İHTİLÂT

Allah (C.C.) sonuncusu Hz. Muhammed  (S.A.V.) olmak üzere, her peygamberle

birlikte onların eliyle tarihe direkt müdahale etmiştir. Öyle ki ilk toplumun

inşasını yine bir peygamber olan ilk insan Hz. Adem ve ona verdiği ilahi

sahifelerle (ayetlerle) gerçekleştirmiştir. Daha sonraları bozulan, sapkınlaşan

ve haddi aşan milletlere resul ve nebilerini görevlendirerek, kutsal kitaplar,

sahifeler eşliğinde doğru yolda olmalarını istemiştir.

Rahman olan Allah ın (C.C.) elçileri gönderildikleri

kavimlere, uymaları gereken kuralları ve yaşam biçimlerini onlara tebliğ

etmiştir. Kavimlerinin arasında yürüyen ayetler ve hikmet rolünü

üstlenmişlerdir. En güzel örnek ve model olmuşlardır.

Ancak şeytanın, and olsun ki, Senin doğru yolun

üzerinde onlara karşı duracağım; sonra önlerinden, arkalarından, sağ ve

sollarından onlara sokulacağım; çoğunu Sana şükreder bulamayacaksın (Araf

16-17) inatçı ve kavgacı mücadelesinin sonucunda, insanların çoğu doğru yoldan

sapmış ve nebevi yaşam tarzını bozmuşlardır.

Böylece yeryüzünde fesat (bozulma/sapkınlık)

yaygınlaşmıştır. Şeytan ve dostları fesat eyleminde en çok cinsellik figürünü

kullanmışlardır. Bu konuda Nebi (S.A.V.), Kadınların fitnesinden korkun, çünkü

İsrail oğullarının ilk fitnesi kadınlardan olmuştur (Müslim, Zikir)  işaretiyle cinsellik tehlikesine dikkat

çekmektedir.

Bu tehlikenin oluştuğu ortamların başında İhtilat

gelmektedir. İhtilat ise, Birkaç şeyin birbirine karışması. Erkek ve

kadınların birbirine karışması, beraber oturup haşır neşir olmasıdır.

İhtilatın yani kadın ve erkeğin aynı ortamı paylaşması ve

birlikte olması nicelik değil nitelik açısından önemlidir.

Öncelikle tarafların ahlâki değerlere uygun bir ortamda

ve tesettüre uygun olmaları elzemdir. Birlikte olmanın sürekliliği, zaman ve

zemini kayda değer bir durumdur. Birliktelik için meşru ve ciddi bir zaruret

olmalıdır. Ülfet peyda edici haşir ve neşir olmaktan uzak olunmalıdır. Kadın ve

erkek zaaflarını ortaya çıkaran davranışlardan kaçınılmalıdır.

Ancak şehir hayatının beraberinde getirdiği bazı

zorunluluklar; kitle iletişim araçlarında yolculuk yapmak, çarşılarda alış

veriş yapmak, ticaretle meşgul olmak, zorunlu sağlık ve toplumsal ihtiyaç ve

faaliyetler diğer bir ifade ile ülfet peyda edici haşir ve neşir olmaktan uzak

alanlarda, kadın ve erkeklerin aynı alanı paylaşması hoş görülmeyen ihtilat

olarak algılanmamalıdır.

Çünkü zaruret (ciddi bir ihtiyaç) yoksa ilahi inanç

ihtilata izin vermemektedir. Tarihi süreç de bunu göstermektedir. Yani semavi

inanç/din ihtilat anlayışı ile kadınları ev ve göz hapsine tabi tutmuyor. Kadın

ve erkeklerin bireysel ve toplumsal rollerinin çerçevesini çiziyor.   

İhtilat haline karşılık olarak başta nebiler olmak üzere

hikmet ehli ve ortak vicdan sahipleri haremlik ve selamlık uygulamasını

geliştirmişlerdir.

Aslı Akkad ca, Örtmek, gizlemek, başkalarından

esirgemek; ayırmak, tecrit etmek manalarındaki haramu(m) olan harem kelimesi

Arapça da, Korunan, mukaddes ve muhterem olan şey veya yer anlamına gelir.

Ev, konak ve saraylarda genellikle iç avluya bakacak şekilde planlanan,

kadınların yabancı erkeklerle karşılaşmadan rahatça günlük hayatlarını

sürdürdükleri bölümlere harem adı verilir. Kelime aynı zamanda zevce anlamını

da taşımaktadır. 

Antik Batı da, evlerin arka tarafında erkeklerin

dairesinden ayrı olarak Grekler in gynaikeion, Romalılar ın gynaeceum

(kadınlara ait) dedikleri bir bölüm bulunuyordu. Eski Ahid deki bazı ifadeler

de hanım ve cariyelere ayrı bölüm veya çadırların tahsis edildiğini

göstermektedir (Tekvin, 18/10;31/33).

Gerek Kur an-ı Kerim de gerekse Kitab-ı Mukaddes te

çirkin bakışlar hoş görülmemiştir. Tevrat ın on emrinden biri komşunun karısına

ve cariyesine tamah etmemekle ilgilidir (Çıkış, 20/17). Yeni Ahid de,

kendisiyle nikâh akdi bulunmayan bir kadına şehvetle bakma, onunla gönülden

zina etme şeklinde tanımlanır ve böyle bir günah işlemektense gözlerin

çıkarılıp atılması yeğ tutulur (Matta, 5/27 30).

Araplarda yerleşik hayat sürenler (ehl-i meder, hadari)

olsun, göçebe ve bedeviler (ehl-i veber) olsun evlerde kadın ve çocukların

bulunduğu kısımla erkeğin misafirleriyle oturduğu kısım ayrıydı.

Çadırlarda ve tek odadan oluşan evlerde mekânı bölen

perdeye hıdır denildiği için Hz. Peygamber kadınlara hitap ederken zaman

zaman ya zevate l-hudur (ey perde ehli) ifadesini kullanmıştır. (Ansiklopedi,

İslam TDV. Harem Md.).

Ölçüsüz bir şekilde erkek ve kadınların birbirine

karıştığı toplumların vardığı sonuç; küçük yaşta cinsel birliktelikler,

nikâhsızlığın yaygınlaşması, evli çiftlerin birbirlerini aldatmasının

yaygınlaşması, boşanmanın artması ve zinanın dört ayaklılar gibi alenen

yaygınlaşmasını beraberinde getirdiğine tarih tanıklık etmektedir. Yakın dönem

diyebileceğimiz İtalya nın (Roma) Pompei kenti bu süreci yaşamış ve ilahi bir

ceza ile, yaşadıkları kent yaşanmaz hale gelmiştir.

21. yüzyıl da buna tanıklık etmektedir. Seküler ve vahyin

dikkate alınmadığı toplumlarda, kadın ve erkek birlikteliği öylesine kontrolden

çıkmıştır ki; değil sosyal hayatın paylaşılması, yatak odası sahneleri sokağa,

çarşıya ve pazara yansımıştır.

Böylesi ihtilat, nikâhın küçümsenmesini, boşanmaların

artmasını beraberinde getirmiş ve nikâhsız bir toplumun oluşmasına zemin hazırlamıştır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Furkan Yılmaz Altınöz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?