Reklamı Kapat

Hitap muhatap mobese kulak asma sen her sese

MOBESENİN SÖBELEMESİNDE CANLANMAK 

“Sel oldu geldik, balıkçıya gitmedik!”

“Sel felaketi oldu... Balıkçıya gitmedik, vatandaşımızın yanına geldik.”

İktidara çok yakın iki gazetenin (Hürriyet – Yeni Şafak) okunması için arama sitelerine koyduğu haberlerin reklam cümleleri bunlar. Haberin devamı ise Tv kanallarında çok duyurulmuştu; hem de teferruatı hatırlatılarak...

“2020 Ağustos’unda meydana gelen sel felaketinde aralarında Dereli’nin de bulunduğu 7 ilçemizde can ve mal kayıpları yaşamıştık.”

Bir yıl önce yaşananların “ Cumhurbaşkanı Erdoğan afet bölgesine gidiyor!”, “Sel felaketinin yaşandığı bölgede” gibi başlıklarla anlatılmasına veya muhalif habercilerin “Mağdurlara çay fırlatmak”tan bahseden yorumlarına girmeden, bir sorumuz var cevabını aradığımız.

Can ve mal kayıpları verdiren sel felaketi ile “Kar, bora, fırtına” tanımıyla sunulan ve İstanbul’da hayatı durduran, zorlaştıran mevsim olayı arasında bir tercihte mi bulunuluyor?

Bir iktidar “Sel felaketi”nde gücünü gösteriyorken, kar yağışında muhalefetin güçsüzlüğünü göstermekle, anlatmakla mı yükümlüdür?

“Ne yazlar eski yaz, ne kışlar eski kış, ne de baharlar eski bahar” diyen Sayın Erdoğan, “Ne olur şu yamaçlara 5 kat, 10 kat binalar yapmayın” da ikazını yaşanacak zararlara karşı bir tedbir diye sunarken bir yıl önce, herhalde AKP’li belediyelerin başarısızlıklarına bir çağrışım yaptırmak istemiyordu.

“Birileri de bakıyorsunuz bir yerlerde kafayı bulmaya gidiyor. Diğer yandan kar, bora, fırtına esiyor hiç umurlarında değil.”

Türkiye’de Türkçe yaşanmış, Türkçe kayıtların, Türkçe tercümesini millete duyurmak neden, mikrofon meraklısı sözcülere ve onlarca kalemşorlara rağmen Sayın Erdoğan’a kalıyor?

AKP’ne yakınlıklarıyla ünlenmiş, yukarıda adını verdiğimiz gazetelerde yer alan bir habere göre, MYK toplantısında Sayın Erdoğan’ın “Siz konuşun tabii; bana bırakmayın” ve “Konuşun tabii, bana kalmasın konular” değerlendirmesini yaptığını okuyunca aklımıza ister istemez cevabını merak edeceğimiz böyle sorular geliyor!

“Bakıyorsunuz öyle bir ana muhalefet var ki, yalandan geçilmiyor. İşte geçen akşam Ulaştırma Bakanı’m gayet güzel bir şekilde ağzının payını verdi.”

Bir bakanın pay verme icraatı varsa bir akşamda, önce Sayın Cumhurbaşkanı takdir etsin, biz sonra yazalım düşüncesinde olmasını muhafız gücü oyuncularının, izahı kolay olmasa gerek.

Bir Ulaştırma Bakanı, “Yolsuzluk var, elimde belgesi var” diyen bir muhalefet liderinin ağzının payını nasıl verirmiş, okuyoruz.

“Cumhurbaşkanı hiçbir zaman hiçbir ihaleye imza atmaz. Bunu devlet tecrübesi olan herkes bilir. Bakanlar da imza atmazlar. Hiçbir ihale ve ödemeye Cumhurbaşkanı imza atmaz.”

İlk cümleyi duyan ya da okuyan insanların bilinç altına şu bilgi veya inancın yerleşeceğine inanıyoruz: Anlatılanlara itirazımız yok ama, Cumhurbaşkanı’nın da imzası yok.

2018 yılında uygulanmaya konulan ve AKP’den başka kimsenin yeni sistemde devlet tecrübesi kazanması mümkün değilken, Sayın Bakanın “Herkes bilir” iddiasını “Bakanlar da imza atmaz” diye yeni bir izahla savunması da ağızlara verilen payları tartışılır kılmakta.

Belki de bu yüzdendir Sayın Cumhurbaşkanı’nın Trabzon’da gençlerle sohbetinde “Her eser ve hizmetin altında bizim imzamız vardır” diyerek, ağız paylı demeciyle tuttuğunu gösterdiği Ulaştırma Bakanı’nı da, 10 yaşlı çocuk görüntülü resimde Sayın Soylu’dan sonra en çok gülen bakan olmasına rağmen, değişebilir bakanlar listesine koyduğunu ilan etmesi.

Nişantaşı surlarının dibine yaptığı  gecekonduda ikamet eden bir Ahmet Hakan mı kaldı defansınızda, deyip yazımızı bitirecekken, gazetemizin sitesinde misafir oyunca Abdulkadir Selvi’nin bir haberini gördüm.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın bir kahvaltıda konuştuklarını kulağına fısıldamışlar.

“Kabinede bir değişiklik yaptık. Bekir Bozdağ’ı, Adalet Bakanlığı’na getirdik. Bekir beyin gelmesi çok isabetli oldu.”

Bakanı atayan, isabetli olduğunu da söyleyendir.

Aktarıcı gazeteci Sayın Selvi’nin kanaatinin, “Bu aşamada kaç bakan değişecek, kimler gidecek, kimler gelecek gibi konulara girmek istemiyorum” şeklinde olmasının sebebi Sayın Erdoğan’ın “Arkadaşlar bu değişikliklerden başka anlam çıkarmasın. Arkadaşlar bu değişikliklerden rahatsız olmasın” yol göstermesi midir acaba?

Yani AKP medyasının elemanları daha ne olur, ne olmaz sorularına cevap bulabilmiş değiller. Kayıtlar böyle yazılsın!

BİNAENALEYH DEMOKRASİLERDE HİTAPLAR DEĞİL, MUHATAPLARDIR FEVKALADE OLMASI GEREKENLER

Bir önceki hafta “Hitabın muhatabı başka” yazımızda konu ettiğimiz “Sezen

Aksu olayı”nı  defanstaki Ahmet Hakan’ın yorumlamasına şimdi tarih düşmek de mecburen, mecburiyetten sayılsın.

“Ne şahane bir geri adımdır bu. Ne güzel bir açıklığa kavuşturmadır bu. Ne harika bir pişmanlıktır bu. Ne muhteşem bir özürdür bu” şeklindeki tasnifleriyle, Sayın Erdoğan’ın demeçlerini edebiyat bilimi ışığında yorumlayan yazar sıfatını kendine layık gören Ahmet Hakan’ı isterdim ki AKP insanları sigaya çeksinler.

Şahane, güzel, harika, muhteşem sıfatlarıyla nasıl sınırlarsın? Yüksek, parlak, fevkalade gibi sıfatları niçin kullanmadın? Vesaire gibi, vesaire gibi desinler,desinler.

Sezen Aksu olayında Sayın Erdoğan’a bekletmeden ve beklemeden kuş çeşitliliği bilgilerini ortaya dökerek lojistik destek sağlayan Cumhur İttifakçısı MHP’nin Sayın Bahçeli’den önceki genel başkanının aynı sıfat peşindeki bir basın danışmanı vardı. Ahmet Hakan’ın kısa destanı elbette onun gayretinin yanında Nobel’e aday olur lakin, o da “Okuyan” biri olduğu için Özal günlerinde bir şeyler oldu.

Merhum Türkeş’in şöyle dedi, böyle dedi diye duyurulan beyanatları yazıldığında gazetelere, bizim “Okuyan” hemen bir izahat dağıtımı yapardı teksir kağıtlarına yazılmış.

“Sayın Başbuğum öyle derken, şöyle demek istemiştir. Şöyle derken, böyle demek istemiştir” gibi cümlelerinde şahane, güzel, harika, muhteşem sıfatları kullanır mı idi, hatırlamıyorum.

Eski “Okuyan”lar şimdi “Hakan” olmuş!

ÖZGÜL AĞIRLIKÇI, ‘’GÜL’’ AĞIRLIĞI İSTEMEDİ

Geçen yılın Kasım ayı sonunda BBC News’e verdiği ve ‘’Erdoğan’a rakip olmayacağım diye içtihatta bulundum; beni fazla zorlamasınlar, içtihatlar değişebilir” başlığıyla basında yer alan röportajın kahramanı Bülent Arınç’ın o gün seslendirdiği arzusu, bugün Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün affı şahaneye mazhar olmasıyla yerine getirilmiştir.

Sayın Arınç’ın bu tavrı, iltihakçı Has Partililere, siz niye geldiniz cezası sayılır mı; kararı tarih verecek. O gün Adalet konusunda “istemezük”lüğünü ilan etmişti.

“Sıkıntı var. Hem de çok büyük sıkıntı var. Bu sıkıntıların giderilmesi için Türkiye’de belki bir iklim değişikliğine, anlayış değişikliğine ihtiyaç var.”

Sayın Arınç’ın da hukuki sıkıntılar yaşadığı Abdulhamit Gül devrinin sona ermesini istemesi gayet normal. Sıkıntısız olduğu dönemleri arıyorum diyor. O dönemlerin Adalet Bakanları AKP’de olmadığına göre, onları aratmayan Bekir Bozdağ’a herhalde razıdır.

“İlk geldiğimiz zamandan 2010 referandumuna kadar, 2013’teki bir takım olayların başlamasına kadar ifade, inanç, düşünce özgürlüğünden, fikir özgürlüğünden yanaydık.”

FETÖ ile bir olduğumuz zamanlarda, ne istedilerse verdiğimiz zamanlarda, şehirleri parsel parsel sattığımız zamanlarda daha özgürdük, daha özgürlükten yanaydık itiraflı sayın Bülent Arınç’ı  04 Aralık 2021 tarihli yazımızda da anlatmıştık. Yazmakla bitmemesi bizimle ilgili değil.

Lavoisier’in kütlenin konumu kanunu bir yana, bu olayı da AKP’lice düşünmek gerek.

“Hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu.”

TÜRKİYE VE DÜNYA HAYALLERİ KURULURKEN..

26 Ocak günü sosyal medya paylaşımlarında Milli Nizam Partisi’nin kuruluş günüdür uyarısı, bize de hafızamızı toparlama ve hayallerimizi bir kez daha canlı tutma imkanı tanıdı.

Anadolu insanının Konya topraklarından Necmettin Erbakan’la nefeslenmesinin çok anekdotunu yazdım her fırsatta. Fakat bu nesirlerin ötesinde de bir ifade şekli olmalıydı. Çizgilerle mesela.

Kaç zamandır arıyorum, Güzel Sanatlar Fakültelerinde okuyan ve çizgi ile anlatma kabiliyeti olan gençlerimizden bir kaçını. Yok! Çizgilerle canlandırılması gereken onlarca hikayelerimiz olmasına rağmen.

MNP, niçin 1970’te kurulan 1971’de kapatılan kısa ömürlü parti olarak anılıyordu?

Necmettin Erbakan’ın MNP’ni kurarak Meclis’te parti bayrağı altında mücadeleye başlaması ne demekti?

Necmettin Erbakan ne istiyordu? Türkiye’nin neyine talipti?

3 milletvekili ile yola çıkan Erbakan’ın partisinde kaç milletvekilliğinde ne hayal ediliyordu?

Bütün bu soruları ve daha akıllara gelebilecekleri de cevaplayacak bir çalışma yapamaz, bir eser ortaya koyamaz mıyız? Bunu dert edinmiştim, hiç vazgeçmedim. Bir başıma yapabileceklerimi zaten yapıyor ve yazıyordum. Çizgisi ile yardım edecek, hayallerimi beyaz kağıtlara çizecek yol arkadaşlarımın olmamasıydı eksikliğim.

Türk sinemasının bir filmi üzerinden Erbakan’ın Milli Görüş partileri ile mücadeleye başlamasını hayallerde canlandırabilirsem, sanıyorum benim de ne istediğimi iyi, güzel, hoş anlayacak mahallelimiz.

1965 yılında çekilmiş bir Yeşilçam filmi var: “Sayılı Kabadayılar.”

İstanbul’un gece ve gündüz hayatında düzenlemeler, programlar yapan “Baba”lar toplanır bir çay bahçesinde. Masaya serdikleri bir İstanbul haritası üzerinde yeni bir paylaşım yaparlar. Büyük Baba’lar birkaç semti, orta Baba’lar bir ya da iki semti alırken, adı yeni duyulan bir Baba’ya da küçük bir mahalle verilecek ve tatsızlık çıkması önlenecektir.

Fakat en yeni Baba rıza göstermez onların paylaşımlarına. Ne istiyorsun dediklerinde, eline kalemi alır ve İstanbul haritasının sınırlarını bir yuvarlakta gösterir ve der ki: Hepsini istiyorum, yahut tamamını istiyorum, ya da bütününü istiyorum.

Yılmaz Güney’e oynatılmış bu rolü, siyasi hayatta Türkiye haritası üzerinden ve Erbakan’la düşünürseniz,  bunu da Erbakan kararlılığı yansıtılmış çizgilerle anlatırsanız, MNP’den Saadet Partisi’ne yükselen şanlı mücadeleyi yeni nesillere ve yeni merak sahiplerine anlatmaya  karınca kaderince bir katkınız olmaz mı?

 Hayallerim elle tutulur olsun istiyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?