Okul, okula gider mi?

Toplumsal ahlâki açığın yükünü okullar ne kadar taşıyabilir? Görünür, ölçülebilir, hesap edilebilir başarıya endeksli bir okul eğitiminin (öğretiminin) toplumun şikâyet ettiği davranışsal sıkıntılara çare olamayacağı gayet açıktır. Okullar muayyen saatte açılıp yine muayyen bir saatte kapanan kurumlardır. Hem giriş hem de çıkış kapıları vardır. Aile için durum böyle değildir. “Ev” dediğimiz ortam zamanla sınırlı bir ortam olmadığı gibi, çıkışa açılan bir giriş kapısı da yoktur. Sokakların eve doğru aktığı bir etkileşimden değil evlerin sokağa doğru aktığı bir tesirden bahsediyorum. Ev sokağı etkileyen bir kaynak noktasıdır. Değilse bile öyle olmalıdır.

Arızanın kaynağına inmeden değerler erozyonuyla ilgili bir çözüm ortaya koyamazsınız. Her eve bir öğretmen, bir mürebbiye atayamayacağınıza göre, evin temel direği olan anne-babanın çocuklarıyla ilgilenebileceği vakitlerin daha verimli olabilmesi için bir takım çözüm yolları geliştirebilirsiniz. Bunu evin içinde yapabileceğiniz gibi ev dışında da yapmanız mümkündür. Mesela “ Halk Eğitim Merkezleri”nin işlevi zamanın problemlerine uygun olarak güncellenebilir. Bir takım mesleki yeteneklerin yanı sıra babalık ve de anneliğin modern zamanlarda gelişen ve değişen sorumluluk alanları her sosyokültürel çevreden ebeveyne çeşitli seminerler ya da kurslar şeklinde öğretilebilir.

Bugün ebeveynin en büyük sorunlarından biri çocuklarına söz geçirememe, onlarla aynı zamanı yaşayamayıp aynı dili kullanmaya muktedir olamamaktır. Bunu “ne yapalım şimdiki çocuklar böyle!” diyerek geçiştirmek mümkün değildir. Mutlaka uygun bir iletişim yöntemi vardır ve olmalıdır da. Şayet anne-babadan çocuklara değerler manzumesi yaşamsal biçimde sirayet etmiyor ve evden sokağa olumlu bir akış cereyan etmiyorsa okulun işi büsbütün zorlaşacaktır. Zira okul bir temel üzerine öğrenciyi terbiye edebilir. O temel yoksa okulun bunu tesis edebilmesi için başka hiçbir şeyle meşgul olmaması gerekir.

Şimdi şöyle bir düşünelim, okuldan evlere akan değer kabilinden pozitif şeyler var mıdır ve varsa nelerdir? Okulun öğrenci tarafından eve taşıması istenen şeyler eski bir alışkanlık olan ev ödevleridir ki bu ödevlerin bile belli bir kısmını öğrencilerin kendileri değil veliler yapmaktadır. Sanırım bir şeyi hesaba katmıyor ya da hesaba katsak bile küçük görüyoruz: Çocuklarımıza ne sirayet ediyorsa evle okul arası boşluktan (ki biz buna çevre diyoruz) sirayet ediyor. Yani akışın merkezi kaynağı çevredir. Çevre bugün kendine özgü müfredatı ve eğitim kadrosuyla en müessir okuldur. Bakmayın değişik yerlerden diplomalar aldıklarına, uzun süredir çocuklarımız dış uyarıcıların insafına teslim edilerek çevre okulundan mezun olmaktadırlar.

Çevre deyince sadece reel dünya akla gelmesin, dijital sanal dünya da bunun içinde bir başka çevredir. Çocuklar ve gençler dijital dünyanın salvolarına maruz kalırken ebeveyn ve orta yaş üzeri kuşak televizyon kanallarının kuşatması altındadır. Zamanın büyük kısmını evlerinde geçiren kadınlar, emekliler ve de ihtiyarlar çarpık aile ilişkilerinin fütursuzca işlendiği gündüz kuşağı programlarının bağımlısı durumundadırlar. Televizyon programlarının her birini evimizin özel ders veren hocası kabul edersek, neyin dersini aldığımızı anlamakta hiç zorluk çekmeyeceğiz.

Okulların elinde bir sihirli değnek mi var ki çevrenin ve de kitle iletişim araçlarının bozduğu, fıtratından uzaklaştırdığı kuşakları onarıp doğru çizgiye çeksin? Bütün mesele okulla ev arasındaki boşluğun yıkıcı ve keyfi akışına mani olup çevrenin başıbozuk akışını tabiatın ritmik mecrasına kanalize etmektir. Çevre ne kadar çerçöpten hali olmayan bir bulanık akış ise tabiat o denli duru ve de coşkun bir akıştır. Eğitimde düğümün çözümü gençlerin içe dönük tabiatını bu dışa dönük tabiatla uzlaştırmakta yatmaktadır. Böyle bir durumda tabiattan evlere akan hayat iksirini ve yaşam kaynağını evlerden okullara akıtma imkânına kavuşacağız.

Okullar evlerden aldığı bu hayat iksirini ne mi yapacak? Bunu okulun kendisi bilir. Şayet bunu bir okul bilmiyorsa, okul olamamış demektir. Bu durumda o okulun okula gitmesi lazım!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder

# halk

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Yaşar Akgül - Yine bir yaramız..yine bir dokunuş..inceden bir çare...teşekkürler kardeşim..

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 03 Şubat 14:00


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?