Reklamı Kapat

Siyaset, belirsiz ve umutsuz yapıdan kurtulmalı

Samsun’da Atatürk anıtına yönelik saldırı girişimi, HDP ve CHP milletvekillerinin doğrudan İslam’a yönelik sözlü saldırıları, bir türlü çözüme kavuşturulamayan elektrik kesintileri, peşi sıra gelen ve bu yüzden de takibi imkânsızlaşan zamlar…

Daha da önemlisi, tüm bunlar yaşanırken siyasetin çözüm üretemeyen yapıya sahip olması…

İktidara güvenin azaldığı ve hatta öfkenin arttığı ama muhalefetin güven tesis edemediği belirsiz bir yapının var olması… 

Son günlerde yaşanan bu gelişmeler, birbirinden bağımsız değerlendirilmemesi gereken nitelik arz etmektedir.

Elbette ülke gündeminde geniş yer tutan bu olayları birbirinden bağımsız gelişmeler değil, bir bütünün parçaları olarak değerlendirmek daha doğru tahlil yapılması imkânı sunmaktadır. Bu noktada geçmiş hadiselerden derslerin çıkartılması da önem arz etmektedir.  Bugün yaşanılan durumu özetleyecek olursak; bir yandan gündelik yaşam konusunda toplumsal hoşnutsuzluk ciddi düzeyde artarken diğer yandan ise yaşam tarzları üzerinden kutuplaşmanın hakimiyeti çok daha belirgin hale gelmektedir.

Ana aktör konumundaki siyasi partiler ise özellikle muhalefet partileri, edilgen bir konumda yer almaktadır. İktidar partisine özellikle değinmiyorum çünkü zaten ülkenin geldiği nokta iktidar partisinin icraatlarının neticesidir. Ümit vermesi gereken, ufuk açması gereken, çözüm yollarını ve önerilerini ortaya koyması gereken iktidar partisi değil, muhalefet partileridir. Geçmiş örneklerine bakıldığında siyasal ortamın yukarıda bahsedilen hale geldiği dönemlerin ülke açısından çok daha büyük olumsuzlukları beraberinde getirdiği görülmektedir.

Örneğin ekonominin yönetilemez hale geldiği 1980 öncesi dönemde sağ-sol kavgası çözüm olmadığı gibi tam aksine CIA yönlendirmeli askeri darbe ile neticelenen ve ülkenin bir bütün halinde kaybettiği süreç yaşandı. 1960 darbesinin de benzeri neticeler doğurduğu herkesin malumu. İşin özü; toplumsal kutuplaşmanın ve hoşnutsuzluğun hâkim olduğu konjonktürler kaostan düzen kurmak isteyen ırkçı emperyalistler açısından elverişli ortamlar oluşturmaktadır. 

Kaos düzeninin kurulması için ülkelerin iç savaşa sürüklenmesi, darbelerle karşı karşıya bırakılması gibi çeşitli stratejilerin yürütüldüğü bilinmektedir. Son dönemde Suriye ve Yemen’de örneğini gördüğümüz gibi vekalet savaşlarının başlatılması da yeni bir iç savaş stratejisi olarak karşımızda durmaktadır.

Türkiye’de toplumsal yapının iç içe geçmişliği, tüm müdahalelere karşın iç savaş senaryolarının hayata geçirilmesine engel teşkil etmektedir.

Alevi-Sünni ya da Türk-Kürt çatışmalarının çıkartılması suretiyle iç savaş ortamının sağlanması girişimleri bugüne kadar milletimizin sağduyulu ve temkinli yaklaşımıyla boşa çıkartılmıştır.

Bununla birlikte çok partili yaşama geçildiğinden bu yana Türkiye’de siyasal hayatın askeri darbeler ile kesintiye uğratıldığı bilinmektedir. Bu durum, Türkiye’nin siyasal kültürüyle doğrudan ilintili bir durumdur.

Bilindiği gibi Türkiye’de iktidar mücadelesinde askeri ve sivil bürokrasinin kurucu kadrolar olması özellikle askeri bürokrasinin siyaset ile ilişkisini doğrudan şekillendirmiştir.

Ne yazık ki, ordunun siyasal yaşama müdahale ettiği her dönem aynı zamanda Türkiye’nin önemli kayıplar yaşadığı dönemler olmuştur. Tek başına 28 Şubat darbesi ele alınsa dış mihrakların planladığı, ordunun ve medyanın kullanıldığı bu darbe sürecinde Türkiye’nin ne denli maddi manevi kayıplar yaşadığı görülecektir. Nitekim dönemin kudretli paşalarının, siyasetçilerinin ve gazetecilerinin yıllar sonra nedamet içerikli açıklamaları bu vahameti ortaya koymaktadır.Onun için bu dönemler gerek siyasi partiler açısından gerekse vatandaşlarımız açısından önemli imtihanlardan geçilen dönemlerdir.

Zira bu dönemler; siyasi partilerin bin düşünüp bir adım atması gereken dönemlerdir. Meşruiyetin sefaret koridorlarında ya da normalleşme adımlarında değil, insanımızın yanında, vicdanında aranması gereken dönemlerdir. Siyasetin gündelik koşuşturmasında vatandaşlarımızın beklentileri yerine birtakım mahfillerin beklentilerini karşılamaya yönelme hatasına düşülmemesi gerekir.

Vatandaşlarımızla buluşmak, onların taleplerini ve beklentilerini anlamaya çalışmak ama daha da önemlisi onları inancımıza, tarihimize, aslımıza uygun hedeflere yöneltmek siyasi parti çalışmalarının odağında yer almalıdır. Bu yüzden Türkiye’de kısır döngüye sokulan mevcut siyasetin yeni bir soluğa, yeni bir açılıma her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır.  Zira iki kutba zorlanan siyasetin yeni fay hatlarına ve kırılmaya yol açma tehlikesi göz ardı edilemeyecek kadar önemlidir.  Ve ne yazık ki, kırılmaların neticesinde hiçbir zaman kazanan Türkiye olmamaktadır!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bekir Gündoğmuş - Mesaj Gönder

# Suriye, CHP

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Ramiz - SÖZLÜ SALDIRILARA CEVAP YAZABİLİRSİN KARDEŞ. İYİ OLUR

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 07 Şubat 12:02


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?