Bir vefat haberi üzerine

Değerli bir hoca efendinin vefat haberini ben geç duyunca, üzüntümle kızgınlığım içimde çarpışmaya başladı.

Dünyaya gözünü açtığında, babasının kulağına okuduğu ezanla kendine gelen, anne sütüyle beraber babasının her gün sesli okuduğu Kur’an-i Kerim gıdasıyla büyüyen, önce hafızlığını tamamlayan, sonra Osmanlı döneminde icazet alan hocadan Arapça dersler alan ve kendi kursunu açan, bu arada İslam’a güzel hizmetler yapan her kuruluşla da hizmetini devam ettiren, bulunduğu şehirde güçlü tarikatlara giriveren ve onların maddi gücünü de Kur’an eğitiminde kullanan bu hoca efendinin devamlı gurup değiştirmesine kızardım ama bütün bunları Kur’an-i Kerim’e hizmette kullandığı için de severdim.

Vefat haberiyle daha önce yazıp yayınladığım makalem aklıma geliverdi.

Buyurun, okuyun:

“Alın elinize telefon rehberini, A harfinden başlayarak Z harfine kadar bütün akraba ve arkadaşlarınızı arayın ve hal-hatır sorun.

Tanıdıklarınızın hangi tarafta olduğu sizin dostluk bağlarınızın kesilmesine bıçak olmasın.

O, sizin akrabanız veya arkadaşınız.

O seni bilir, sen onu bilirsin.

Eksiklerimiz, kusurlarımız, kırıklarımız, döküklerimiz… ayrılığa sebep olmasın.

Kusursuz insan yoktur yeryüzünde.

Sen başkalarındaki kusurları gözünün önüne yığarsan, o da sendeki kusurları gözünün önüne yığarsa Himalaya dağı cüce kalır o kusur dağının yanında.

Bir arkadaşım vardı, Şıp sevdi idi,

Ama sevgilisi İslâm’dı.

Hercai meşrepti ama dolaştığı dallar ve makamlar manevi makamlardı.

Yerinde duramazdı ama hilâl gibi her gün dolunay olmak için yer değiştirirdi.

Top oynasa hücumdan savunmaya, sağdan sola hep yer değiştirirdi. Hatta bir ara kaleye durur kaleciyi oyuna sokardı.

Orta öğretimde de okul değiştirirdi.

Yalnız üniversitede fakülte değiştiremeden okulu bitirdi. Ama hala “Ben aslında sosyolog olacaktım” diye yanardı.

Fakültede okurken iki yılını Milli Türk Talebe Birliğinde aktif görevler icra ederek geçirdi.

Üçüncü senesinde Yeniden Milli Mücadeleci arkadaşlarla tanıştı ve orada aktif oldu.

Hizmetin burada olduğunu, gerçekten bu ülkeyi kurtaracak kişiyle yeni tanıştığını anlatırdı.

Dördüncü senesinde Güneydoğudan bir şeyhe intisap etti. Ballar balını bulduğunu, bundan sonra kovanlarla vakit geçirmeyeceğini anlatırdı bana.

Çok geçmeden yayıncılığa başladı. Seyyid Kutup ve Mevdudi’nin eserlerinin daha çok okunması için çok çalıştı.

Bu da çok sürmedi. “Yerli yazarlar ve milliyetçi düşünürler” lazım dedi ülkücü oldu.

İran devrimiyle beraber Turancılıktan İrancılığa geçti.

Turancıydı, İrancıydı ama 1969’dan 03 Kasım 2002 seçimleri dahil bütün seçimlerde oyunu Sayın Necmettin Erbakan’ın partisine verdiğini söylerdi.

Her telden çalardı ama her telin bin nağmesi olsa da, bir tek güftesi vardı o da İslâm’dı.

Bir gün karşılaşıverdiğimizde, “Bundan sonra dolap beygiri gibi dönüp durmak yok. Ben, merkezi yani zamanın kutbunu buldum. Sabit yerim var. Artık aradığımı buldum” demişti ve sondan bir önceki şeyhinin kerametlerini anlatmaya başlamıştı.

Ben ise ikinci görüşmemizde kimleri anlatacağı konusunda kendimle bahse girişirdim.

Bir seneye varmadan karşılaştığımızda çantasından bir kitap çıkardı ve okumaya başladı. Paragrafı bitirmeden ben ona sonunun nasıl biteceğini söyleyiverince şaşakaldı.

“Ağabey, sen Risale-i nurları tanıdın mı?” deyiverdi. “Ben seni tanımadan önce o risaleleri tanımıştım” deyince kalktı kucaklaştık ve yeni seneye varmadan yeni bir akıma kapılacağını düşünerek ayrıldık.

Ondan sonra neredeyse on iki tarikatın hepsini dolaştı.

03 Kasım 2002 seçimlerinde Saadet Partisi’ne oy verdiğini söylese de bu günlerde AKP durağında ilk gelecek kafileyi beklemekte.

“Hocam bu kadar dönme dolap, fırıldak birini nasıl seversin?” demeyin.

1- Bütün bu yer değiştirmelerde dünyevi bir çıkar sağlamadı.

2- Terk ettiği yerin aleyhinde konuşmadı.

3- Dolaştığı yerler hep helal mıntıkasıydı. Haram sınırlarına yaklaşmadı.

4- Şeyh-ül İslâm Yahya Efendi’nin:

“Birbirine girince dolaplarla âblar

Âblar galip gelir döner dolaplar” dediği gibi, eğer su dolaba galip gelirse dolap suyun doğrultusunda dolanır durur.

Bu dostumuzu yönlendiren şey İslâm oldukça dostluğumuz devam eder.

Bütün suları kendi deposuna akıtmak için dolap çevirenleri de kendi haline bırakmayın. Firavun gibi, su içinde yanmasına izin vermeyin.

“Peki, gavur olsaydı ne yapardın” diye bir soru akla gelebilir.

Görüşmeleri biraz daha sıklaştırır, o pislik çukurundan çıkması için dostluk bağlarımdan ördüğüm ipi ona uzatır ve kurtulması için ona yalvarmaya devam ederdim.

Sonra ben kazandığım hiçbir dostu bu güne kadar kaybetmedim.

Kaçan olursa ben arkasından koştum.

Ayıpsız insan olmadığını bildim.

Eğer ayıplı insanlardan kaçmamız gerekseydi, kendimizden nasıl kaçacaktık?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 4.250 TL oldu! Yeni rakamı nasıl buldunuz?