Anılardan devşirilmiş

İyi de sen bu yemeği zorla yemektesin.

Fakat her seferinde en sevilen yemek denince aklına neden o gelmekte.

Bu ne perhiz diye sormaktasın kendine.

Anılardan tat devşirilmiş.

O yıllarca giyilmemiş, dolap beklemiş.

Bundan böyle giyileceği de şüpheli olan onca giysiler de öyle.

Fakat daima kutsal ören yeri gibi korunmakta.

Kitaplarda öyle.

Kimilerinin kitaplıklarına dahi sokmadığı.

Sizin de fazla haz etmediğiniz kalemlerin yapıtları.

Hani bağışlasanız başkalarını da zehirlemesin diye asla bir yerlere veremeyeceğiniz.

Fakat kendi kütüphanemizde olmazsa olmaz duran köşe kapmacı mızıkçılıklarına daima saygılı kalışımız.

Çiçek seçiminde de hep aynı saplantı.

Eski evini bilir, patlamış kolonlarını yenisi ile yer değiştirdiğinde temizlenecektir odalar; lakin itiraz hatıraların dozer darbelerine kurban edileceği üzerinedir.

Bir telefon kadar yakınken dost yüreklere dokunmak.

Üşengeçlik butonunun hep basılı tutulması.

Kara siyasanın ağaları paşaları.

Dağ gibi hatalarına karşın.

Bağlısının bir kaşık suda boğacak kadar haz etmediği.

Lakin dededen kalma kalıpların içerisinde, bulanık sulardan çıkamayanların daima tercihi olan o şartlı refleks.

Onca okulları devir de kalk git, tenkit ettiğin şeyhin vakfına.

Her seferinde o zenginliği, ihtişamı eleştir, ilenç duy.

Hiç yakıştırama ona, kendine, orada bulunmana.

“Efendi Hazretleri” sözcüğünü tazimle kullananlara gözünü kısıp eleştirerek “bak ama yine” diye hesap sor fakat ayrılama o kapıdan bir türlü.

Bu şirret adamı nasıl çekiyorsun diyen komşuları sessizce dinleyip.

Annelerin,“bırak gel artık” çağrılarına daima kulak tıkayanların

Taşıdığı bu ağır evrende.

Bütün o ücretsiz kaydolunan derslere.

Bariyer olarak başka işlerin çıkması hep.

Derse bir türlü devam edilememesi.

Lakin sadece eğlenceye, işlerin bahane olamaması.

Hasta daha dirençlidir derdine.

Başkaları daha fazla dehşete düşer her seferinde.

O şaşkın bakışlar karşılık bulduğu anda endişe kovalarla dökülür kalbe.

O hemen ölüverecekmiş de bize hakkını helal etmeyecekmiş telaşını.

Hasta da anlamaktadır kendisini ölü yerine koyduklarını.

Sanki onlar bırakırlarsa kopacaktır evrenin ipleri.

O yemek kimse sevmese bile pişecek.

Ölmüş annenin anıları yâd edilecek.

Sevilmese de o türkü her çaldığında gözler nemlenecek,

Babamın en sevdiği türküsü deyip de, dalıp gidilecek olmayan dağlara, deryalara.

Ölüler suskunsa da sıkı sıkıya ağzını kapatsa da, kimsenin konuşamayacağı kadar çok söylemektedirler aslında.

Bugünlerde kardeşlik kalkmış tedavülden.

Geçmez akçe.

Herkes nedenlerini sonuçlarını bilmekte.

Konuşmaya bile gerek görmemekte.

Söz devri bitti, geçti gitti.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?