Reklamı Kapat

Oligarşik kapitalizm

Kişisel menfaat ve kâr kavramları "oligarşik kapitalizm" tamlamasını kurmamızda bir temel oluşturur. Ancak bu temel açık-seçik görülmediği, daha doğrusu gösterilmediği için, saptırıcı ve neredeyse ilgisiz söylemlerin ve kavramların labirentinde uçup gidiyor. Yeni dünya düzeni ya da küreselleşme gibi söylemler ve kavramlar, kaçınılmaz olarak çift katlı anlamların tuzağıyla, bir yandan "yerli" duygu eğilimlerini çekerken, diğer yandan asıl niyetin ve amacın gizlenmesine hizmet etmektedir. Sözkonusu niyet ve amacın tezahürü dünya ölçeğinde görüldüğü gibi, ülkeler, özellikle Ortadoğu ve Müslüman ülkeler ile "üçüncü dünya", yani Afrika ve Güney Amerika ülkelerinde çarpıcı bir şekilde gözlemlenmektedir. Sözgelimi gelir dağılımında en üst gelir grubuyla en alt gelir grubu arasındaki uçurumun dünya ölçeğindeki oranıyla ülkeler düzeyindeki oranı aşağı yukarı belli yüzdelerde gerçekleşmektedir. Türkiye de üst gelir grubunun yüzde yirmisi milli gelirin yüzde kırkaltısı gibi bir bölümünü almaktadır. Daha ayrıntıya girildiğinde bu oran yüzde ona kadar değişmektedir. Bunun anlamı bir yılda üretilen toplam değerin yarısına yakını, en kaba rakamla altı yedi milyon bir azınlığın denetiminde demektir.

12 Eylül 80 hareketi, genel olarak güvenlik, asayiş, ideolojik kamplaşma ve çatışmalar vb. ilişkilendirilerek anlatılagelmesine karşılık, asıl temelde yatan ideolojik güdüsü üzerinde ya hiç durulmadı, ya da bilerek ideolojik tavrı ilgisiz nitelendirmelerle takdim edildi. Aradan geçen yirmibeş yılın, yani çeyrek yüzyılın paravanlar gerisinde yükseltilen duvarları oligarşi ve kapitalist sütunlar üzerine istinat edildiler. Özal ve ekibi (mesela MESS, Madeni eşya sanayicileri sendikası, TÜSİAD, YASED. Yabancı Sermaye Derneği, malum medya gibi) öncü güç olarak bazı istinatgâhları (mesela orta direk gibi) ve bunların dayandığı değerleri, dolaylı söylemlerle yıktılar, sarstılar ve kuşattılar. Yine de toplumumuz bazılarını korudu, bazılarını tüm olumsuzluklara rağmen canlandırabildi. Ancak sinsi ve kurtarıcı rolüyle 28 Şubat ta ifadesini bulan çapulculuk dalgası, derin bir kırılmaya yolaçarken, içten ayrışmaya imkan verecek bir hareketin de önünü açtı. Daha doğrusu böylebir hareketin palazlanıp iktidarı ele geçirmesinin ortamını hazırladı. "İslâmi" ya da "İslâmcı" görüntü, özünden boşaltılarak, oligarşik kapitalizmin değnekçisi rolüyle sahneye sürüldü. Elbette bu rol teşne kişi ve kuruluşlar, evin has odasına asla sokulmayacaktı ve onlar da zaten oraya sokulmalarını akıllarının ucundan bile geçirmiyorlardı. Kilerin, mutfağın yerini öğrenmeleri şimdilik onlara yetiyordu. Nasıl olsa bir yolunu bularak buralara ulaşabilir, bulduklarıyla kifaf-ı nefs edebilirlerdi. Bir süre görmezlikten gelinmesi, gerçekte oyuna sahicilik boyutu bile katabilirdi. Önemli olan bunların muhatap alınmasıydı. Üstelik bir çok işlerin yapılması için böyle insanlara ihtiyaç da vardı. Kapı dışarı edilmeleri için sürüyle neden haydi haydi bulunur, uydurulur, oluşturulabilirdi. Ama hak iddiasında bulunmaları, bunu bir haysiyet meselesi haline dönüştürmeleri, işte bundan dolayı sözkonusu da olamazdı.

Çünkü oligarşinin mahiyeti gereği menfaat, hem birleştirici, hem de ayrıştırıcı bir unsurdur. Kapitalizm ise, kârı her türlü değerin, düşüncenin, kişiliğin üstünde görmeyi daha baştan şart koşuyordu.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?