Gaz yağı alamadık!

Sene, nerden baksan birkaç sene önce… Belki çok trajik bir durum değil ama anlatmadan olmaz. Sonuçta x ya da z, yahut alfa, beta, gama, delta, omega hatta omega3 kuşağının bilmeye, bilmezse de öğrenmeye, öğrenmezse maruz kalmaya hakkı var. İbrişim olan kuşağın hiç alakası yok. Aslında konuya ‘tabi şimdiki nesiller bilmez’  şeklinde yersiz kibir ve ukalalıkla da başlanabilir ama onu şeytan denklemlerinde adeta yoksunluğu çekilen yağ gibi hep üste çıkmayı başarabilen iktidar sahiplerine bırakarak naçizane mağduriyetten haber verilebilir: Alamadık! Bu geçmiş zaman kipinde çekilen fiilin sonuna Arap alfabesinden ‘hı’ harfini misafir etmek suretiyle mevzu daha da dramatik hale getirilebilir. Özenli söylendiğinde tam cümle yazıya herhalde şöyle aktarılır: ‘Gazyâ alamadıkh!

Bize birkaç yıl önce neden uduhindi yağı, motor yağı, ayçiçek yağı, balık yağı falan değil de bildiğin lamba tutuşturacak gaz yağı gerekmiş olabilir? Elbette elektrik kesintisi bu memlekette hayatın değişmez gerçeğidir ama onunla alakası yoktur. Pekala elektrik kesildiğinde her ekonomi muhabbetinde derhal çıkarılması gereken telefonların ışıklarıyla yetinmek mümkündür.  Bilindik bir milyonculardan birinde (ki onlar hiçbir zaman bir liracı, iki milyoncu olmamış, hep bi milyoncu diye anılmış, fakat ne bir milyona ne de bir liraya satılacak ürün bulundurmamıştır) artık antika diye anılan, oval şekilli, leylek boyunlu, üstteki cam parçasının dip kısmı bombeli, gazyağıyla çalışan bir lamba bulmuştuk. Sonuçta standart süs eşyası yahut nostaljik bir dekorun güzide parçasından ibaret olmadığını bildiğimizden o lambanın çalışmasını, etrafına ışık vermesini isterdik. Hem elektrik kesintimiz ne zaman eksik olmuştu ki? Fiyatı arttıkça hizmetten, hizmet dedikse sadece dağıtım kalitesinden azalan bir metaya dönüşmüştü bakanlığını damatların, başkanlığını yandaşların, dağıtımını müteahhit şirketlerinin yaptığı mübarek enerji. İşte her şeyden kesinti yapılan zamanlarda ne Alaaddin’in sihirli lambasına, ne de iktidarın zehirli lambasına benzemeyen, çocukluğumuzun gölge oyunlarından fırlayıp rahmetli Ahmet Uluçay’ın yegane uzun metrajı Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filminde sinemasal bir metafora dönüşen lambayı yakmak istedik. Fakat işte gazyağı bulamadık. Çok yere bakındık ama yoktu. Belki yine bir milyoncularda bulunur dediler, yoktu. Şimdiki kadar maddi imkandan yoksun olsak aramakta fazla ısrarcı olmazdık. Aradık, bulamadık.

Şimdiki zamanda aranıp bulunamayan ayçiçek yağı kadar yoktu. Yakın geçmişin icabında tanzimler kurulup, kuyruklara girilip ne çare ki aranıp bulunamayan patates, soğan, domates gibi sebzeleri kadar yoktu. Fırınlarda ekmek vardı; yarı fiyatına ekmek alabilmek için kilometrelerce uzayan halk, ekmek kuyruklarında telef olacak kadar yoktu. Virüse bulaşıp faydasızlığı yıllar sonra açıklanan ilaçlardan yazdırmak için hastane kuyruklarında bekleşmek kadar yoktu. Marketlerin stokçuluğu, hükümetin insafsızlığı, güya faizi ortadan kaldırmak için faiz indirimi yapmak ve dolayısıyla enflasyon altında nefes alamaz hale gelen halkın, halinden şikayete yeltenmesi kadar yoktu. Evet, bir şikayet, ilenme, sitem, pişmanlık zaten yoktu.

An geldi, Attila İlhan öldü. Hayatın yegane amacını bir araç sahibi olmak diye belirleyenler, sahip oldukları araçlar için benzin, mazot, otogaz, motor yağı alamayacak hale geldi ama biz gaz yağı, ayçiçek yağı, zeytinyağı alamadık. Aradık fakat bulamadık. Zaten artık maddi imkan da kalmadı. Beraberinde özgürlük, hukuk, huzur, refah, istikrar, istiklal de kalmadı. Ya ne kaldı geriye? Alabildiğine istihkar, boğucu bir istibdat, saraylardan taşan istikbar kaldı.

Sonra ne mi oldu? Kararname ile görevinden ihraç edilen bir savcı eşi ile birlikte kendisi ve ailesi için, aslında her bir insan için yaşanmaz kılınan memleketten kurtulmak isterken daha birkaç gün evvel Ege Denizi’nin serin sularında; bir Kürt anne bebeğiyle birlikte Polonya sınırında soğuk ve açlık dolayısıyla can verdi. Ana haber bültenlerinde yer almaya layık değildi, ara haber için zaten fazlalıktı, haber değeri taciz, tecavüz gibi eylemlere hasredilmişti. Dolayısıyla kimse böyle bir şey işitmedi. Duyanlar, zaten vicdan kırıntısından yoksun bırakıldığı için ‘hain, terörist’ diyecekti, kimse bilmedi. Buralarda ne olup bittiğini sorgulayan, zaman zaman sızlama lüzumu hisseden bir vicdan kalmadı. İnsanlık!? O hiç kalmadı. Tıpkı gaz yağı gibi aradık taradık bulamadık. Hem zaten gaz yağı da alamadık.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 4.250 TL oldu! Yeni rakamı nasıl buldunuz?