Reklamı Kapat

Erbakan ve öfke

Erbakan Hoca’mız, Gümüşhanevi Dergâhı’nın, Hacı Hasip Serezli, Abdülaziz Bekkine ve Mehmet Zahid Kotku gibi üç seçkin ve saygın hocasından nemalanmış bir tasavvuf ve gönül adamıdır.

Onun yaşantısı Kur’an ve sünnet çerçevesine göre şekillenmişti. Elbette bu cümle “o hatasızdı” olarak okunmamalı. Peygamberlerin haricinde hatasız ve günahsız kul bulunmaz. Ama o hatalarını asgariye indirmeyi başarmış bir insandı.

 Geçen gün bir anma programında bir arkadaşımız sordu:

* Erbakan Hoca’mız hiç öfkelenmez miydi?

Dedik ki, elbette öfkelenirdi. Ama onun öfkelenmesi istisnai bir olaydı. Öfkelendiğinde ise kontrolü asla kaybetmez, ölçüyü kaçırmazdı. Onun öfkesi de şahsi değil, davası uğruna olabilirdi. Biz onun öfkesinin bir iki tanesini anlatabiliriz. Bunlar haricinde tavırları hep mütebessim ve vakurdu.

Bunlardan ilkini, Allah şifalar versin ve ömrüne bereket katsın Yasin Hatipoğlu Bey anlatmış ve biz de Allah Dostu Erbakan kitabımızda nakletmiştik. Özet olarak:

“1983 Genel Mahalli İdareler Seçimleri öncesi aday belirleme çalışması yapılıyor. İllerden, ilçelerden görevliler gelip aday adayı listelerini takdim ediyorlar. Bir ilçenin sorumlusu aday adayı listesi getirmemiş. Liste neden yok, diye sorulduğunda geçerli bir mazereti de yok. Erbakan Hocam müthiş kızdı. Elini yumruk yapıp masaya öyle bir vurdu ki, hayretler içinde kaldık. Diyordu ki:

* Bana bak bana, arkadaş! Ya gelir Allah’a hizmet ederiz, ya da gider Moşe Dayan kâfirine hizmet ederiz! Neden görevinizi yapmazsınız, Allah’tan korkmaz mısınız?

Aradan bir müddet zaman geçti. Hocam sakinlemişti. Ben o zaman dedim ki:

* Hocam ya, sizi çok asabi gördüm, şu kadar senedir beraberiz, hayatımda o kadar kızdığınızı hiç görmemiştim. Dedi ki:

* Yasin, güzel kardeşim! Ben o ilçede belediye başkanı olacak değilim, anam babam da olacak değil! Bizim sorumluluğumuz var. Bizim görevlimiz o ilçeye gitmedi diye sorumluluk üstlenmek istemeyiz. Bu sebeple bir masumun orada uğrayacağı gadrin hesabını Allah bizden sorar! Tedbiri niye almadın diye! Yasin kardeşim, ben bunun için kızdım!

Sonra o arkadaşı da çağırttırdı, dedi ki:

* Kusura bakma, ben seni azaptan kurtarmak için öyle sert konuştum!

Helalleşildi, arkadaş da hocanın elini öptü, görevine döndü.”

Bir tanesini de Allah ömrünü bereketlendirsin Hasan Aksay Bey anlatmıştı, Allah Dostu Erbakan kitabımıza almıştık. 1975 yılında kurulan Milliyetçi Cephe Hükümeti’nde Süleyman Demirel’in Başbakanlığında toplanan son Bakanlar Kurulu’nda CGP Genel Başkanı ve Devlet Bakanı Turhan Feyzioğlu’na karşı öfke ile kükremiş. Teferruatı kitabımızda var, merak edenler oradan okuyabilir.

Diğer bir kontrollü öfkesi ise hemen hemen herkesin bildiği TBMM kürsüsünden, “Bana ne Amerika’dan!” haykırışıdır.

Bir başka örneğe de bizzat biz şahit olmuştuk. Saadet Partisi Genel İdare Kurulu toplantısında.

2004 yılındayız. GİK toplantımızı Erbakan Hocam yönetiyor. Gündemdeki konular müzakere ediliyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Cidde Ekonomik Forumu’nda yaptığı İslam Ortak Pazarı yani İslam Birliği’nin aleyhindeki konuşmasını gündeme aldı. Başbakan neler söylemişti? Çok şey. Ama konuşma bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın konuşmasından ziyade, adeta Amerika ve Avrupa’nın ısmarladığı bir konuşma gibiydi. Bu konuşmanın ana fikri de her sahada küresel ve evrensel kaidelere uyulması gerekliliği üzerine kurgulanmıştı. Din ve milliyet eksenli birlikteliklerin artık küresel dünyada geçerli olamayacağı, paranın dininin ve milliyetinin olamayacağı vurgulanıyor ve en önemli cümle ifade ediliyordu:

“Bugünkü küresel dünya şartlarında İslam Ortak Pazarı gibi düşünceler asla geçerli, gerçekçi ve mümkün değildir!”

İşte Erbakan Hocamın başkanlığında yapılan müzakerelerde söz bu cümlenin tahliline gelmişti. Bu sözler onun bir ömür verdiği İslam Birliği’ni baltalamak anlamına geliyordu. Hocam konu hakkında konuştukça kızarıyor, bozarıyordu. İçinde fırtınaların estiği anlaşılıyordu. Sinirlilik hali birden zirveye çıktı ve yumruğunu sıkarak havaya kaldırdığı sırada:

* Suratına bir tokat vuracaksın!.. Sözü ağzından dökülüverdi. Yumruk havada olduğu halde durakladı. Biz hayretten donakalmıştık.

Bekledi, kıpkırmızı olan yüzü yavaş yavaş normale dönmeye başladı. Bu sefer yumruğunu gevşetip elini masaya indirirken bizim şaşkınlığımıza bakarak gülmeye başladı.

Biz de sesli sesli güldük. Ama bu gülme normal bir gülme değil, sinir boşalması bir gülme şekli idi. Müzakereler kaldığı yerden devam etti.

Bu örnekler bize gösteriyor ki, Erbakan Hoca’mızın öfkesi de davası için oluyordu. Biz Milli Görüşçülere örnek davranışlarının biri de budur:

Erbakan öfkesini yerinde ve zamanında kullanır, kontrolünü asla kaybetmezdi.

ÖFKE

Dedem rahmetli, bizlere derdi;

“Keskin sirkeyi koymayın küpe”

Bak öfke günün en büyük derdi,

Dedemin sözü, kulağa küpe!..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ekrem Şama - Mesaj Gönder

# Saadet

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?