Cemaleddin Afganî hakkında kesinleşen kanaatler

Cemaleddin Afganî’nin Siyasal İslâm’ın önderi olduğu yönündeki propagandalar, belirli klikler tarafından sürekli gündeme getirilmektedir. Oysa Siyasal İslâm, Batı karşısında mağlubiyet psikolojisine müptela olmuş İslâm ümmetinin arayışı sonucu gelişen bir süreçtir ve kimseye mâledilemez. Sadık Albayrak bu anlayışın yanlışlığını şöyle ifade eder: “Bir takım yabancı yazarların etkisinde kalan yerli araştırmacılar İttihad-ı İslâm hareketinin 1870’lerde başladığını ve bunun öncüsü olarak da Mısır Maşrık-ı Azamlığı’na getirilen Cemaleddin Afganî’yi göstermeleri kişisel önder propagandasından başka bir özellik taşımasa gerektir. Çünkü 19. yüzyılın ortalarından itibaren İslâm dünyasında bir Vehhabilik’le Arabistan’da, Mehdilik ve Senusilik hareketleri ile Kuzey Afrika’da şerri ve tasavvufi hareketler kendini göstermeye başlamıştır. Bütün bunlar Batılı sömürgecilerin işgal ettiği İslâm topraklarının, İslâm dünyasında doğurduğu tepkilerin sonucudur. (1)

Bu konu hakkında Müfit Yüksel, “İslamcılığın Serencamı” adlı makalesinde şu tespitte bulunur: “İslâm’ın uhrevi cihetinden ziyade dünyevî vurgu ve talepleri ağırlık kazandı. İslâm’ın iktidar sorununu, siyasal ve ekonomik yöndeki uygulamalar, tartışmaların merkezini oluşturdu. İslâm’ın her alanda yeniden yapılanmasını öngören ekol kendini daha çok Cemaleddin Afganî, Muhammed Abduh ve Muhammed Reşid Rıza zinciriyle gösterdi.” (2)

Sultan II. Abdülhamid hayattayken, Müslümanların halifesi rolü hali hazırda Osmanlı Devleti’nin uhdesindeyken “İslâm birliği” sloganıyla ortaya çıkan Cemaleddin Afganî’nin bu tutumunu Prof. Dr. Muhammed Hüseyin şöyle eleştirmektedir: “Acaba hangi yetkiyle Ruslara karşı Türklere yardımcı olması için İngiltere ile görüşmelerde bulunuyor, Sudan’ın bağımsızlığı için Mehdi ile görüşme yoluna gidiyordu? Nasıl oluyordu da, avazının çıktığı kadar İslâm toplumunun bozulmaya yüz tuttuğunu söyleyen ve bütün Müslümanları bu bozukluğu düzeltme yolunda birlik ve beraberliğe çağıran Cemaleddin’in etrafında Yahudi ve Hıristiyan kimseler toplanabiliyordu?” (3)

Cemaleddin Afganî’nin İran, Afganistan, Hicaz, Mısır, Türkiye, Fransa, Avusturya, İngiltere ve Rusya gibi yerlerde elini kolunu sallayarak dolaşması ilginçtir. Hindistan’da ve Kuzey Afrika’da Müslümanları sömüren ve Osmanlı Devleti’ni yıkmak için uğraşan İngiltere ve Fransa’nın İslâm birliği için çırpınan Cemaleddin Afganî’ye engel olmaması izaha muhtaçtır.
Prof. Dr. Muhammed Hüseyin, Afgani’nin karanlık yönünü şöyle anlatır: “Afganî hakkında yapılacak bir araştırmada, araştırmacıyı kuşkuya düşürecek ilk şey, O’nun kimliğinin açık-seçik olmamasıdır. Afganî nedense kendisinin aslını ve nesebini saklamıştır. O, kendisinin Afganlı bir Sünni olduğunu söyler. Oysa yapılan yeni araştırmalar, O’nun İran’lı bir Şii olduğunu kuşku götürmez delillerle ortaya koymuştur” (A.g.e, s.53).

Osmanlı Devleti’nde Sünni nüfusun etki alanı geniş olduğu için Cemaleddin de kendisini Afganlı olarak tanıtmış olmalıdır. Muhammed Hüseyin bu konuda da şöyle demektedir: “Cemaleddin’in şivesi de yakınındaki arkadaşlarından çoğu da İranlı’ydı. O’nun düşünceleri daima İran’a yönelik olmuştur. Ürvetü’l Vüskâ’da çıkan bir makalesinden de anlaşılacağı gibi, O, İran’ı İslâm birliğinin merkezi olarak görmüştür.” (a.g.e, s.54)

Cemaleddin Afganî hakkında doktora tezi olan önemli ilim adamlarından Dr. Hasib es-Samarrai, Afganî hakkında şu ifadeleri kullanmaktadır: “Sonuç olarak Cemaleddin Afganî İranlı, Hemedanlı, Esedâbâdlıdır, Afganlı, Kabili, Kenzli falan değil, belki de ömründe Afganistan’ı görmemiştir.” (4) Biz de alışılagelmiş olduğundan Cemaleddin Afganî diyoruz yoksa yeğeni Seyyid Muhsin el-Emin’in ifadesiyle ismi “Cemâleddin Esedâbâdî”dir.

Cemaleddin Afganî, “Mısır’a gittiği zaman İskoç Mason Locası’na bağlıydı, ancak daha sonra bu locayla arası açılınca Fransız Mason Locası’na bağlanmıştır. (5) Afganî’nin Mısır’da kurduğu “Genç Mısır” örgütünün üyelerinin çoğunluğunun Yahudi olduğu, talebesi Muhammed Abduh’un “Enbâbu’l-Havâdisi’il-Arâbiyye” adlı kitabında kayıtlıdır. Türkiye’de masonların çıkarttığı “Mimar Sinan” dergisi (6) Afganî için özel sayı çıkartmıştır.

Dipnotlar:

1) Sadık Albayrak, Türkiye’de İslamcılığın Doğuşu, İstanbul 1989, Risale Yayınları, s. 77.
2) Müfit Yüksel, Ehl-i Sünnet’i Müdafaa ve Bid’atleri Tenkid (Bedir Yayınevi) kitabı içindeki “İslamcılığın Serencamı” adlı makalesi, s. 145.
3) Muhammed Hüseyin (Prof. Dr.), Modernizmin İslam Dünyasına Girişi (Çev. Sezai Özel), İstanbul, 2004, İnsan Yayınları, s. 57.
4) Hasib es-Samarraî (Dr.), Dinî Modernizmin Üç Şovalyesi ve Türkiye’deki Takipçileri (Çev. Ali Nar, Sezai Özel), İstanbul 1998, Bedir Yayınevi, s.101.
5) Muhammed Hüseyin (Prof. Dr.), Modernizmin İslam Dünyasına Girişi (Çev. Sezai Özel), İstanbul, 2004, İnsan Yayınları, s. 58.
6) Mimar Sinan, sayı: 127, Mart 2003.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 4.250 TL oldu! Yeni rakamı nasıl buldunuz?