ABDden Rus Tehdidi Masalları

Batı ve Rusya arasındaki “Ukrayna-Kırım” krizi her geçen gün daha da derinleşiyor. ABD-AB ikilisinin bahsettiği yaptırım kararları şimdiden iki taraf arasına yeni setler inşa etmeye başlamış durumda. Dünya adeta “İkibuçuk Kutuplu Sistem”e gebe...

Bu bağlamda Rusya Federasyonu Başbakan Yardımcısı Rogozin’in Kırım ve Sivastopol’ün Rusya ile birleşmesini tek kutuplu dünyanın sonu olarak ilan etmesi dikkat çekici. Dolayısıyla, söz konusu kriz uluslararası sistemin adının netleşmesine yönelik önemli bir sürece işaret ediyor.

Burada, özellikle ABD’nin yapacağı “tercih” ve bu doğrultuda atacağı adımlar oldukça mühim. Gerisi ise “koca bir hikâye”.

ABD açısından önünde iki seçenek var; ya daha önce uygulamaya koymaya çalıştığı fakat sonra vazgeçtiği (ve belki de ertelediği) Rusya’yı Balkanlaştırma (bölme) politikasına dönüş yapacak (ki bu aynı zamanda yeni bir “çevreleme/kuşatma politikası” demek) ya da Rusya’nın kontrollü bir “yarı kutup” olmasının önünü açacak.

Bundan sonraki süreçte, ABD’nin Avrupa ile yaşamaya başladığı sorunlar bu kriz ile büyük ölçüde aşılacağa benziyor. Daha sıkı bir ABD-Avrupa ittifak süreci kapıda. Bir diğer ifadeyle, şartları büyük ölçüde Washington’un belirleyeceği bir ABD-AB süreci söz konusu gibi. Bu da, ABD kontrollü bir “Rus tehdidi”nin aslında Washington açısından ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Bu iki seçenekten hangisinin ABD dış politikası açısından uygulamada olduğunu belirtebilmek için vakit henüz erken. Fakat diğer taraftan, şu ana kadar ki mevcut gelişmelerin esası itibarıyla daha çok ABD çıkarlarına hizmet ettiğini söyleyebilmek mümkün.

ABD’nin “Kırım Kazanımları”

Şöyle ki, bu kriz: 1. AB-Rusya yakınlaşmasına büyük ölçüde darbe vurdu; 2. Almanya-Rusya ikilisi bağlamında Avrupa’yı (AB oluşumu ağırlıklı olmak üzere) ABD’den uzaklaştırma politikasını önemli ölçüde bitirdi; 3. Bu kapsamda Anglo-Sakson dünyasının en büyük karabasanı olan “Rusya-Almanya İttifakı” bir kez daha tarihin derinliklerine gömüldü; 4. Avrupa’daki barışçıl, dost, “her şeye rağmen Batı” diyen “Yeni Rusya” algısını “Eski Rusya”ya çevirdi. “Rus tehdidi” artık bir kez daha Avrupa’nın gündeminde; 5. Tüm bu gelişmeler, Avrupa’nın güvenliği açısından ABD’nin önemini bir kez daha ön plana çıkardı.

Dolayısıyla, ABD Avrupa açısından bir kez daha “kurtarıcı” rolünde. Bundan sonraki süreçte, ABD’nin Avrupa ile yaşamaya başladığı sorunlar bu kriz ile büyük ölçüde aşılacağa benziyor. Daha sıkı bir ABD-Avrupa ittifak süreci kapıda. Bir diğer ifadeyle, şartları büyük ölçüde Washington’un belirleyeceği bir ABD-AB süreci söz konusu gibi. Bu da, ABD kontrollü bir “Rus tehdidi”nin aslında Washington açısından ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.

“Sınırların askeri güçle yeniden çizilmesi…”

Bu noktada, Ukrayna’daki durum ve Rusya’ya yaptırımlara değinen Danimarka Dışişleri Bakanı Lidegaard’ın “İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da sınırların askeri güçle değiştirilmesi fikrinin geçerliliğini yitirdiğine” vurgu yaparak, dolaylı bir şekilde artık bu anlayışın Kırım ile bittiğinin altını çizmesi de oldukça dikkat çekiciydi.

Lidegaard’ın ABD ya da bazı AB ülkelerinin tam tersine daha “yumuşak bir tepki”den ve kriz çözüm politikasından yana tavır koyması, AB/Batı içinde Rusya’ya yönelik tam bir mutabakatın sağlanamamış olmasının önemli göstergelerinden birisi.

Soğukkanlılığı ön plana çıkartan ve dünyadaki diğer sorunların çözümünde, örneğin Suriye gibi, Rusya’nın önemine dikkat çeken Lidegaard Rusya’nın Kırım’ı işgaline karşı yaptırımların devreye sokulduğunu, bu yolla sorunun daha fazla büyümeden sorumluluk içinde yanıt verilerek çözümünün amaçlandığını belirtiyor. Birinci adım olarak siyasi yaptırımlara, ikinci adım olarak da Kırım’daki kararla ilgili olanlara yönelik bireysel ekonomik yaptırımların söz konusu olduğunu söyleyen Lidegaard, krizin tırmanması durumunda ise üçüncü adım olarak daha geniş ekonomik yaptırımların devreye sokulacağının planlandığını vurguluyor ve ekonomik yaptırımlara gitmeyi istemediklerinin de hususen altını çiziyor.

“Yatıştırma” mı “bedel ödetme” mi

Dolayısıyla ortada Rusya’ya yönelik olarak iki farklı yaklaşım ön plana çıkıyor: 1. “Yatıştırma”; 2. “Bedel ödetme”.

Aslında her ikisi de aynı kapıya çıkıyor. Bu seçeneklerin her halükârda Batı-Rusya arasındaki kopuşu hızlandıracağı açık. Şöyle ki, “yatıştırma” ya da “gaz alma” politikasının Rusya’yı cesaretlendireceği ve AB’yi daha fazla tavize zorlayacağı ortada. Batı, bunun ne anlama geldiğini yakın tarihte Gürcistan’da gördü. Zaten şu anda da orada izlediği “tepkisizlik politikası”nın bedelini ödüyor.

“İkinci Yalta Düzeni” mi

Birinci Yalta Düzeni’nin adresinin Kırım olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla, Kırım 1853–56 sonrası ikinci kez “1939–45” aralığında yaşanan büyük kriz ve akabinde ortaya konulan yeni uluslararası sistemin (İki Kutuplu Dünya Düzeni) oluşum toplantısına ev sahipliği yapmıştı.

Aynı Kırım bir kez daha sahnede! ABD-Rusya arasında yeni bir gelecek arayışına zemin hazırlıyor gibi. Nasıl mı Cevabı bir sonraki yazımızda...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Prof. Dr. M. Seyfettin Erol - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?