Reklamı Kapat

Beton var, eser yok!

Şehirler farkı bir kimliktir, kendine has bir kişiliktir.

Daha da mikro ölçeğe indirgersek, ilçeler, semtler ve mahalleler için de bu

ayrı bir alem olma vasfı söz konusudur. Çarpık yapılaşmış veya yeniyetme,

mantar gibi bitme olan kısımlarını saymazsak, gerçek İstanbul da da bu durum

geçerlidir. Aynı ilçenin semtleri bile birbirinden ayrıdır, birbirlerinden

görünmez sınırlarla ama herkesin bildiği bir şekilde ayrılırlar. Hatta her

mahalle bile kendi içinde bir bütünlük arz ederken, misal aşağı veya yukarı

mahalle bir başka kişiliğin tezahürü olur(du) çoğunlukla.

Şehirleri ifade ederken belli semboller vardır. Her

şehrin anıt veya simge yapıları vardır. Tarihi birikiminden geldiği gibi modern

dönemlerde o şehre kazandırılmış eserler de bu simge olma veya kişiliği

yansıtma durumunu yansıtabilir. Misal, şehir silueti denen olgu da, o şehrin

bir bakıma parmak izi gibidir ve taklit edilemez. O silueti görünce dünyanın

neresindeki hangi şehir olduğunu anlamak çok kolaylaşır. Londra nın, Paris in,

New York un, Roma nın, Kahire nin, Kudüs ün, İstanbul un silueti veya alameti

farikası olmuş yapıları, bu şehirlerin kimlik kartları gibidir.

Eğer bir şehrin siluetini veya o şehri oluşturan kimliği,

kişiliği ve dokuyu değiştirecek olursanız, ya olanı bozuyorsunuzdur ya da yeni

bir şehir kuruyorsunuz demektir. Veyahut mevcudu ellemeden anlamlı bir katkı

yapıyorsunuzdur. Türkiye de, son 50-60 yılda olan şey, şehirleşme adı altında

mevcudu (eski ve köhne olduğu gerekçesiyle) yıkmak ve yerine modern adı altında

ruhsuz, kişiliksiz, niteliksiz ve estetik olmayan beton yığınları dikmektir.

Çünkü biz maalesef, hala ve hala modernleşme veya çağdaşlaşmanın yolunu şekli

birtakım makyajlarda aramaktayız. Üretmeden zenginleşmeyi istiyoruz ve aynı

mantıktan hareketle Batı dan arakladığımız kalıpları, formları kendi

şehirlerimize kötü bir kopya şeklinde uygulayarak modern ve medeni olmayı

umuyoruz.

Halbuki, 100 küsur sene öncesine ait bir romanda bahsi

geçen bir sokak veya binayı Paris te, Londra da veya St. Petersburg ta

bulabilmek olasıyken, maalesef İstanbul da 30 sene öncesinin semtlerinden bile

nostalji olarak bahseder bir vaziyetteyiz. İkinci Dünya Savaşı yla birlikte

tarumar olan Avrupa kentleri, neredeyse özgün hallerine uygun olarak yeniden

yapılmışken, 40-50 sene öncesinin eski Türk filmlerindeki İstanbul unu bile

tanıyamayacak durumdayız. Semt bırakmıyoruz, mahalle bırakmıyoruz, ilçeleri

kocaman beton yığınlarına çeviriyoruz, yetmezmiş gibi bir de şehirlerin

alamet-i farikaları olan siluetlerini bozuyoruz. İstanbul un siluetine eklenen

gökdelen kepazeliklerini düşünün bir kere.

İnşaat yaparak, bina dikerek, lüks ve şatafatlı ve acayip

isimli siteler, AVM ler, gökdelenlerin sayısını arttırarak ne modernleşmek ne

medenileşmek mümkün değildir. Yaşadığı yeri, şehri kendi eliyle yaşanmaz hale

getiren ve mekanı sadece bir rant vesilesi olarak gören bir çarpık zihniyet,

inşaat yapmayı gelişmişlikle bir görüyor maalesef. Yapılan inşaatların sayısı

değil, onların niteliği, insan yaşamına kattıkları, şehir hayatını kolaylaştırıp

kolaylaştıramadıklarına bakmak gerekirken, son derece çarpık bir sonradan görme

bakışla yüksek binalarla, lüks konutlarla, pahalı rezidanslar ve uçuk AVM lerle

böbürlenme haleti ruhiyyesindeyiz. Allah ıslah etsin.

Şapkamızı önümüze koyup bir düşünsek, uğruna şehrin

siluetinin bile feda edilebildiği (mahkeme silueti bozan yapının fazla katları

için yıkım emri verdi ama kararın uygulanacağı konusunda kimse emin olamıyor

artık. Malum, güçlülerin hukuku devrindeyiz), semtlerin, mahallelerin tarumar

edildiği, şehrin nefes borularının tıkandığı bu binalar, bu yapılar arasında

bir simge, bir sembol, bir alamet-i farika olabilecek tek bir tane çıkar mı

acaba İçinde bulunduğumuz sonradan görmelik, her manadaki üretimsizlik ve

bereketsizlik hali, ortaya gerçek anlamıyla ve sonraki nesillere kalacak bir

eser koyamama sonucunu doğurmuyor mu Modern yapılar yapmakla övünürken,

bunlar arasından tek bir tane bile eser çıkaramamayı ne zaman dert edeceğiz

Validebağ Korusu na otopark yapılmasını protesto etmek

için fidan diken vatandaşın başına polis dikip, şehir içindeki tek yeşil alan

olarak kalmış askeri alanları bile imara açan bir zihniyet, elbette ki ortaya

özgün bir eser koyamaz. Şaşıracak bir şey yok yani.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?