İktidar koltuklarında dinlenmek partiler mezarlığında dinlenmek

Bir özel tv kanalında konuşuyordu bu ülkenin başbakanı.

“Artık kriptolu telefon da kullanmıyorum. Nasıl olsa dinliyorlar. Serbest konuşuyorum.”

Aklıma rahmetli Hoca’mızın açık, net ve gür sesiyle isteklerini söylediği halleri geldi. Hani Yavuz Donat’ın dinlenme fiilli yazılarında T.Özal’ın ve Keçeciler’in konu mankeni olduğu günlerden bahsediyoruz.

Keçeciler, bir nezaket ziyareti dolayısıyla rahmetli Erbakan’ın yanındadır. Ama bu ziyaretinden patronu T.Özal’ın haberi yoktur. Hal, hatır cümlelerinden sonra rahmetli Hoca’mız yüksek sesle, açık ve net bir teklif yapar Keçeciler’e.

– Mehmet, yanına 50 arkadaş al, bizim partimize gel!

ANAP’ın teşkilat başkanı ama hem K.Evren çizmiştir üzerini Mehmet’in, hem de Semiranım.

Keçeciler’in o anki cevabı önemli değil. Başaramayacağını bilmez mi 50 arkadaşı nereden bulacak Hoca’ya gelen istihbarat ANAP içinde onu dinleyecek 50 kişi var, şeklinde ise, sevine sevine gitmez mi T.Özal’ın yanına. T.Özal ise, bilmekte adamının hallerini. Keçeciler itiraz ediyor.

– Beni mi takip ettiriyorsun

Bu soruya evet deseydi T.Özal, Hoca’nın 50 arkadaşlı Keçeciler demesine sevindiği kadar sevinecekti ama... Beni bakan yapmamış olsa da önemsiyor, merak ediyor, gururlanması en azından bir maaş ikramiye tadında olmaz mı

Lakin T.Özal’ın hesabı başka.

– Erbakan’ı dinliyorlar. Yani sen de oradaymışsın.

12 Eylül İhtilali’nden sonra iktidar yapılan ANAP’ın patronu ve yardımcısının arasında yaşananları onların ağzından duyup böyle anlatmıştı gazeteci Yavuz Donat.

Dinlendiğini hisseden, tahmin eden, bilen Erbakan’ın ANAP hükümetini bir teste tabi tuttuğunun belgesidir bu olay. Rahmetli Hoca bizzat o konu mankenlerinin ağzından zapta geçeceğini bildiğinden, –ki ikisini de eğitmek için çok uğramıştı bir zamanlar– 50 ANAP’lı getir diyor Keçeciler’e. RP’ne gelebilecek kapasitede değil 50 ANAP’lı, 5 ANAP’lı olsaydı orada, Demirel varis olabilir mi idi onlara Terekelerinin üzerine oturabilir mi idi

T.Özal’ın “Erbakan’ı dinliyorlar, bana da rapor ediyorlar” cümlesine bir tepki verdiğini Keçeciler’in, yazmıyor Donat.

Kim dinliyor, niçin dinliyor, nasıl dinliyor Soruları nedense hiç ilgilendirmiyor hükümet partisinin ikinci adamı Keçeciler’i. Erbakan’ı dinleyenler, seni de dinliyor olamazlar mı, diye uyarmıyor da patronunu. O raporu yazanlar, bir sana mı getiriyorlar, sanıyorsun sorusu ise Keçeciler’in aklına çok uzak.

Telefonlar masa üstü telefonları... Artık her evde var, her memur masasında var. Kriptolu telefon lafını ise kimse duymamış.

İşte o günlerden biraz öncesi günlere döndüğümüzde, dinlendiğinden şikayetçi bir CHP’ni görürüz basın toplantılarında.

Kriptolu telefonun yine bilinmediği, fakat Washington-Moskova arasında bir kırmızı telefonun varlığının bilindiği ve Demirel’in başbakan olduğu 12 Eylül’den epey önceki günlerden bir gün... CHP’liler şikayetçi modundalar.

– Bizi dinliyorlar! Telefonlarımızı dinliyorlar.

Bugünlerin tam tersi bir durum. Telefonlarının dinlendiğini iddia eden CHP, o günlerde de ana muhalefet partisi. Yani hep olduğu gibi...

Telefonlar, hatlı telefonlar. Devlet dairelerinde ve ancak zengin evlerinde var. Telefon bağlatmak istiyorum dilekçelerine PTT’nin, yirmi yıl sonra olabilir cevabı verdiği o yıllarda, CHP’yi kim dinlemiş, nasıl dinlemiş İddia sahibi CHP sözcülerinin gerekçeleri yakıyor solcu yürekleri.

– Bir zamanlar onların İçişleri Bakanı, nefes alışlarını takip ediyoruz, demişti zaten.

Yılar öncesinden, Dr. Sükan’ın İçişleri Bakanı olduğu günlerdendir verdikleri örnek. Komünistler iyice azıttılar, ne olacak bu memleketin hali, sorularının yüksekliği Ankara dağlarını bulunca, seçmene selam olsun, moral olsun; komünistlere de korku olsun vezninde verilmiş sıradan bir beyanatı işte böyle unutmayacak kadar önemsemişti CHP’liler.

Nasıl dinlendiklerine gelince... Yani CHP’liler ne olmuş da anlamışlar telefonlarının dinlendiğini AP hükümetinin bir bakanlığında bir gün, her ay ödenen telefon faturaları kontrol edildiğinde, bakanlıkta olmayan bir telefonun ödemesinin de yapıldığı görülür. PTT’ye bizde böyle bir telefon yok, itirazı yapıldığında ise gelen cevap şöyledir;

“Bu numaralı telefon CHP Genel Merkezindeki telefonlardan biridir. Bugüne kadar yaptığınız ödemelerden dolayı...”

Olayı duyduğunda telefon faturasını ödeyen bakanlığa teşekkür etmesi gereken CHP, günlerce meşgul etmişti gazeteleri, mağdur oldum, sızlanmalarıyla.

Konuşmaların kaydedildiği teypler, kasetler, tapeler nerede Faturayı ödedi isen, dinliyorsun demektir. İlmin perişan halleri işte.

Bir öncesi olmaz mı telefonların telef ettiği günlerin Olur! Hem de bizzat telefonlardan sorumluların tartıştığı ve gazetelere haber olduğu bir toplantı vardır.

PTT’ciler toplanırlar, Göller yöremizdeki bir ilde. Nereden, nereye geldik muhasebesi yapacaklardır. Oturumlar, oturumlar ve okunan raporlar... Son güne, kapanış gününe Cumhurbaşkanı davet edilmiştir. Son diyecekler ona karış söylenecektir.

Cumhurbaşkanı dinler onları. Nüfusumuz kaçtır Kaçında telefon vardır Gelecek beş senede, on senede telefon sayısı ne kadar artacaktır 50 yıl sonra telefon girmemiş kasaba kalmayacaktır. Gibi bilimsel, rakamlı ve yüzdeli raporları dinler, dinler...

Artık kapanış konuşmasını yapmaya gelmiştir sıra. Cumhurbaşkanı kürsüye doğru yürürken, bilimsel tartışmaların katılımcısı PTT’ciler, yeni bir aferin alma ön heyecanıyla titreyip durmaktalar.

– Okuduğunuz rakamlara bir şey demem. Fakat gelecek için söyledikleriniz hepten yanlış. Neden bu telefon denilen aletin gelişeceğini düşünmüyorsunuz ve geliştiğinde olacakları rakamlarınıza yansıtmıyorsunuz

Telefon aletinin siyah bakalit alet şeklinde kalmayacağını, PTT’cilere söyleyen Cumhurbaşkanı’nın adı Cevdet Sunay’dır. Solcularımızın, zekasını pek beğenmedikleri ve hakkında fıkralar uydurmaya çalıştıkları Sunay.

Telefon gelişecek de, herkesin elinde olacak da, hükümet üyelerine mahsus olanlara kriptolu denecek de...

Gazeteler her gün yazacaklar rakamları: Şu kadar bin kişi dinlenmiş. O kadar bin kişi de karşıda var. Ya karşıdakilerden sonra takılanlar...

– Artık ben kriptolu telefon dahi kullanmıyorum, diyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hükümetine başarı plaketi vermek şart oldu.

Kaç yıldır kimin, kimi ve kendilerini dinlediklerini bilememişler, haberdar olamamışlar ama, yaptıkları açıklamalardaki dinlenen sayılarının rakamları gayet net.

– 509 bin 516 kişi...

Demek ki sayaç takmışlar bir yerlere...

Bu dahi başarı değilse, ne

“ İslamcı partilere asla”n / Ecevit partisine yaslan

Habertürk TV’de cemaat adına konuşan bir yazarın şu dediklerini internet sayfalarından aldım.

“Hizmet hareketinin gönüllüleri AKP’ye kadar İslamcı Partilere asla oy vermediler. AK Parti’yi kuranlar; ‘Biz ‘Milli Görüş’ü bırakıyoruz, gömleği değiştiriyoruz, AB’ye artık Hıristiyan kulübü demeyeceğiz, artık demokrasi diyeceğiz, insan hakları diyeceğiz, çoğulculuk diyeceğiz’ dedikleri için AK Parti’ye oy verdik.”

Bu itiraf, kendilerini hizmet hareketi olarak adlandıran bir cemaatle hesaplaşmaya başlangıç olabilir mi

AKP’ye kadar İslamcı partilere oy vermemek...

Refah Partisi’ne oy vermedik, derlerse çarpılacaklarını mı, yamulacaklarını mı düşünüyorlardı ki, RP adını anmak istemiyorlar

RP’ne oy vermediniz. Tamam!

Peki ya RP’den aldıklarınız Kaç üyeniz makam sahibi oldu O makamlara talip olurken ne dediniz

Oy vermediğiniz ve gönlünüzün de hiç olmadığı bir partinin iktidarından nemalanmak, rantlanmak, makamlanmak için kimden, hangi fetvayı, gerekçeyi almıştınız

Bugün, “Ne istemişlerse vermiştim” diyen Başbakan’ın, İstanbul’un belediye başkanı olduğu günlerdeki bir atamasıyla, bir araya gelmiş ve bir dernek kurmuş sağlık camiası mensupları olarak görüşmek istemiştik.

Randevular alındı. Doç. sıfatlı müdürle bir Çarşamba sabahı 9:00’da görüşmek için... Hizmet sınıfından olduğunu bildiğimiz müdür, biz 9’u 10 geçe makamına vardığımızda yoktu. Gerekçesini ise kalemcisi söyledi.

– Ama tam 9’da gelmediniz. Sayın müdürüm de başka bir icraat için çoktan yol aldı.

Bekleyelim ya da nerde ise bulalım ve konuşalım, teklifime arkadaşlarım katılmadı. Ne de olsa namaz kılan biri.

Arkadaşlarımın namaz kılan biri diye tanımladıklarının bu davranışını, daha sonraki bir karşılaşmamızda Başkan Erdoğan’a anlattım ve neden böyle hatalı tayinler yaptığını sordum. Onun gerekçesi ise yatırım kokuluydu.

“Ama ben onlardan da oy aldım.”

Milli Görüş’ün bırakılmadığı, gömleklerin çıkarılmadığı ve bunların olacağını sanmadığımız o günlerin Erdoğan’ı, bugün telefonunu almaya çalışıyor onların ellerinden. Telefonunu ve geleceğini...

Milli Görüş’ü bırakmamak...

AB’ye Hıristiyan kulübü demek...

Neden çok rahatsız ediyordu hizmet sınıfının elemanlarını Rahatsız ola ola mı koşuyorlardı makamların peşlerinde Lakin hiç belli etmiyorlardı.

Bir kişinin aldığı, “İslamcı partilere asla oy vermemek” kararına aynen uyan binlerce kişi, akıllarının yetersizliğine mi inandırılmışlardı

İyi ama bu kadar dinlemeli plan yetersiz akıl işi olamaz. Takviye görmüş olması gerek.

Ah o takviyeciler, ah o takiyeciler...

Demirel’in yakasını kim tutacak

Köprülü bir anısını okuyunca Mehmet Barlas’ın, (7 Mart 2014 - Sabah Gazetesi) başka duyduklarımızla bir köprü kurmak aklımıza gelmesin mi

Evimdeki konuğum Demirel’e şöyle bir soru sordum, diyor sayın Barlas, 1970’lerin sonunda.

“Şu Boğaz Köprüsünü daha geniş yapsaydınız...”

Demirel, bu soruya İnönü’lü bir cevap verir. Duvardaki İnönü resmini görmüş de, iyi bir gerekçe olur mu, demiştir, bilinmez.

– Ben 1960’lı yıllarda Boğaz’a köprü yapacağım, her dediğimde, karşıma İstiklal madalyalı İnönü çıkar, sana köprü yaptırtmayacağım, derdi.

Bir tv kanalında “Köprüyü satacağım” diyen Özal’la, “Köprüyü sattırmam” diyen Necdet Calp’ın tartışmaları yıllar sonra ama, Demirel çok önceden kurmuş o hayali.

O 1970’lerin sonunda, 1973 yılında vefat etmiş İnönü’den şikayetçi olan Demirel, Çankaya’ya çıkış vizesi almak için şöyle diyordu bir tv kanalında, 1993 yılında. Yani onun vefatından 20 yıl sonra.

– Ben İsmet Paşa hayranıyım!

Köprü dediğin sadece iki yaka arasında mı kurulur Yıllar arasında da kurulmaz mı

Tarihte Mizah

Hafız imtihanda

Bir eski muallim anlatıyor:

Otuz beş sene evvel (1900 yılları) eski Rüştiyelerden birinde Enbiya tarihi muallimi idim. Sınıfta Hafız Çevri isminde bir sarıklı talebe vardı ki yaşı âdeta benimkine yakın saçlı sakallı, bir adamdı. Bilmem kaç senedir medresede hafızlığa çalıştıktan sonra yeni ilimlerden de hissesini almış olmak için rüştiyeye yazılmıştı. O zamanın mektepleri şimdiki kadar sıkı olmadığı için bazan on on iki yaşındaki çocukların yanında yirmi yaşında kazık gibi heriflerin oturdukları  görülürdü.

Hafız Çevri gayet hüsnüniyet sahibi ve çalışkan bir adamdı. Fakat medresede gördüğü tahsil onda kafa ve zekâ namına hafızadan başka bir şey bırakmamış olduğu için verilen dersleri sadece kelimesi kelimesine ezberler ve papağan gibi tekrar ederdi.

Bir sene sonunda Hafız Çevri on iki yaşında bir çocukla beraber imtihana girmiş, karşımızdaki iskemleye oturarak el pençe divan durmuştu.

Evvelâ peygamberin Hendek gazvesini sorduk. Bize makine süratiyle kitaptan iki sahife okudu ve parmağımızı ağzımızda bıraktı.

Mümeyyizlerden biri âdet yerini bulsun diye bir ikinci sual sormak istedi ve Havva anamızın yaradılışını sordu. Harfi harfine aklımdadır; Hafız Çevri şunu okudu:

«Hazreti Âdem yalnızdı. Cenabı hak ona bir eş halketmek istedi ve hazreti Ademin böğründen çıkardığı bir kemikten Havva anamızı meydana getirdi. Geminin içine her nevi hayvanattan bir çift koydu. Öyle ki filden karıncaya kadar hiç bir mahlûk eksik değildi.»

Mümeyyizler birdenbire bağırdılar: «Dur hafız dur. Sen ne haltlar karıştırıyorsun »

Hafız hayretle gözlerini açtı:

- Aman velinimetlerin kendimden bir şey yok. Kitapta bulduğumu ezberledim, dedi.

Hafızın kitabı açılınca iş anlaşıldı. Enbiya tarihinin bir yaprağı nasılsa kopmuş, hafız Çevri dördüncü sahifenin sonundaki hazreti Âdem bahsından yedinci sahifenin başındaki «Nuh gemisi» ne atlamıştı.

Aday Manzaraları

X

Aday olmak için hiç yapmamış,

Tefekkür ile tezekkürünü,

Başkan olmuş olsa çokça yapar,

Tefekkürsüzce tezek kürünü...

XI

-Ah evladım sen çok temiz bir adaysın,

Korkarım ki bu başkanlık seni bozar!..

-İyiyi emretmek, kötüyü nehyetmek;

Ninem, Rabbimiz bizlere böyle yazar…

-Evlat, Allah niyetine göre versin,

Kem gözlerden korusun, değmesin nazar!..

Ekrem Şama / Necati Tuncer

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?