İp Hesabı

İnsanların küçük bir kısmı bu dünyanın yaşanabilir cihetine tav olup ihtiyacından fazla mal biriktirir. Büyükçe bir kısmı da kuru ekmeğe talim eder. Sonra her biri ölüp gider. Ölüp gidemeyenler için hemen herkesin bildiği hamalın ip hikâyesi vardır. Hani şu ipin hesabını vermekten sırtındaki küfeye sıra gelmeyen anlatı… Rivayete göre şöyle olur:

“Bir daha seninle iş yapmayacağım” deyip iş yaptırdığı kişileri yüz üstü bırakan ve iflasa sürüklediği muhatabının malzemelerini bünyesine katan aşırı mübarek yani ki namazında niyazında, ramazanda orucunda bir pir-i fani vefat eder. “Ben çökmesem devlet çökecekti” diyerek birilerinin malına çökmüş, verdiği cüzi miktardaki borcu geri almayıp ortaklık kurduğunu iddia etmiş yahut ticaret yaptığı insanı bir şekilde borçlu çıkarmış ve ilerleyen zamanda borçlunun malına konmuş bir zat-ı muhterem de olabilir. Onun dâr-ı bekaya irtihalinden sonra çocukları tekfin ve teçhiz işleriyle meşgulken birden babalarının vasiyetini hatırlayıverirler. Merhum babaları mezara konulmaktan çok korktuğundan, en azından ilk gece birinin kendisine yoldaşlık etmesini istemiştir. Yoldaşlık edecek biri elbette evladı olamaz, zira çocuklarının o anda miras paylaşmak, babalarından kalan mal dolayısıyla kavgaya tutuşmak, birbirlerine girmek gibi önemli meşguliyetleri vardır. Derhal birini bulmaları gerekir ki öyle taze ölünün yanında mezarda kalacak bir babayiğit bulmak pek kolay görünmez. Arayıp tarayıp, hanutçuları, tanıdık esnafı araya sokup nihayet Yeşildirek civarında hamallık yapan bir garip Adıyamanlıyı bulurlar.

İş bu hamal efendi aslen Adıyamanlı değildir ama civarda onlardan başka kimsenin iş yapmasına fırsat verilmediğinden -yani ki bir hamaliye işi vardıysa onu sadece Adıyamanlıların alabileceğini, gayrısını da hırpalayıp tezikkin edeceklerini bildiğinden- kendisini oralı diye tanıtmıştır. Has Adıyamanlı uyanık hamalbaşılar zokayı pek yutmasalar da yemiş gibi yapıp bu gariban da üçbeş lira kazansın diye ses çıkarmazlar.

Hamal, ipiyle semeriyle Minyeli Abdullah edasında arz-ı endam edince iş sahibi hayırlı evlatlar babalarına karşı son vazifelerini yapmanın telaşıyla hemen pazarlığa girişip bir gecelik mezarda kalma işi için kaç lira istediğini sorarlar. Bizimki pişkince bir ifadeyle:

“Dokuz bin dolar!” diye yanıt verir. İşverenler, hamaldan beklenmeyecek pazarlık yetisinin yüzlerine çarpmasına hayli şaşırır:

“Hayırdır? Sen maaşını, yaptığın işin karşılığını dolarlarla mı alıyorsun?” diye alay ederler. Hamal gülümseyip izah eder:

“Yok abi, her şeyi dolarla alsak bile maaşı lirayla alıyoruz, keşke dolarla alsak...” dedikten sonra:

“Şimdi ben bir geceliğine mezara girip ertesi sabah çıkacağım ya, işte o arada alacağım para pul olmasın diye dolar istiyorum. Hani bugünden yarına ne olacağı belli değil; marketçiler stokçuluk, mazotçular zam, fırıncılar fırsatçılık, dış güçler kıskançlık, iç güçler hainlik, iç açılar toplamı terbiyesizlik yapar, belki lira değer kaybeder. Nemelazım gecenin bir yarısı, hem de bankalar dövizciler kapandıktan sonra kura doğrudan müdahale edilir, dolar düşer, o zaman da siz kârlı çıkarsınız” diye anlatır. Bu izah işverenlerine makul gelmiş midir bilinmez, ama dokuz bin dolar vermeyi kabul edip babalarıyla birlikte hamalı da gömerler.

Orada ne olup bittiği pek bilinmese de transporter arkadaş, ölen ve ufaktan ufunete terk edilen kodamanla birlikte mezara konunca Münkereyn yani Fettanü’l-Kabir önce canlı olanı sorgulama kararı alıp, ipten başlamak suretiyle hamalın tüm kazandığını anasından emdiği süte dayandırır. Haliyle bu taşıma emekçisi kardeşin ahiret sorgusundan imanı gevrer, küçük büyük demeden işlediği hatalara nedamet getirir, cemi cümle günahlarına tövbekâr olur. İşveren şahsiyetler ertesi gün bunu mezardan çıkardıklarında saçında sakalında ağarmadık kıl, başında bir gram akıl kalmadığını görüp dehşete kapılırlar. Ne oldu ne bitti diye sormaksızın kur korumalı mevduata aktarmayıp bir takım ekonomi dehalarının yıl içinde yedi liradan oniki liraya ‘indirmeyi’ başardıkları dolarda bıraktıkları ücretini hemen takdim ederler. Hamal kişisinin bu tavra tepkisi elbette manidardır:

“Bu radyasyona karşıyız bakın! Niye birbirimizi kıralım, niye insanların kalbini kıralım? Niye zorunlu olmadıkça niye böyle yapalım? Lütfen kimseyi, güçsüz olanları ezmeyin! Paranız var, malınız var, şirketiniz var; hepsi yerin dibine batsın! Burada insan hayatından önemli mi kardeşim?!”      

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder

# Dolar

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 4.250 TL oldu! Yeni rakamı nasıl buldunuz?