu azgın bir azınlığa hizmet ederken; dili, dini, ırkı, coğrafyası ne olursa olsun bütünüyle insanlığı da köleleştiriyor. Paylaşım krizi, diğer bütün kötülüklerin boy verdiği bataklığı temsil ediyor. Hakk’ın hakim olduğu bir düzenin en önemli emaresi hakça paylaşımın tezahürüdür.

EKONOMİ, ADALETE MUHTAÇTIR…
Kavramlarla ilerleyelim…
Adil Ekonomik Düzen, üç ayrı kavramla mücessem hale gelmiş bir kurtuluş yoludur. “Adil/Adalet”, “Ekonomi” ve “Düzen” kavramları bir bütünü oluşturur. Dikkat ederseniz tek başına Adalet değil, ya da tek başına “ekonomi” değil. “üretim ekonomisi”, “yerli ekonomi” gibi güzel tamlamalar da değil. “Güçlü ekonomi” ya da “büyük ekonomi” gösteriş, hükmediş veya egemenlik de ihtiva etmiyor. Sadece Türkiye’de değil, bilinen ekonomik uygulamalardaki asıl sorun ekonomi biliminin kapsamındaki değer, zenginlik veya varlıkların paylaşımındadır. Yoksulluğun getirdiği sonuçlarda da, varlığın getirdiği imkanlarda da asıl sorun haksızlıklar ve paylaşımdadır. Sömürgecilik ekonominin çocuğu olarak serpilmiştir hep. Demem o ki, Ekonomi adalete muhtaçtır çünkü. Ekonomi, en çok da bir güç olarak adil bir panzehire muhtaçtır. İç politikadan dış politikaya, sosyal politikalardan eğitime kadar insanlığı çepeçevre çevreleyen ekonomik etkiler, ekonomik bir yapıda adil esaslar manzumesini zorunlu kılar. İnsanlık tarihi boyunca ekonomi/zenginlik bir güç olarak kullanırken, ekonomik gücü zulme dönüştüren zihniyetteki adalet yoksunluğudur. Güçlü ekonomi, üreten ekonomi, yerli ekonomi, ihracat yapan ekonomi yetmiyor. Para, üretimin bir parçası olmadığı gibi, refah payının da kendisi değildir tek başına. Ekonomi düzleminde oluşan “değerlerin” adil paylaşımı insanlık için huzurun ve mutluluğun kapısını açıyor. Ekonomiler aslında çok parayla, büyük ticaret hacimleriyle değil; adil paylaşımla sağlıklı ve gerçek anlamda güçlüdür. Güç ancak adaletle mana ve kıymet kazanır.

EKONOMİSTLERE, EKONOMİ DERSİ VEREN MAKİNE MÜHENDİSİ…
Bu genel bakıştan sonra, biraz Adil Ekonomik Düzen’den sayfalar açalım…
Şahit olduğum ilk Adil Ekonomik Düzen çalışması üç günlük bir mesai içeriyordu. 1993’ün başıydı. Bursa Uludağ’daki bu çalışma Kollegyum tekniğiyle planlanmış, bilimsel bir amaca matuftu. Adil Ekonomik Düzen Kollegyumu’nu Millî Gazete’mizin genç bir muhabiri olarak takip etmiştim. Türkiye’deki iktisat fakültelerinde öğretim üyeliği yapan profesörler, doçentler davet edilmişti. Yani katılımcılar ekonomistler, iktisatçılardı.

Erbakan Hocamız takdimini günün en gelişmiş teknolojisi olan tepegöz desteğiyle yapmıştı. Resimler, grafikler, tablolar hatta karikatürler peşi peşine perdeye düşüyordu. Hoca’mızın Adil Ekonomik Düzeni bütün detaylarıyla ekonomi bilimcilerine takdimi dört saati bulmuştu. Erbakan Hoca, takdiminde önce ezberleri bozuyor; Kapitalizmin ve Komünizmin gerçekte ne olduğunu, neden insanlığa mutluluk getiremediğini, getiremeyeceğini anlatıyordu. Yani önce “teşhisle” başlamıştı. Sonra tedaviyle devam etmişti. Adil Ekonomik Düzenin her bir esasını detaylandırıyordu. Ekonomi profesörleri ilk kez duydukları bir ekonomik düzen anlayışıyla karşılaşıyorlardı. Bu düzende faiz yoktu, bu düzende hayat pahalılığına yer verilmiyordu bu düzende haksız vergi yoktu, bu düzende paranın bir tanımı vardı, bu düzende devletin de müteşebbisin de yeri belliydi. Çatışmada var olmaya çalışan ekonomi değil, tamamlayıcı bir zeminde yeşeren bir ekonomik alan açılıyordu. Bu düzende insan vardı ve insan başkasının sırtına basarak ekonomik varlığını devam ettirmek zorunda değildi. Adil Ekonomik Düzen, insanın hayatta kalma mücadelesi verdiği değil, hakça paylaşım düzeniydi. Adil Düzen’de insan, eşrefi mahluktu.
Bir makine mühendisi ekonomistlere ekonomi dersi veriyordu. Şaşkındım. Toy bir gazeteci olarak kendi şaşkınlığımı anlayabiliyordum... Erbakan Hocamız “bu dünyadan” değil, “yeni bir dünyadan” konuşuyordu. Ben şaşkındım ama şaşkınlığını gizleyemeyen hatta şaşkınlığını dile getiren iktisatçıların şaşkınlığına daha da çok şaşırmıştım. İlk kez farklı kavramlar, farklı ekonomik yorum ve yaklaşımları dinliyorlardı. Mesleğimin ileriki yıllarında da Millî Görüş partilerinin kapatılma sürecinde ve kendisiyle ilgili yasaklılık yılları ve mahkeme süreçlerinde Erbakan Hocamızı, hukukçulara hukuk dersleri verirken de müşahede edecektim.

TANIYI KOYMAKTAN DAHA ZORU, TANIYI HASTAYA KABUL ETTİRMEKTİ
Erbakan Hocamızın şu cümlesini ilk kez Uludağ’daki kollegyumda duymuştum: “Adil Ekonomik Düzen 31 maddeden oluşur. Ne bir madde ekleyebilirsiniz, ne de bir madde çıkarabilirsiniz.” Değişmez parçalardan oluşan bir bütünlüğü büyük bir inanç, heyecan ve iddia ile takdim ediyordu. O gün bugündür aklımdan hiç çıkmayan bir başka tavrı ise; takdimin sonunda iktisat profesörlerine dönüp, “Biz şimdi saatlerce Adil Ekonomik Düzen’i anlattık. Fakat ülkemizin güzide üniversitelerinden teşrif eden ülkemizin kıymetli iktisatçıları olarak sizden elinize sağlık, ağzınıza sağlık demenizi; ne kadar da güzel bir çalışma yapmışsınız” demenizi beklemiyoruz. Bizi alkışlamayın. Aksine, Adil Ekonomik Düzen’i eleştirin, eksiklerimizi bize söyleyin” davetiydi. Alkış beklemeyen, iyi yapmışsınız iltifatını değil de, samimi bilimsel katkılar isteyen, karşısındakine verdiği kıymeti hissettiren, her sözünü nezaketiyle süsleyen bir Lider!.. ,
İktisatçılardan sonra, iş dünyasına, sendikacılara, sivil toplum kuruluşlarına takdim edildi Adil Ekonomik Düzen… Sonra da en zor olana geldi sıra. Sömürülene sömürüldüğünü anlatmak, kandırılana kandırıldığına ikna etmek zordu çünkü. Ezberlenmiş, alıştırılmış, kabullendirilmiş bir düzenin yerine dağın arkasındakini anlatmak yürekli kişi, er kişi işiydi. Koca bir millete sömürüldüğünü söylemek! Malum, teşhisi bilmek, tanıyı koymaktan daha da zoru; teşhisi, tanıyı hastaya kabul ettirmektir.

FAKİRİN DE ZENGİNİN DE HAKKINI ALDIĞI DÜZEN
Erbakan Hocamızın onlarca Adil Ekonomik Düzen konferansı dinlemiş bir Millî Görüşçü olarak, şu notu büyük bir samimiyetle düşmek isterim bu yazıma: Bu millet senelerdir sömürüldüğünün farkına bile varmamıştı. Erbakan Hoca, bunu tarlada karasabanıyla çift süren köylü karikatürüyle anlatmayı başarmıştı. Komünizmde tarlasını sürüp ekmek isteyen köylü karasabanı düğümsüz iple, kapitalizmde de daha kolay olsun diye düğümlü iple çekiyordu. Batı’nın kapitalizmi ile Doğu’nun komünizminde kölelik arasındaki en önemli fark, kölelik ipindeki düğümün varlığı veya yokluğuydu. Komünizm ve kapitalizmde yoldan çıkan araba ya sol şarampole, ya da sağ şarampole devriliyordu. Ezen ve ezilenlerin olmadığı, ekonomik gelir katmanlarında sınıflanmış çatışma ortamına müsaade edilmeyen Adil Ekonomik Düzen, tamamlayıcılık ve bütünlük öngörüyordu. Adil Ekonomik Düzen, işçinin de sanayicinin de, köylünün de şehirlinin de, alanın da satanın da, esnafın da müşterinin de, müteşebbisin de devletin de hakkını koruyordu. Üretimde de, tüketimde de herkes vardı. Zenginin de, fakirin de hakkını aldığı düzendi.
Bir iklim, bir bakış, bir mana üzerinde durmayı tercih ettiğim bu yazıda, teknik bilgilerle sizi zorlamayacağım. Ama Adil Ekonomik Düzen ile ilgili şu yorum en azından bir veri olarak zihnimizde yer tutsun isterim: “Adil Ekonomik Düzen faize karşı İslam’ın koyduğu kuralları aynen uygulamakta, faizin şiddetle yasaklandığını tam anlamıyla kabul etmekte ve faizi ekonomik sistem için bir gereklilik görmemektedir. Adil Ekonomik Düzen, vergi ile zekat karşılaştırmasında da vergiyi tamamen ayrı bir ekonomik araç olarak görmekte ve devletin gelirlerinin faktör tedarik etme karşılığında üreticinin gelirine ortak olmak suretiyle sağlanacağını ortaya koymaktadır. Adil Ekonomik Düzen’de karşılıksız para basma yoktur. Bununla birlikte banka parası yani kaydi veya hayali para da olmayacaktır. Böylece ekonomide her dönem canlanma evresi devam ettiği halde enflasyon olmayacaktır. Prof. Dr. Necmettin Erbakan, başbakan olduğu 54. Refahyol Hükümeti döneminde canlanma dönemini enflasyonsuz geçirerek ve stagflasyonun tam tersini gerçekleştirerek iktisat bilimi literatürüne önemli bir katkıda bulunmuştur. Böylece Adil Ekonomik Düzen, içinde bulunulan çağın ihtiyacına çare olma özelliğini uygulamalarla ortaya koymuştur.”

ADİL DÜZEN, BİR ZAMANLARIN NOSTALJİSİ DEĞİL, KURTULUŞ REÇETESİDİR…
Erbakan Hocamızdan bahis açıldığında güya onu anlamış gibi göründüğümüz klişe cümleleri çok kullanırız. Bu klişelerden birisi de “Adil düzen’ diyerek tüm dünya için bize değerli hazineler bırakmıştır” cümlesidir. Bu cümleyi, her duyduğumda irkilmiş ve reddetmişimdir. Zira bu cümle Adil Ekonomik Düzen’i bir slogana indirme gayretini ve gafletini içinde saklar. “Adil Düzen”in cümle içinde kullanılması bir hazineyi anlatmaz. Adil Düzen, ancak kurularak ve uygulanarak hazineye dönüşür. Adil Düzen’i kurmaktan vazgeçip de, Adil Düzen’e iltifat etmek, güzel sözlerle anlatmaya çalışmak kendimizi aldatmak olacaktır. Adil Düzen, bir değerse eğer, hazine olabilmesi için bilinmesi yetmez; elle tutulması, yaşanması ve faydalanılması gerekir çünkü. Adil Düzen’i bir zamanların nostaljisi, bir dönemin siyasi hikayesi olarak görmek; Adil Düzen’i Erbakan Hocamızı Başbakanlığa taşıyan iki kelimelik güzel bir slogan olarak göstermek, onu yok saymak değil midir? Adil Düzen, çağın ve çağın insanının ihtiyaçlarına cevap veren bilimsel bir çalışmadır. Evet, kabul ediyorum “Adil Düzen” söz dizini olarak da çok beğenilmiş, güçlü bir slogan olarak da kendini hissettirmiştir. Bunun iki nedeninden birincisi, Adil Düzen’in Prof. Dr. Necmettin Erbakan tarafından büyük bir inanç ve heyecanla halka aktarılabilmiş olmasıdır… Kim dinlemişse etkisi altında kalmıştır. İkincisi de, çağın adil olana ihtiyacı ve kurulu köle düzenine itirazıdır. İnsanlığın maruz kaldığı paylaşım krizi ve her türlü çifte standart ve haksızlıklar Adil Düzen’i sevdirmiştir.

ÇÜNKÜ BATAKLIKTA GÜL AÇMAZ!..
Hülasa-i kelam… Zenginliğin nimetlerini, fakirliğin sabrını, insanın insanlığını… İçerisine çektiği her şeyi, bütün değerleri çürüten küresel bir bataklığa mahkum edilen insanlık için bir bahçe çalışmasıdır Adil Ekonomik Düzen. Erbakan Hocamız, bataklıkta gül yetiştirmeyi vadetmemiştir. Güllerin açabileceği bir bahçe kurmayı tercih etmiştir. Zira bataklıkta daha iyisini yapmak, bataklıkta ayakta ve hayatta kalmak değildi mesele. Mesele eşref-i mahluk olarak var olmaktı.

Hayal dedik ya… Düzen dedik ya… Hayaller de, düzen de kurulan bir şeydir. Hayal kuralım, düzen kuralım… Çünkü bataklıkta gül açmaz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kurdaş - Mesaj Gönder

# Altın

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

02

Fabrika Yapan Fabrika - Çok faydalı bir yazı olmuş, elinize sağlık. En kısa zamanda hocamızın Adil Düzen kitabını okuyacağım inşallah.

Yanıtla . 4Beğen . 0Beğenme 07 Mart 14:01
01

Ahmet c. - Hocamızı çok özlüyoruz. Şimdi de olsa yol gösterse dediğimiz çok oluyor. Nur içinde yatsın.

Yanıtla . 4Beğen . 0Beğenme 07 Mart 10:17


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?