İstanbulu kavuran kıtlıklar

Babam her zaman toprağa çok önem verirdi. Zira çocukluğu savaşlara, kıtlıklara, yoksulluklara tanık bir kuşaktan gelme idi. İnsanın tarlaları olmalı zira bir kıtlıkta o tarla, ekmektir der. Elbet biz savaş ve kıtlık yaşamamış nesil, ne demek istediğini pek anlayamazdık. Fakat Küresel ısınmanın barajları kurutup değil sulayacak bağ bahçe, içecek su bırakmaması tehlikesi karşısında kara kara düşünmekteyiz.

Hele de İstanbul’un kıtlık konusunda başı hep belada olmuş. Bizans döneminden beri, büyük bir tüketim merkezi olan Asitane’nin iaşe ihtiyacı; kıtlığa, açlığa varan bunalımlara yol açmış.

Uzak yollardan, denizaşırı yerlerden getirilen ürünlere bağımlı İstanbul’da kıtlık, toplumsal patlamalara yol açmış. Osmanlı döneminde yöneticiler, kentte büyük kıtlıklar ve darlıklar yaşanmaması için, sıkı önlemler almaya çalışmışlar, ancak çoğu kez bunu başaramamışlar.

Savaşlar, soğuk kışlar, depremler, seller, yangınlar sonucu şehirdeki stokların tahrip olması ya da dışarıdan mal akışının kesintiye uğraması sonucu bu felaketler yaşanmıştır.

Kıtlıkların en temel nedeni olan uzak yerlere bağımlılık, ürünün çıktığı yerdeki kuraklık, yolların güvensizliği, denizlerdeki korsan yağmaları, fırtınalar; açlığa dönüşmüştür. Kuraklık, bazen tarlaların meralara çevrilip hayvancılığa yönelttiği köylüler için bir çare olmuş. Fakat 16.yüzyılın sonlarında başlayan 18.yüzyılın başlarını bulan Celali isyanları, binlerce köylünün toprağını bırakıp kaçmasına, tarımsal işgücünün azalmasına neden olmuş, “Büyük Kaçgun” esnasında İstanbul’a tahıl nakli aksamış, bu arada İstanbul’un nüfusu bir hayli artmıştır.

Payitaht, gıda tüketimi bakımından ülkenin diğer şehirlerinden hep öndedir. Temel yaşam maddeleri buğday, et, yağ, zeytinyağı, sabun, pirinç, kahvedir.

İstanbul tahılını Eflak-Boğdan eyaletleri, Tuna iskeleleri, Karadeniz, Trakya, Kocaeli, Karesi, Kırım hatta Mısır’dan sağlar. Buralardaki kuraklık, doğal afetler, İstanbul’un kaderini yakından ilgilendirmiştir. Aracı tüccarların aşırı kâr hırsı da, kıtlığı tetiklemiştir. Her şeyin fiyatının narhla saptandığı payitahtla ticareti fazla kârlı bulmayan tüccar, ürün yüklü gemileri veya kervanları, çok daha kârlı satabilecekleri başka yerlere çevirdikleri, beklenen malın İstanbul’a bir türlü gelmediği sık görülen, alınan sert önlemlere rağmen önüne geçilemeyen olaylardı. Harbi kefereye (yabancı ülkelere) buğday ve zahire satılmaması için zaman zaman çıkarılan fermanların da fazla işe yaramadığı, özellikle kıtlık durumunda tüccarın malını daha yüksek fiyatla İstanbul dışına satmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.

Buğday gibi bir diğer sorun da etti. Uzak yerlerden getirildiği için, hayvanlar yolda telef olurdu. Düşük narh yüzünden tüccar, hayvanları İstanbul’a göndermemek için elinden geleni yapardı ve bu yüzden et darlığı sık yaşanırdı.

Osmanlı ülkesi 1494–1503 de büyük bir kıtlık yaşar, veba salgını ile acı büyür. 1525–1530 arasında Balıkesir ve Bursa yöresindeki çekirge istilası, İstanbul’a kıtlık olarak yansır. Ordunun gıda ihtiyacı payitahttan karşılandığından, sıkıntıyı da İstanbul çekmektedir. 1564’te bütün Anadolu’yu saran kıtlık halkın ot yemesine yol açmıştır. 2. Selim döneminde iaşe darlığı artmış. 1573’de İstanbul’un ihtiyacı et ve buğday almak üzere Bursa’ya gelen görevlilerin Bursa kadısının danişmentleri tarafından dövdürüldükleri, Bolu ve Kastamonu sancaklarından da hiçbir şey alınamadığını belgeler yazmaktadır. Mardin’den bile tahıl getirilmiştir. 1621’de Haliç’i donduran kış yüzünden tahıl yüklü gemiler limana girememiştir. 1755’de buğday yüklü 70 gemi Karadeniz’de batınca, halk perişan olur. Pahalılık artar, halk açlıktan fırınlara hücum eder, çatışmalar çıkar. Buğday olmadığı için pirinç satan dükkânlar yağmalanır. Bir de veba salgını olunca, sadece İstanbul’da 15.000 kişi ölür. 1805 kışının şiddeti de, halka kıtlık olarak yansımıştı. Bu durum 20. yüzyıla değin sürer.*

Payitahtta sadece halk değil, saray da sıkıntı çekmiş; Kırım harbi esnasında Osmanlı sarayında aylarca bulgur pilavı pişmişti.

Bizim kuşak, tüp ve margarin yokluğu yaşamış; bu gereksinimi karşılamak için uzun kuyruklarda sıkıntı çekmişti.

Şimdi yeni nesiller için AVM ler, bir cennet. Her şey bol. Fakat çok zengin ülkeleri de bekleyen kıtlık tehlikesi, hiç çok uzak değil. Yağmurların yağmaması büyük bir kuraklık ve kıtlık nedeni. Babamın toprağa olan muhabbetini, bizler de yaşlandıkça anlamaktayız. En değerli varlık toprak. Küresel ısınma felaketi, toplum mühendislerinin artık savaşların petrol değil de; su ve yiyecek yüzünden çıkacağını söylemeleri, pek yanlış değil.

* Geniş bilgi için bkz. Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, “Kıtlıklar”, c.V, İstanbul 1994, s. 8–10,

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?