Reklamı Kapat

Kadınlar Kütüphanesi?

Geçen hafta kadınlar mescidi ve kadınlar plajının elzem

oluşundan bahsetmiştim.

Sacayağının çok önemli üçüncü ayağını bugüne bıraktım.

Kadınlar kütüphanesi.

Kadın eğlencesi kınalarda yaşanan renklilik, uyduruk bir

Osmanlı özenticiliği ile mekânlarda artan çeşitlilik.

Asıl şaştığım bu kınalardaki kadınların, genç kızların

oyun merakı.

Eskiden üniversiteye giden kız, ağır abla dır öyle oyun

falan oynamaz, fakat folklorik yapılanmalarda bulunur, yöresel halk oyunlarını

öğrenir ama roman havalarına o kadar da müptela değildi.

Bilgilenmek fazla dert bilinmese de, bu toplumda yine de

bir grup; ne kadar kitap okursam, ne kadar kendimi yetiştirirsem, vaktimi

öğrenmeye hasredersem derdinde olurdu.

Şimdi büyük çoğunluk üstelik üniversiteli bayanlarda bir

oyun, eğlence merakıdır gitmekte.

Ha diyeceksiniz ki, eski üniversiteyi ne karıştırıyorsun

şimdi apartmanların birkaç dairesini kapatıp özel üniversite olarak açmaktalar.

Ev kadınları, şarküteri işçilerini, kasiyerleri

üniversiteli yapmak için yoğun bir çaba var, bunu görmezden gelemeyiz, para

kaygılı da olsa bu özel üniversite furyası; konu eğitim olunca hoşgörü ile

bakabilmekteyiz olanca aksaklıklara.

Okusun da hangi bölümü okursa okusun, ne okursa okusun.

Hiçbir bölüm, burun kıvrılmayı hak etmiyor.

Her disiplinin ayrı bir saygınlığı var.

Fakat yine de, güzel sanatlarda, resimde, mimarlıkta

isterim en fazla kendi düşünceme mensup gençlerin ihtisas yapmasını.

Fakat isterse dünyanın en iyi üniversitesini bitirsin

kadın ve erkek, aynı konuda yarışmaktayız ki; okumuyoruz.

Kadınların eskiden beri süregelen günleri, altın

toplantıları, Cuma okumaları adı altında mahallelinin gidip geldiği o mutad saatlerde,

beş altı çeşit hamur işi ile 3 4 saat ha babam de babam gelsin çaylar, gitsin

kurabiyeler hem zayıflama sporlarına koşan hem de bu günlere gitmek için takıp

takıştıran kadınlarımızın katlettiği saatleri arada bir düşünüyorum da.

Eve gelen erkek misafirlere asla böyle titiz

hazırlanmayan kadınlar, birbirleri ile yarış etmek için günlerce ev temizliği,

pasta börek yapmak yerine hiç olmazsa haftada bir, kütüphanede buluşsalar.

Madem bu ev oturma alışkanlığımız var keşke bu

alışkanlığı kıraathanelere çevirebilsek.

Kitap kafeleri çoğaltabilsek.

Semt kütüphanelerini artırabilsek.

Hep hayalimdir.

Batının her şehrinde gördüğüm kütüphaneler, küçük

kasabalarda bile vardı, kadınların toplanıp kitap okudukları, neden bizim

buralarda yok diye hayıflanırdım. Hatta göçmen kadınlar için Bremen de,

Delmenhorst şehrinde bir etkinlik yapmıştı belediye. Kötü alışkanlıklarda

bulunmuyor, kütüphaneye geliyor, kitap okuyor diye ücret ödüyordu. Tabii bu

para işi de onları kütüphaneye çekmeye yetmemişti. Bir gün onları kütüphanede

ziyarete gittiğimde sevgili Emine Özden hanımefendi, bu Türkçesi de olmayan ya

da okumadığı için gerilemiş bir avuç kadını toplayıp onlara kitap okumakta idi.

Verilen parayı da yine göçmen kadınların sıkıntıları, hastalıkları,

depresyonları, kültürel kodlarını koruma amaçlı kurdukları teşkilatlar için

harcamakta idi.

Bu hayalim hala taptaze.

Belediyeler kadın kütüphaneleri açsa.

Tam beş aydır un, şeker, yağdan uzak durdum yarışına

girseler, ben Kemal Tahir okudum ya sen Peyami Safa yı bitirdim . Nuri

Pakdil tavsiye ediyorum, Zarifoğlu şiiri de enfes Umberto Eco, Kafka, Halil

Cibran, Amin Maalouf, Orhan Pamuk gibi sohbet konularına hasret kaldık.

Vakit katleden eğlenceler, kınalar ve günlerin

müdavimleri bir yarışa girseler, bir seferberlik başlasa eminim kütüphanelerde

de ipi göğüsleyecekler.

Hayal bu ya.

Ağaçlar altındaki bahçesinin sulanarak süpürüldüğü, tahta

masalar ve sandalyeler konan kütüphanede hızlı bir okuma devingenliği.

Öğrencilerin ders çalıştığı müstakil salonlar.

Tez hazırlayan araştırmacıların verdiği ilim aşkı ile

belki şu gün merakından vur patlasın çal oynasın hevesinden vazgeçerler.

Kadınlar haftada bir gün bahçesi çiçeklerle süslü mahalle

kütübhanesine uğramayı eylem edinse.

İmamlar nikâh kıyarken, otuz iki farzın yanında bir yıl

içinde okuduğunuz on kitabı sayın şartını da ekleseler, hiç olmazsa bu

tavsiyede bulunsalar çok iyi olacak.

Çok ekstrem bir öneri biliyorum, imamları da çok iyi

anlıyorum yüzde yetmiş, otuz iki farzı da sayamıyormuş.

Televizyon, telefon, bilgisayar merakı bizi kitap

hususunda o kadar çok geri bıraktı ki.

Kıytırık dizilerin kritiğini yapan köşe yazarları

olduğunu bile görünce, insan can evinden vurulmuşa dönmekte.

Böyle halka, böyle aydıncık.

Tersi de var elbet.

Önceki gün İstanbul un uzak bir köyünde arkadaşımdayım.

Ağaçlı bahçesinde oturmaktayız. Masasında sadece su ve çay var. Atıştırmalık

bir şeyler yok. Onun yeri mutfak demekte. Ama bahçe masası kitap dolu. Kızının,

eşinin, oğlunun elinde kitap, çok eğlenceli bir film seyreder gibi keyifle,

ilgiyle satırları çize çize okumaktalar. Arkadaşım da bir gazetenin köşe

yazarı. Benimle konuşurken arada da yarınki yazısının iskeletini kurmakta,

bilgisayarına rötuşlar atmakta. Yoldan geçen iki küçük erkek çocuğu bu başı

bürüklü, ayağı şalvarlı, eli Mouse lu yaşlı kadına baktılar, katıla katıla

güldüler.

O ise aldırmadı ve  keşke bahçelerden kaşık çatal sesleri değil de, kitap sayfalarının

hışırtısı ve Mouse un üretim tıkırtıları duyulsa , dedi, o zaman bu çocuklar

da alışıp gülmezler belki.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?