Kumda oynayanın kağıttandır hançeri

KURT OLMUŞLAR DA YILBAŞI BEKLERLER

Yazı konusu notlarımın arasına “Numan Kurtulmuş: Yılbaşından sonra” demecine bak yazmışım. Gazetemizin sitesinde buldum. Okuyucu Veysel Kalkan’ın, “Neden şimdi değil de yılbaşından sonra” itirazıyla birlikte vermişler.

İşini, görüşmesini ya da çalışmasını sonra, yarın gibi belirsizliklerle sürekli erteleyen arkadaşlarımıza bir ikazımız vardı öğrenci olduğumuz yıllarda. Rahmetli Üstad Necip Fazıl’dan öğrenmiştik; anında soruyorduk: Neden bugün değil de yarın? Neden şimdi (hemen) değil de yarın?

Numan Kurtulmuş’un algı operasyonuna bu cümlelerle itiraz edenlerin, “Enflasyonun altında ezilmemenin izahlı kılavuzu” gibi bir kitabı da ondan beklemeleri elbette düşünülemez. Zira herkes bilir, daha ucuzcu bir Türkiye’nin bunlarla mümkün olmadığını; aralarında kitap yazma yarışmaları yapsalar da...

“Yılbaşı itibariyle bu fiyat pahalılığını önleyecek, enflasyonun altında vatandaşımızı ezdirmeyecek bir takım adımlar atılacak.”

Başlık altından duyurulan Sayın Numan Kurtulmuş sözleri bunlar. Yeni oluşturdukları kurumlara yahut yaptıkları her toplantıya uzun ve süslü adlar uydurmakta mahir görevlilerin iş başında olduğu “Bilgi ve İletişim Teknolojileri Başkanları Eğitim ve İstişare Toplantısı”nda konuşmuş.

Bir toplantı ki içinde her şey var. En başta bilgi var, iletişim var, teknoloji var, başkanlar var, eğitim var, istişare var ve hepsinden önemlisi Sayın Numan Kurtulmuş var.

O her yerde vardı gibi bir cümleyi akıllarına alarak cevaba çalışmasın insanlar. Çünkü böyle sorulara çalışmış ya da alışmış bir politikacıdır Sayın Kurtulmuş.

Diyor ki: “Geçmişte yapılan güzel şeyler bize rehberlik yapar. Geçmişteki yanlışlarımız bize hatalarımızı düzeltmek için fırsat verir. Ama asla geçmişte takılıp kalarak siyaset yapılamaz. Onun için geçmişten bu gücü alıyor, atiye doğru yürüyoruz.”

Geçmişte yapılan güzel şeyleri ve Sayın Kurtulmuş’un hatalarını, yanlışlarını konuşmanın burası yeri değil, hem zamanımıza da yazık olur. Fakat “Asla geçmişte takılıp kalarak siyaset yapılamaz!” keskinliğindeki Sayın Kurtulmuş’a şöyle bir soru sorulabilir: Mahalli seçimleri, her seçimi kazanan AKP söylemleriyle kaybedeceğinizi anladığınızda “94 Belediyeciliği”ne döneceğiz yahut talibiz gibi bir telaşa düşmüştünüz ama... 94, AKP’nin geçmişi değilken hem de.

Geçmiş öyle bir şeydir ki, ardında acılar bırakanları kurt olmuş politikacılar olarak Akepeye, pardon atiye parti, parti yürütürken, gelecek yılbaşı sonrasındaki hayallerini de bir nebzecik sorgulamak düşer bize. Çoğa yazık olur.

Pahalılığı önlemek ve vatandaşını enflasyonun altında ezilmekten kurtarmak için bir hükümet, üstelik 20 yıl tecrübeli bir hükümet neden iki ay sonraki bir yılbaşı tarihini bekler?

İkramiye yahut amorti hesapları mıdır yaptıkları? O gün atacağız dedikleri adımları şimdi atmak şanlarına mı yakışmaz? Yoksa kabul ve itiraf ettikleri o ezilmeleri yeterli bulmadılar da hele biraz daha küçültsünler porsiyonlarını hesabı mı yapıyorlar?

“Helalleşme”yi göze alanlara, samimiyet testi yapmayacağını da duyuran, kendini hiç aldatmamışlardan sayan ve her halükarda göz kırpmayan Sayın Kurtulmuş’a, siz de öyle isteklerde bulunmayı düşünür müsünüz ya da göze alabilir misiniz gibi sorularımız da olabilirdi ama burada duralım. Zira ne olur, ne olmaz?

HER ŞEY OLDU MÜCTEHİD DE OLDU

Bir itirazımızı önceleyerek başlayacağım, AKP’liler gündemini iki haftadır doldurma görevi yüklenmiş Bülent Arınç’ın kendini güncelleme ve güzelleme röportajlarının analizine.

Sayın Erdoğan’ın 2007’de cumhurbaşkanı adayımız kim olacak diye istişareye geldiğini, kendisinin olmak istemediğini, onu destekleyeceğini söylediğini, fakat istişare sonunda Abdullah bey üzerine karar verdiklerini okuyunca Sayın Arınç’ın BBC röportajında, hafızam inanmadı bu anlatılanlara ve beni Abdullah Gül’ün seçimiyle ilgili bir yazımı hatırlamaya zorladı.

(Parantez içi bilgi: Bir başka yazıda, Sayın Arınç’ın, Sayın Gül’ü neden böyle anlattığının sebepleri gösterilecektir.)

TRT’de program yaptırılarak ünlendirilmeye çalışılan bir gazeteci, ki birkaç program sonrasında vaz geçildi ondan, kendisini konuşturmaya ayarlanmış manken kişiye şunları söylemişti:

“Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Dün akşam üç kişi bir araya geldi. Biri Sayın Erdoğan, biri Sayın Gül idi. Üçüncü kişinin orada olmama rağmen adını vermiyorum. Kimin cumhurbaşkanı olacağını konuştular. Üçüncü kişi Abdullah Gül olsun dedi. AKP adayı böyle belirlendi. Türkiye’de hiç bir şey artık eskisi gibi olmayacak!”

Bu programın hemen ertesindeki yazılarımın birinde de kayda almıştım bu duyduklarımı. Arşivimde bulamamam benim özürümdür; geçiniz.

Sayın Arınç’ın anlatımında Sayın Abdullah Gül yok. TRT’ye çıkarılan çocuğun anlattığında da o üçüncü kişi Sayın Arınç değil. Sayın Erdoğan’la MSP’ne muhalefet günlerinde birlikte olan üçüncü kişinin adını yazmayalım.Zira şimdi onunla bir işimiz yok.

Daha önce kayda aldığımı söylediğim aday tespit olayını bugün burada tekrar yazmamın sebebi, Sayın Arınç’ın hafıza durumu değil, parantez içinde belirttiğim tezgahı bozmaya niyet etmemdir.

“O olmadan biz seçime girdik. Demek ki o olmasa bile Ak Parti muhteşem bir parti olarak geliyordu.”

BBC röportajının baş taraflarında sarfettiği bu cümlelerle Erdoğan–Ak Parti mukayesesine, karşılaştırılmasına ve dahi hesaplaşma yapılmasına kapı aralamak isteyen Sayın Arınç, bugünkü “Tek kişilik hükümet sistemi”ne itiraz ediyor; belki gelecekte demiştim röportajlarında lazım olur düşüncesiyle.

Hükümetlerinin ortağı, ittifakçıları Sayın Bahçeli’yi “Geçmişten beri bizim dışımızda bir insan” tanımında tutan Sayın Arınç, “Gönlün alınsın mı” gibi bir soruya verdiği cevaptaki Türkiye gerçeğine dikkatler dik dursun isteriz.

“Bir adam eşkıyaya sahip çıkarken, benim kardeş diyebildiğim bir insan bana sahip çıkmazsa ben bundan gücenirim.”

Sürekli kendini anlatarak, içinden çıkamadığı partisini olumsuzlaştıran Sayın Arınç, gelecekte kullanacağını tahmin ettiği “Ben demiştim ama” savunmalarına yığınak yapıyor gibi.

“Ben önümü göremiyorum, ufkum daraldı. Eskiden pencereden baktığım zaman 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl sonrasını görebiliyordum. Bugün göremiyorum.”

Görme özürlü bir hale geldiğini de itiraf eden Sayın Arınç, ne yapacak, ne olacak da yeni bir içtihat yapacak sorusundan önce, bu ülkede insanım diyenin aklına, ilahiyatçıların kullandığı bir tanım olan içtihadı neden telaffuz etme ihtiyacı hissetti sorusu gelir. Üstelik içtihadın zamanla ilişkisini de vurguluyor.

“Ona karşı hiçbir zaman rakip olmayacağım diye bir içtihatta bulundum. Beni fazla zorlamasınlar. Çünkü içtihatlar zaman zaman değişebilir.”

Partidaşlığı, birlikte yola düşmeyi, şarkılar söylemeyi anlatırken, rakip olmayı akıldan geçirmek, düşünmek ve sonra hayır yapmam diye söz vermek nasıl bir psikolojik haldir, doğrusu geçmişten örneğini bilmiyoruz.

Halbuki ne gerek vardı; AKP’ye çaycı olmaya gittiğini ilan etmiş bir Arınç’ın, değişebilir tehdidiyle, kullanacağı yeni içtihad yapmasına.

(Bu içtihad konusunu da parantez içine alıyoruz şimdi. Tezgah dediğimiz kurgulanmış yazıya döküman olur düşüncemizden dolayı.)

“Bizim siyasete başlamamız, gelişmemiz, güçlenmemiz, belli bir üslup kazanmamız Erbakan Hoca’nın sayesinde olmuştur.”

Röportajına, bu cümlelerle başlamasına övünerek diyemeyeceğimiz ve fakat mecburen diyeceğimiz Sayın Arınç’ın, zira herkes bilir kimin adını duyduğunda ağlamalara durduğunu, “Ama hiç birimiz onların birgün darbe girişimine katılabileceğini bilmiyorduk” yeminine de inanmadığımızı kayda aldırarak nokta diyoruz, şimdilik.

KILIÇ KININDA DURSUN SÖZÜM KAR ETMİYOR YARE

 “BBC’ye bir röportaj verdim, hayatım değişti” diyerek oturup ağlasa yeridir şimdi Sayın Bülent Arınç. Nereden bilebilirdi beni de sahiplenin nazını yaşadığı partisinin medya yöneticilerinin tespit ettikleri iki yazarla, vurdukça toz çıkaran un çuvalına döndüreceklerini. Bilemezdi elbette. 15 Temmuz akşamına kadar Fetöcüleri de bilememişti.

Birini iyi tespit etmiş Sayın Arınç. “Patronlarının himmeti ile geldiğin son noktada” diyerek, yapılmak istenenin genelini değil de ancak adını okuyabilmiş, tezgahtaki dümencilerden birinin.

İçtihadından söz etmeseydi de Sayın Bülent Arınç, Hürriyet yazarı Ahmet Hakan’ın bir başka bahaneyle ondan bahsedeceği ve Sayın Erdoğan’ın ekmeğini yediler diyeceği kesindi. Çünkü hedefine sadece onu değil, diğer ayrılmışları da koydurmuşlar, eline liste tutuşturarak o medya yöneticileri. (Hürriyet Gazetesi – 30 Kasım 20221)

Ahmet Hakan’ın Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu sıralamasını, parantez içlerine not ettiğimiz ikinci ünlü yazara kadar kimse unutmasın.

 İşte bu sıralamadan sonra anılmasına çok kızmış olmalı ki Sayın Arınç, çocukluğundan beri ve kedisine kadar takibinde olduğunu iddia ettiği Ahmet Hakan’a vermiş, veriştirmiş.

  Sayın Arınç’ın gözündeki Ahmet Hakan değil bizim merak ettiğimiz... Dolayısıyla yazdığı trajik ve kronolojik hayatı da Sayın Arınç’ın ilgilendirmez bizi. Tezgahlar nasıl kuruluyor, nasıl çalıştırılıyor; onun peşindeyiz.

  Ahmet Hakan’a verdiği cevapta, siyasi varlığını sadece ve sadece Sayın Erdoğan’a borçlu sayılmasına itirazını, Nazım Hikmet’in dediği gibi ve Ahmet Kaya’nın entel maganda şarkısı gibi örnekleriyle tanımlayarak, kendisini, her konuşmasını gündem belirleyen kişi diye sunması da ilgi alanımızda değil. Ah o solculardan sempati toplama kompleksi ah!

 İki yazar demiştik mevzubahisle alakalı. Ahmet Hakan yazısı kadar dikkat çekmese de aynı vezinle sipariş edilmiş intibaı veren ikinci sayın yazarımıza ve yazısına geldi sıra.

 Posta gazetesinden Rauf Tamer’i okuyoruz 02 Aralık 201 tarihinde.

 “Birinin elinden tutup bakan yaptı.

Öbürünü başbakan yaptı. Hele ötekini?

 Cumhurbaşkanı yaptı.

 Eh, hançerlenmeyi hak etti.

Al sana üç hançer.

 ....... Bir de önceden vardı. Etti dört hançer.”

 Bir önceki yazımızın parantez içlerindeki noktalarına dikkat çekecek ve tekrar etmeyeceğiz.

“Hutbede imamın sözlerinin arasına

tek bir kelime

 Karıştırdım tek bir kelime” Mısralarındaki gibi Sezai Karakoç’un, tek bir örnekle vuracağız, dağıtacağız, yok edeceğiz bu propagandayı da.

 AKP’yi “O olmadan da” başarılı olmuş kabul eden Sayın Arınç’ı linç etme  kışkırtıcılığı yapan iki kalemşora ve onların yazılarını paylaşarak kaybedilenlere teselli arayan insanlarımıza iki hatırlatma ile muhakeme imkanı vererek bitirmek istiyoruz bu AKP’li mevzuları.

İlk örnek Sayın Arınç’ın BBC röportajından. “Muhalefet etmek isteyen arkadaşlarımız ayrıldı, partilerini kurdular. Bizim sözlerimiz kâr etmedi, biz mecburen ayrıldık dediler.”

 İkinci örneğimizi ise özellikle Sayın Erdoğan’dan veriyoruz: Ömer’i dilinden düşürmeyen Sayın Erdoğan sesini yükseltiyor. ‘’Seni kılıçlarımızla doğrulturuz ya Ömer diyenleri unutmayın.’’

 Elimize mutfak bıçağı alsak, hançerlemeye tam teşebbüsten...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 4.250 TL oldu! Yeni rakamı nasıl buldunuz?