İfsad Sınır Tanımıyor

16 Eylül günü, İTÜ Stadı’nda ABD’nin tüm dünyaya pop ikonu olarak pazarladığı bir şarkıcının tam bir şova dönüşen konseri vardı. Büyük bir tanıtımdan sonra gerçekleşen konser sanat adına bir rezalet olduğu kadar, yabancılaşmanın da ideal örneğini oluşturdu. Sahnede soyunan, eşcinselliğe övgüler yağdıran söz konusu kadın şarkıcının konseri gençlerin popüler kültür bataklığına sürüklenmesini hızlandıracak özellikteydi.

Programa reklâm ve güç gösterisi hâkimdi. ABD’li şarkıcının 21 tır dolusu eşya, 144 kişilik ekibiyle turneye çıkması bunun en açık örneğiydi. Bizim inancımız böylesine bir kibir ve gösterişe izin vermez.

ABD, bu tür organizasyonları tanıtma ve güç gösterisi amacıyla yapmaktadır. “Ben her alanda güçlü ve rakipsizim” imajı oluşturmak istemektedir. Sinema, TV, gazete gibi her türlü iletişim aracını bu amaçla kullanmaktadır.

Yusuf Kaplan şu değerlendirmeyi yapar: “ABD, Hollywood’u hem Amerikan toplumunun kurulmasında, hem de Amerika’nın küresel hâkimiyetinin korunmasında bir silah gibi kullanıyor. Amerika, dünya üzerindeki hegemonyasını silah gücüne değil, medya gücüne borçludur.”

ABD, müzik alanında da reklâmını yapabileceği ikonlar üretiyor. Her alanda “ben varım” havası estirmeye çalışıyor. Hani şair demiş ya: “Beşerin böyle delâletleri var, / Putunu kendi yapar, kendi tapar.” ABD putunu kendi tapmakla kalmıyor, başkasını da buna teşvik ediyor. Hangi marifeti olursa olsun bir şarkıcının böyle uluslar arası bir reklâm ve organizasyon gücüne sahip olabilmesi mümkün değildir.

Sanat ifsad aracı mı

Ya bizim durumumuz! İTÜ gibi 241 yıllık köklü geçmişe sahip bir bilim yuvasına ait mekânda böyle rezalet yaşanmamalıydı. Çok kıymetli ilim ve devlet adamları yetiştirmiş İTÜ gibi saygın bir kurumun mekânında yabancılaşma, alkol, uyuşturucu ile anılan bir program icra edilmemeliydi.

Türkiye aydınları olup bitenin farkına varmalı, devlet ve milletine karşı uyarı görevini ihmal etmemelidir. Düşmanlarımız bizi harp meydanlarında yenmekten ümitlerini kesti. Şimdi kültürel savaş yöntemlerini kullanıyorlar. Bizi dinimizden uzaklaştırmaya ve manevî direncimizi kırmaya çalışıyorlar.

İnsanlık tarihinin hak-batıl mücadelesi ekseninde seyrettiğini fark edemeyenler fotoğrafın tamamını göremiyorlar. Anlık veya günübirlik değerlendirmeler olayları kavramaya yetmiyor. Olayların dünü, bugünü ve düşmanlarımızın plânlarını da bilmek zorundayız.

İslâm’ı yok etmeyi plânlayan güçlerin varlığından haberdar olmak şarttır. 250 sene önce,  Müslümanları ifsat için İslâm âlemine gönderilen İngiliz Casusu Hampher, bu görevi yaparken kullandığı “İslâm’ı Nasıl Yıkabiliriz ” başlıklı kitapta şu maddelere yer veriliyordu: “İslâm dini ve İslâm ahlâkına bağlı kişileri kötüleyeceğiz; `din terbiyesinin kaynağı olan aile yuvasını yıkacağız’; `müstehcen resimler neşredecek, gençleri fuhşa, livâtaya, cinsel sapıklıklara sürükleyeceğiz’; `şu 4 şeyi gizli ve açık yayacağız: İçki, kumar, zina, domuz eti.”

Siyonistler, 9 Mayıs 1956’da yaptıkları toplantıda 27 maddelik çalışma protokolü hazırladılar. Bu protokollerin yukarıdaki maddelerle benzerliğine dikkat ediniz: “Aile hayatını yıkın; `gelecek nesilleri ahlâka aykırı yollarla ifsat edin’; `sanatı zayıflatın, edebiyatı şehevî ve müstehcen hale getirin’; `sınırsız bir lüks, baş döndürücü modalar icat edin, çılgınca harcamayı teşvik edin.”

Dikey çözüm gelmeden!

Bugünkü ifsat çalışmaları tesadüfen ve tabiî seyrinde değil; bir plânın parçası olarak yürütülmektedir.

Müslüman bir toplumun aydınları ileri görüşlü olur, ifsadın toplumu hangi noktaya götüreceğini çok iyi bilir. Uyarı görevini ihmal etmez. Bu ülkenin sanatçıları, bu ülkenin yararına çalışır. İfsad merkezlerinin oyunlarına alet olmaz.

İfsad çalışmaları büyük oranda kadınlar üzerinden yürütülmektedir. Müslüman kadınlar kesinlikle vücutlarını teşhir etmez. Fuhuş albümü görünümündeki gazeteler teşhircileri kadrolu eleman gibi kullanmaktadır. Her nasılsa gaflete veya ifsatçıların ağına düşmüş olan insanımıza karşı uyarı görevimiz var. Aynı vatanda yaşadığımız her ferdi kardeş gibi görmeliyiz. Kendimiz için istediğimiz iyilik ve güzellikleri onlar için de istemeliyiz.

Sınır tanımaz bir ifsatla karşı karşıya bulunduğumuz bir gerçek. Bu bataklığı ancak görevimizi el birlik yapmakla kurutabiliriz. Meselâ, AGD’nin İTÜ Üniversite Komisyonu söz konusu konserin iptali için girişimler yapmış, fakat sonuç alamadı. Ancak, “Ahlâk ve Maneviyat Tahribatına Hayır!”; “Edep Yâhû!”  yazılı stickerleri gişe, pano, bank, duvar ve bilboardlara yapıştırma imkânını bulabildiler.

Mehmet Şevket Eygi, ifsadı yok etmek için mücadele etmeyen bir toplumun âkıbeti konusunda şu uyarıyı yapar:

“Müslümanlar beşeri iradelerini, imkânlarını, güçlerini kullanarak tek bir ümmet halinde azgınlıklarla mücadele etmezler, ıslah için çalışmazlarsa, dikey çözüme hazır olsunlar!

Dikey çözüm nedir

Depremler… Tsunamiler… Savaşlar… Kuraklık… Kıtlık… Salgın hastalıklar… Öldüren keneler… İhtilâller… İğtişaşlar… Darbeler… Düşman istilâsı… Bin çeşit uğursuzluk… Bereketsizlik… Meymenetsizlik… Yavrusunu öldüren anneler… Annesini öldüren çocuklar… Karısını ve çocuklarını kurşuna dizen çılgınlar…” (Millî Gazete, 31. 7. 2014)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Çin'in bulduğu ve Türkiye'de de uygulanacak olan koronavirüs aşını yaptırır mısınız?