Seçmen artık eski seçmen değil mi?

İnsanların karar alma süreçlerinde hangi saiklerle hareket ettikleri hususu geçmişten bu yana tartışma konusu olmaktadır.

En başta siyasi partilerin, kamuoyu araştırma şirketlerinin ya da akademisyenlerin yoğunlaştığı bu tartışmada kimileri insanların akıllarıyla hareket ederek rasyonel kararlar verdiğini savunurken kimileri ise duyguların daha belirgin bir etken olduğunu öne sürmektedir.

Elbette akıl ve duyguları birbirinden kalın çizgilerle ayırmak mümkün olmamaktadır. Kaldı ki, bunun yapılabileceğini düşünmek de gerçekçi olmamaktadır.

Hele ki, algı yönetimi ve manipülasyon çağını yaşadığımız şu dönemde kişilerin pür rasyonel kararlar verdiğini savunmak da, bilgiye ulaşma imkânlarının arttığı bir dönemde insanların yalnızca duygusal kararlar verdiğini söylemek de adeta abesle iştigal olmaktadır.

Buna karşın insanların önemli bir çoğunluğu gündelik yaşam pratiklerinde de karmaşık konularda da kararlarını rasyonel olarak belirlediğini iddia etmektedir.

Üzerine giydiği kıyafetten dinlediği müziğe kadar tercihlerini kendilerinin belirlediğini savunmaktadır. Bu durum bir yazarın “modern insan, kendini özgür zanneden performans öznesidir” ifadesini hatırlatır niteliktedir.

Esasında kölelik; belki de tarihte eşi görülmemiş şekilde yaygın ve yerleşik duruma geldiği halde bugünün insanı köle olmadığını, hatta özgürlüğün zirvesini yaşadığını varsaymaktadır. Öyle ki, birçok durumda bu ruh hali, her birimizi bir yönden esir almaktadır. En uyanık geçinenimiz dahi farkında olmadan belirli konularda kölelik alametleri gösterebilmektedir.

Bu durumun belki de en önemli sebebi, köleliğin şekil/form değiştirmesiyle ilgilidir. Geçmişle kıyaslandığında bugün kölelik; bedenlerin/emeğin tahakküm altına alınması yerine öncelikli olarak zihinlerin kontrol altına alınmasını hedeflemektedir.

Zira zihin kontrol altına alınınca beden, varlığını kendiliğinden teslim etmektedir!

Aşikâre olan ile mücadele etmek en azından ne ile mücadele edildiği bilindiğinden daha kolay olabilecekken, gizli olan ile görünmeyen ile mücadele adeta gölge ile savaşmak gibi olduğundan çok daha çetin olmaktadır.

Erken seçim tartışmalarının yoğunlukla yapılması nedeniyle siyaset üzerinden konuyu örneklendirmek yararlı olacaktır.

Seçmenler ile konuşulduğunda şu cümlenin son yıllarda çok sık bir şekilde duyulduğu görülüyor: “…seçmen artık eski seçmen değil. Millet artık neyin ne olduğunu biliyor, laf olsun diye oy kullanmıyor kimse…”

Peki gerçekten seçmenin hali böyle midir, neyin ne olduğunu bilen bir seçmen profiline mi sahip olmaya başladı Türkiye?

Esasında net bir şekilde ifade etmek gerekirse, bu soruya kesinlikle hayır cevabını vermek gerekiyor.

Nitekim bir önceki seçimlerde belediyelerde yolsuzluk, kayırmacılık gibi nedenlerden ötürü değişim inancıyla oy kullanan bir kısım seçmenlerin seçimden sonra çıkan manzarada esasında değişen tek şeyin aktörler olduğunu fark etmesi ve verdiği oydan ötürü pişmanlık duyması başka türlü nasıl açıklanabilir ki?

2002 seçimlerinde ekonomik krizin faturasını DSP- MHP-ANAP hükümetine ödetmek isteyen ve bunun için AK Parti’ye oy veren seçmenlerin bundan tam 20 yıl sonra ekonomik sorunların niteliğinde halen değişen çok fazla bir şey olmadığını fark etmesi başka türlü nasıl açıklanabilir ki?

Bir hatayı ısrarla yapıyor, iş işten geçtikten sonra hatasının farkına varıyor ama bu sırada başka bir hataya doğru büyük bir inat ve ısrarla yol almaya başlıyor.

Ve bu durum bir döngü gibi devamlı tekrarlanıyor!

Seçmenlerin düne göre bugün çok daha yoğun bir şekilde algı oyunlarına maruz kaldıkları apaçık bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır.

Her geçen güç daha fazla bireyselleştiği düşünülen ama bununla birlikte daha fazla kitle alameti gösteren bir seçmen profili ile karşı karşıyayız aslında.

Seçmenlerin düne göre bugün çok daha bağımlı bir hayata sahip olarak yaşamasının bunda büyük payı bulunmaktadır. Neredeyse her evden en az bir kişinin bankalara borçlu olduğu bir sistemde, seçmenlerin özgürce karar veremeyeceklerini bilmek gerekmektedir.

Seçmenleri; aykırı hareket etmesin diye cüzdanı, kumandası, duyguları (haz ve beklentileri) kontrol altında tutulan kişiler olarak değerlendirmek bu yüzden mümkün hale gelmektedir.

Siyasal rekabetin sıradanlaşması, fikri tartışmaların yapılmaması, devlet adamı ciddiyetine sahip siyasetçilerin azalması gibi nedenlerden ötürü genel siyasal kalitenin düşmesiyle birlikte aktif siyasal katılıma duyulan ilginin de azaldığı bir ülkede seçmenlerin birer ideolog gibi düşünmeleri ise mümkün olmamaktadır.

Bütün bunları muhatap olunan seçmen profilini tanıyalım diye belirtiyoruz. Önümüzdeki hafta konuya devam edelim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bekir Gündoğmuş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

02

Ali - İnsan doğası gereği tüm dünyada seçmenlerin çoğu pragmatik düşünür, yani yönlendirilmeye açıktır. Medya ve para gücü kimin elindeyse seçimlerde maça en az beş sıfır önde başlar. Sonuçlar pek süpriz olmaz, yine de istenmeyen sonuç çıkacak gibi olursa seçim hileleri devreye sokulur. Abd seçimlerinde bile nasıl hileler yapıldığı alanen söylenmiyor mu? Dünya para ve medyasını kimler kontrol ediyorsa seçimleri de aslında onlar belirliyor....

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 27 Aralık 12:08
01

Sade bir vatandas - Secmen eski secmen de iktidar eski iktidar degil. Bunun sonuclarini da secimde gorecekler..

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 27 Aralık 08:46


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 4.250 TL oldu! Yeni rakamı nasıl buldunuz?