Reklamı Kapat

Saadet Partisi’ne Vurmanın Dayanılmaz Cazibesi

İnsan haklarının en temel parçalarından birisi olan ifade özgürlüğü belki de diğer hürriyetlerin arasında en fazla suiistimal edilendir. Bu hak bireylerin düşüncelerini rahatça ve korkusuzca ifade edebilmeleri esasına dayanır ve insan olmanın en tabii şartlarından birisidir. Ama özgürlüğün sınırları doğru bir şekilde belirlenmezse o zaman bireyin başkalarına karşı en vahşi saldırganlık hali olarak karşımıza çıkabilir. İngilizce “iptal etme” olarak bilinen “cancel” fiili son dönemlerdeki iletişim teknolojilerinin ve araçlarının artması ile birlikte başka anlamlar da kazanmaya başlamıştır. “İptal kültürü” (cancel culture) veya daha genel anlamda “meydan okumak, tehdit etmek veya hodri meydan demek” diye anlaşılabilecek kavramları gündelik hayatımızın bir parçası haline gelmiştir.

Daha çok Z kuşağının yoğunlukla kullandığı düşünülen “yeni medya” araçları bir taraftan ifade özgürlüğüne yeni açılımlar getirirken öte yandan bu imkânların kötüye kullanılmasıyla başkalarına zarar verme için de inanılmaz(!) fırsatlar ortaya çıkarmıştır. Twitter ve Facebook gibi sosyal medya mecralarında bireyler maalesef bu son dönemde elde ettikleri hürriyeti sonsuz ve sınırsız gibi algılamışlar ve ortaya temel insani değerlerden bile yoksun saldırganlık kültürü çıkmıştır.
Daha önce telgraf ve telefon gibi aracılarla yapılan iletişimde bireyler karşılarındakilerle nispeten bir tanışıklıkları olduğu veya elde belge niteliğinde bir materyal bulunduğu için göreceli olarak saygılı davranıyorlardı. Tabii yüz yüze iletişime göre gerçek duygular biraz daha rahat ifade edilebiliyordu. Ancak internetle birlikte bireyler kimliklerini açıklamak zorunda hissetmeden ve hiçbir değer yargısına riayet etmeden güya “demokratik ifade özgürlükleri”ni kullandıklarını iddia edebilmektedirler.

Beğenmedikleri, işlerine gelmeyen her türlü düşünceyi ve ideolojiyi “boykot” etmeye, “iptal” etmeye, tamamen “ortadan kaldırma”ya, “dışlama”ya, boykot edenin hayatından ve her türlü iletişiminden “çıkarma”ya ve “görmezden gelme”ye başlamışlardır. Bu tavır, ilk başlarda daha çok toplumda öne çıkmış meşhur kişilerden “desteğini çekme, onları yok sayma, ortadan kaldırma veya iptal etme” şeklinde bir boykottu. Yani, tanınmış bir kişi bazılarına göre hatalı bir davranış sergilerse veya bir söylemde bulunursa sosyal medya kullanıcıları tarafından bir türlü linçe tabi tutulabiliyordu. Her ne kadar çevrimiçi eleştiri kültürü belirli ölçüler ve saygı çerçevesinde yapıldığında bir tepki olarak değerlendirilebilse bile çoğu zaman sınırları aşıp zorbalığa ulaşmakta ve genç nesillerin ahlaki gelişimlerine menfi tesirler yapmaktadır. Bu durum bazılarınca modern dönemin sosyal adaleti olarak görülebilir. Mesela, meşhur olmanın getirdiği bir güçle başkalarına hakaret eden kişilere karşı kitlesel bir tavırla onların hatalı tavırlarına karşı bir duruş sergilenebilir.

Örneğin, bir siyasi lider, tanınmış bir sanatçı ya da bir kanaat önderi İslam’ın veya Müslümanların aleyhine bir söylemde bulunmasına karşılık sosyal medyada sertçe eleştirilebilir. Ya da mazlum coğrafyalarda zor şartlarda yaşamak zorunda bırakılan halklara destek olunduğunda sorumlular suçlarını örtbas etmek için yine bu yöntemi kullanabilmektedir. Birkaç gün önceki bir yazımızda Harry Potter filmlerinde rol almış bir oyuncu olan Emma Watson’a sosyal medyada Filistin’e destek açıklaması yaptığı için hemen “iptal kültürü” devreye sokulduğundan ve itibarsızlaştırmaya çalışıldığından bahsetmiştik.

Bu oyuncu ilk akla gelen suçlama aracı olan anti-semitizm suçlaması yapılarak boykot edilmişti. Ancak Müslümanlara karşı eleştirinin ötesinde yapılan hakaretlerde İslamofobi gibi bir etkin söylem olmadığı için bu hakaretler cevapsız kalmakta, etkin bir karşı duruş kamuoyunun gündemine sokulamamaktadır.

“İptal kültürü” eğer bir hakaret ve aşağılama karşısında söz ve eylemin sahibini eleştiri ve yaptığı yanlıştan dönmeye çağrı olarak gerçekleşirse demokratik bir tepki sayılabilir. Ama özellikle de bizim ülkemizde bu tavır daha çok siyasi ve ideolojik olarak beğenilmeyen davranışlar karşısında ortaya çıkmaktadır. Son zamanlarda bu konuya dair verilebilecek o kadar çok örnek var ki onları tek tek saymak bu yazının sınırlarını aşar. Mesela en son Trabzon’da bir miting sırasında sahneye alınan bir çocuğa orada olmayan bir siyasi partinin liderine hakaret etmesine izin verilmesini eleştiren birçok kişiye iptal kültürü uygulanmıştır. Onların şu veya bu parti belediyelerinden aldıkları konferans veya konser ücretleri yayınlanarak sanki sadece maddi sebeplerle eleştiri yaptıkları iddia edilerek toplum nezdinde değersizleştirilmeye çalışılmışlardır. Yani bu yaklaşım ortadaki yanlışla ilgili kafa karıştırma girişimi olarak ortaya çıkmıştır. Oysa cevap veren kişilerin yanlışları varsa bile “tencere dibin kara” algısı içinde kaynamış gitmiştir.

Geçtiğimiz hafta boyunca da İsrail Cumhurbaşkanı’nın Türkiye ziyareti ile ilgili eleştiri yapan Saadet Partisi’ne yönelik bir kampanya düzenlenmiştir. Saadet Partisi, İsrail’in Filistin’de uyguladığı insanlık dışı uygulamaları eleştirerek o ülkenin cumhurbaşkanının burada bir resmi ziyaret kapsamında ağırlanmasının doğru olmayacağı görüşündedir. Ya da en azından İsrail’in buradaki protestoları göz önüne alarak politikalarında değişiklik yapması için bir baskı oluşturmayı amaçlamıştır.
09 Şubat 2022 günü saat 20:24’te kendi YouTube kanalında hazırlanmış bir videonun kendi hesabından Twitter’a düşmesi ile kendisini dini bir kanaat önderi sayan Cübbeli Ahmet Hoca adıyla tanınan Ahmet Mahmut Ünlü yine kendisinin bir gün önceki Saadet Partisi’nin İsrail eleştirisine sebepsiz bir şekilde, başka bir ülkeyi karıştırarak yapmış olduğu eleştiriye karşı cevap vermeye çalışmıştır. Oysa İsrail Cumhurbaşkanı’nın ziyaretinin gayet demokratik bir biçimde bir siyasi parti tarafından eleştirilmesinden daha tabii ne olabilir? Merak edilen husus, toplumun başka hiçbir kesiminden tepki gelmemesine rağmen neden böyle bir tavır takındığı veya takınmak zorunda kaldığıdır.

Normalde kitlelerin meşhur birisinin yanlışına karşı gerçekleştirilen iptal kültürü bu örnekte tam tersine uygulanmaya çalışılmıştır. İsrail konusunda hassas olduklarını iddia edenler, hatta bu konuda en önde gidenler dahi Saadet Partisi’ne yapılan bu haksızlığa susarak sessiz destek vermişlerdir. Ahmet Mahmut Ünlü hem de kendi şahsi hesabından -yani başkaları tarafından değil- kendi kendisine “bitirmek” gibi değer yargısı içeren bir başlık ile video paylaşımında ise bir beis görmemiştir: “Cübbeli’den Saadet’i Bitiren Video” (https://twitter.com/c_ahmethoca/status/1491462936052875273 ).

Hiç de iyi olmayan hatta hasmane bir niyetle bir siyasi partiyi tabir caizse bitirme iddiasına yönelik bu konuşma videosu siyasetin tüm yapıları nasıl kökünden sarstığı ve dünyalık menfaatleri icabı aktörlerin nasıl bir pespayelik içine düşürüldüğünün göstergesidir. Demokrasilerde elbette herkesin ve her kesimin eleştiri yapma hakkı vardır ama eleştiri sınırlarını aşarak yakıp, yıkıp, yok etmeye yönelik hoyratça bir tavrın hele kendisini bir din adamı olarak tanıtan bu kişinin, dine bile zarar vereceğini görememiş ve akledememiş olması Saadet Partisi’ni yok etmeye çalışmasından daha vahimdir.

Saadet Partisi’nin ülkenin en köklü siyasi hareketlerinden birisi olan Millî Görüş hareketinin temsilcisi olduğu biliniyor olmasına rağmen bu tavır ve kullanılan dili eleştirinin bir parçası değil, olsa olsa hedef şaşırtmaca, belki de bilerek veya bilmeyerek adı geçen ziyaret için arazi temizliğidir. Bu yaklaşım İsrail ile ilgili başta bu milletin bütün evlatlarının sonra da dindar kesimlerin duruşlarını, eleştirilerini zaafa uğratmak değilse nedir?
Bu arada bu şahsın her fırsatta Saadet Partisi’ni hedef alması da gözlerden kaçmamaktadır. Saadet Partisi’nin eleştirilecek tarafları varsa tabi eleştirilir ancak hapiste kimse yüzüne bakmazken, yan yana gelmeye korkarken, kendisini ziyaret edenlere karşı vefalı olmak, vicdansız olmamak ve eleştiride hak hukuk sınırlarına riayet etmek en asgarisinden insanca bir yaklaşım olur.

Sonuç itibariyle ifade özgürlüğünün sınırları aslında evrensel ahlâk kuralları içinde belirlenmiştir. Bu durum bizim kültürümüzde “kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma” şeklinde yer bulmuştur. “İptal” edilmesi, ortadan kaldırılması gereken yanlışlar; hakaret, yanlışı yanlışla örtme, kin ve nefret yükleme-yüklenme, ötekileştirme, kamplaşma, ayrıştırma, dinden soğutma, dini siyasi ikbal ve ticarete alet etmek gibi davranışlar olmalıdır.
Ayağa kaldırılması gerekenler ise sevgi, saygı, tahammül, merhamet, adalet, aklıselim, ilim irfan dengesini sağlamak gibi hasletler olmalıdır. İddia değil ikna, çatışma değil istişare merkezli iletişim dili hayata geçirilmelidir. Yapmak zor yıkmak kolaydır. Bir kişi yarın aklına geldiğinde, önüne çıktığında pişman olacağı, utanacağı, yüzünün kızaracağı sözler söylememelidir. Bir kişiye yanlış yapar, sonra helallik alır kurtulursunuz ama Allah milyonlarca insanın hakkına girmekten hepimizi korusun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Latahse - Allah razı olsun Baskanim çok güzel ozetlemissinz Bir milgorucluolarak hakkim ahirete biraktim içimiz yanarak muslumanim diyen insankardanboylesi iftiralara maruz kalmak ne aci sadece mevlaya havle ediyoruz boyle insanlari

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 22 Şubat 11:10


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?