Reklamı Kapat

Hollywoodvari bir başlangıç

Standart Hollywood klişesi, mağdura yatan oyuncusuna, “Ben vergisini veren bir vatandaşım!” dedirtir. Vatandaşlık kriteri daha belirgin olsun isteniyorsa; “Ben vergisini veren, faturalarını ödeyen bir vatandaşım” şeklinde uzar. Daha eski bir yapımda bu vurguyla karşılaşılıyorsa renkli televizyon yahut kablo TV devreye girer. Sadece vatandaş olmanın en azından o ülke için nasıl bir anlam ifade ettiğini belirtir; yaşam standardı için başka ögeler kullanılır. Vatandaş vergisini veriyor, faturalarını ödeyebiliyor, birbirine karşı hoyrat ve küfürlü konuşabiliyor, içkisini içip, ekmek arası rızkını ısırabiliyorsa hiç mesele yoktur. Bunların dışında devasa binalar, bol araçlı caddeler, yüksek tavanlı ve de içinde at beslenip cirit oynanabilecek kadar geniş evler göstermek besbelli üstün olduğuna inanılan kültürün lansmanıdır.

Hemen her Hollywood yapımında dubleks yahut tripleks diye anılan aşırı alımlı, boyası badanası ve dahi garaj kapısı mütemmim, arkası havuzlu; önü bahçeli, rengarenk çiçekli hatta çim biçme makineli bir konut arzı endam ediverir. Araçlar dersen hemen her Amerikan vatandaşının adeta elinin kiridir. Belki bütün sorun caddeler fazla geniş olmadığından yahut hükümet mütemadiyen yol, köprü, viyadük yapmakla övünmediğinden trafiğin sıkışmasıdır. Kolluk güçlerinin sert davranması, olası bir banka soygunu ya da yükünü tutamamış bir bankanın halkı soyması dışında neredeyse aksiyon yoktur. Haliyle Hollywood filmlerinin konusunu, izleyiciyi sürükleyip götüren türden bol silahlı, kovalamacalı, vurdulu kırdılı ve de yuvarlanıp atlamalı atraksiyonlar oluşturur.

İş bu ürünler pazarlandığında -ki söz konusu alanın pazarı olduğu gibi Hollywood film endüstrisinin teamüllerine göre şekillenir- dünyanın ücrasında alıcı konumu üstlenen izleyici, muhtemelen verilen gerçeklik izlenimini daha havada yakalar. O gerçeklik özellikle bir memlekette vatandaş olma, haklardan yararlanma, haksızlığa uğramama kriteridir. Dolayısıyla seyirci idealize edilen hayat standardını başkasında görüp hayıflanır. Yahut da coğrafyanın kader olmayıp keder olduğuna kendi kendini ikna etmeye çalışır. Kişinin kendi kendini ikna etmesinde bir beis yoktur. Ta ki içine itildiği hayat standardının hak olduğuna bir başkasını ikna etmesin!

Bir memleketin sahip olduğu endüstri, sanat yahut kültürle baskın biçimde kendini reklâm etmesinde pek de sorun olmasa gerektir. Nitekim aynı imkânın başkasının eline geçtiğinde aynı işlevi gördüğü bilinir. Elinde hiçbir imkân olmayıp inkâr ve yalan üretiminde dünya devi olmak yolunda hızla ilerleyenler bile yokluğa dair emsal göstermek için refah durumu yüksek olduğu ezberletilen ülkeleri işaret ederler. Muhatap bile olmadıkları ama mağdur etmeyi başardıkları kitle, mağdur edildiğinin farkına varamayacak hale getirilmekle malul olan insanlar, içine itildikleri hali devasa bir film seti zanneder. Her şey iyi kurgulanmış bir Hollywood yapımı kadar yalandır, tüm muhalifler ve söyledikleri yalandır, yokluklar yoksulluklar yalandır, aç açıkta kaldıkları bile yalandır ama faturalar can acıtacak kadar gerçektir, ödenmelidir.

Bir başka kabiliyetten mahrum olup ikna kabiliyeti yüksek olanlar, yedikleri herzenin faturasını ikna edebildikleri insanlara ödetir. Alabildiğine yüklü faturaları sadece ikna edebildikleri insanlar ödemez, herkes öder. Öyle ki bir memleket için vatandaş kabul edilmenin ana şartı, birtakım vergilerle donatılıp zenginleştirilmiş, sonra zamlarla muhkem hale getirilmiş, sonra da zam üstüne zam bindirilmiş o güzide faturaları ödemektir. Ödemeyi reddedenler vatandaşlıktan çıkarılmayı göze alsa gerektir. Göze alan için sürüklendiği durum belki yeni bir umut kapısı olur.

Hollywoodvari Bir Son / Hollywood Ending, aslında Woody Allen tarafından yazılan ve yönetilen, aynı zamanda başkarakteri oynanan 2002 yapımı Amerikan komedi filminin adıdır. Yönetmek baskısı nedeniyle histerik körlük çeken bir zamanların ünlü bir yönetmeninin hikâyesini anlatır. Biraz da Hollywood tarzını ele verir ki her bitişin yeni bir başlangıca kapı araladığına inanmak isteyen insan evladı, adeta Meksika sınırını aşıp selamete erercesine başka memlekete iltica etmeyi deneyip haklarının teslim edildiği, insanca muamele görme ihtimalinin olduğu veya en azından bunları umabileceği hayata doğru yol almak ister. O dahi sanıldığı kadar kolay değildir. Zira sınırlarla, kurallarla, korumalarla muhasara edilmiş bir memlekete girmek kadar oradan çıkmak da imkânsız görünür. Hikâyeler belki Meksika sınırında değil de Meriç civarında son bulur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?