Reklamı Kapat

Babanın günlüğü

Uzaktan destek sağladığım bir üniversite öğrencisi babasının vefatından sonra hayatının tamamıyla değiştiğini, yas sürecinde psikiyatriste gidip destek aldığını ancak vicdanındaki sızıyı hiçbir şekilde dindiremediğini ifade etmişti. Kendisine bunu neye bağladığını sorduğumda, “Babamla üç yıldır konuşmuyorduk, küstük, o yüzden kendimi çok suçluyorum demiş ve babasının odasını temizlerken eline geçen günlükten bahsetmişti. Genç, yıllar sonra babanın günlüğüne ulaşmış ve onun ailesine hiç bahsetmediği çileli hayatını, gizli tuttuğu hastalığını ve çocuklarına yeterince sevgi gösteremediğini düşünüp gizli gizli içerlediğini öğrenmiş ve vicdanında derin bir acı hissetmişti. Genç, kendini güçlü göstermeye çalışan babanın ağır bir yükü tek başına taşıdığını ölümünden sonra öğrenmiş ve ona acımıştı. Ama artık bunun bir anlamı yoktu.

Günlüğü dışında hiçbir arkadaşı olmayan baba, çocukluğunda öz babası tarafından ağır şiddete maruz kalmış ve açılan yaralarını kendi imkânlarıyla sarıp, halinden kimseye bahsetmemişti. Babası kardeşini ve kendisini darp eder, hıncını alamadığı zamanlarda da eşyalara zarar verir ve evde kırılmadık bir şey bırakmazdı. Üç çocuk, soğuk kış günlerinde baba tarafından cezalandırılır ve hayvanların kaldığı alanda uyurlardı, anne korkudan sesini çıkaramaz, gizlice onlara yemek bırakırdı.

Baba, çocukluğunda ağır şiddete maruz kalmış ve sessizliğe gömülerek kimselere bir şey söylememişti. Baba, durgun bir deniz gibiydi, çocukluğundan bahsedilmesini hiç istemezdi, baba içindeki sesi susturmaya ve kendinden kaçmaya çalışıyordu. Travmaları tetiklendiğinde özenle sakladığı defterini alır ve günlük tutardı.  Arkadaşları çocukluklarına ait hatalarını dile getirirken o duygularına kilit vurur ve içine kapanırdı.

Baba, çocukluğunda maruz kaldığı şiddeti bir gün sınıf arkadaşıyla paylaşmış o da, “Sabret, büyüdüğünde sana dokunamaz” demiş ve onu teselli etmişti. Arkadaşının bu ifadeleri onu çok rahatlatmıştı… Elbette bir gün çocukluğa veda edecek ve ayaklarının üzerinde durabilecek duruma gelecekti. Liseyi bitirinceye kadar kanatlarını çırpıp ufuklara doğru yol alacağı günleri hayal etti, okulu bitirdiğinde ise Kütahya’daki dayısının yanında işe başladı ve erken yaşta evlendi. Fakat şiddet ve yoksulluğun vurduğu çocukluğundan ne eşine ne de çocuklarına bahsetti.

Baba, evlenmiş ve çocuk sahibi olmuştu ama iç dünyasına hapsettiği o hüzünlü çocuğu hep susturmaya çalışmış ve hayatından hiç bahsetmemişti. Baba, duygularını ifade etmekten kaçınıyor ve yalnızlığa çekiliyordu. Baba, çocuklarını hayallerinde seviyor, hayallerinde okşuyordu onların saçlarını, yüz yüze geldiğinde ise hep mesafeliydi ve onlarla göz göze gelmekten kaçınıyordu.

Yıllar su gibi akıp gitmiş ve baba olgun yaşa gelmişti ama içinde ezilen, dışlanan ve şiddete maruz kalan o çocuk hep vardı ve onun neşesini alıp götürüyordu. Baba, üç yıldır ağır bir hastalıkla mücadele ediyordu ve bunu eşinden ve çocuklarından gizlemişti. Baba, kapalı bir kutu gibiydi ve kimse bu kutunun içinde neyin olduğunu bilmiyordu.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder

# Sana

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?