Reklamı Kapat

Ortadoğuda Kaos Büyüyor

Ünlü İngiliz arkeolog ve diplomat Henry AustenLayard’ın Musul yakınlarındaki Ninova’da yaptığı kazılar ve 1849’da yayınladığı “NinevehandItsRemains” adlı eserinde, Asuriler konusunda ortaya attığı bilgiler dikkat çekicidir. Layard’ın siyasi bağlamdaki yaklaşımı ile “Doğu Kilisesi” (Doğu Süryanileri) mensubu Nasturiler ve bunlardan daha önceden koparak Papalığa bağlanan Keldanilerin Asurilerle birlikte hareket etmelerini sağlamaya yöneliktir. Son yıllarda Batı Süryanileri olarak tanımlanan Ortodoks Süryanilerin bir kısmı da, Layard projesi doğrultusunda kendilerini Asuri olarak telaki etmeye başlamışlardır.

Kendilerini Neo-Asuri olarak görmeye başlayan Nasturi, Keldani, Asuri ve bir kısım Süryani Kadim (Ortodoks Süryaniler) mensupları, eski Yakın Doğu’da güç ve krallığın sembolü olarak kabul edilen ve Zerdüşt İran’ın  “kanatlı güneş” sembolünden hareketle büst giydirilmiş melek Faravahar’ı sembol olarak amblem ve bayraklarında kullanmaya başlamışlardır.

Layard’ın tanımlamasından sonra 1917’de, İngiliz Albay Cunliffe-Owen ve “Throthe Gates of Memory” yazarı da olan eşi Betty, Bağdat yakınlarındaki Bakuba’da kamplara yerleştirilen Asur kökenli tüm farklı etnik kökenli Hıristiyanları Musul’a yerleştirmekle görevli kılınmışlardır.

Türkiye’nin Musul politikasında elini zayıflatmayı amaçlayan ve 1924’te Hakkâri’de başlatılan “Nasturi İsyanı” İngiliz Owen çifti tarafından Musul’a yerleştirilen bu unsurlar vasıtasıyla gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Bu unsurların devamı niteliğindeki Neo-Asuri unsurları şu anda başta İsveç olmak üzere, Batı tarafından destek görmekte ve yıllardan beri gerilla kamplarında savaş eğitimi almaktadırlar.

Kendilerini Neo-Asuri olarak tanımlayan bu grubun askeri kanadı, şu anda Suriye ve Irak’ta PYD güçleriyle birlikte Suriye’de İŞİD’e Karşı cephe savaşı vermektedir. Ortadoğu’nun siyasi portresini çizmeye çalışan Batı, yüzyıllarca Müslümanlarla bir arada “ortak yaşam” sürdüren Asuri, Süryani, Nasturi, Keldani unsurları vasıtasıyla devşirilen ve Irak ve Suriye’de cepheye sürülen bu radikal tedhiş örgütleri konusunda ise suskun durmaya çalışması, ”karanlık bir şeyi daha karanlık bir şeyle izah” etme kaygısının tezahüründen kaynaklanmaktadır.

Ortadoğu’da, hep dış güçlerin kendilerini sömürmesine küçük çıkarları uğruna göz yuman Müslüman ülkelerin yöneticilerinin, kendi aralarında hâlâ güçlü bir ittifak oluşturamamaları büyük bir eksikliktir. Ortadoğu’yu sırf çıkarları uğruna yangına çeviren zihniyetlerin Irak ve Suriye’de meydana gelen son gelişmeler ışığında varmaya çalıştıkları asli amaçlarının yeni bir konjonktürde ele alınması gerekmektedir.

ABD tarafından yeni haritaların oluşturulmaya çalışıldığı Ortadoğu’da, jeopolitik ve jeokültürel kopmaların yaşanması ve yeni statik yapı oluşumlarının hayata geçirilebilmesi amacıyla şiddet örgütleri vasıtasıyla ayrıştırılmaya çalışılan farklı etnik unsurları barındıran bölgelerin, ileride olası çatışma alanlarına dönüştürülme potansiyeline sahip hale getirilmeye çalışılmaktadır.

Şu anda, etnik-kültürel bağlamda ortaya çıkan çatışmalar, Ortadoğu coğrafyasının yeniden parçalanmasını (fragmantation) ve şekillenmesini hızlandırırken, ulus-devlet kavramının güçlü olduğu ülkelerde farklı etnisiteler arasında ön plana çıkan kültürel, idari, hukuki, ekonomik ve dil konusundaki talepler daha yalın olarak ortaya konmaya başlanmıştır. Türkiye, esas (primordial) gelişmelerin yaşandığı bir ülke olması bakımından dikkat çekicidir.

Çok hassas bir süreçten geçmekte olan Suriye ve Irak’ta yaşanmakta olan sıcak gelişmeler, ABD ve müttefiklerinin Ortadoğu’da Irak işgaliyle birlikte ortaya çıkardığı sorunlar yumağının birer yansımasıdır. ABD ve müttefiklerinin yanlış politikaları yüzünden ortaya çıkan bu gelişmeler, “kardeşi kardeşe kırdırma” politikalarının birer parçasıdır. Ortadoğu’da ortaya çıkan  “inhitat” (çöküş) büyük ölçüde Türk, Kürt, Türkmen, Arap, Acem kardeşliğinin yeniden tesisiyle ortadan kaldırılabilir. Şu anda coğrafyamızda, Müslüman kanının Müslüman eliyle akıtılması bizleri derin düşüncelere sevk etmektedir.

Bu hassas süreçte, birlik mesajları yerine, ayrıştırmaya yönelik adımlarla siyasal çıkar ve amaçları uğruna kitleleri harekete geçirmeye çalışan HDP, insanlar arasında farklılaştırma amaçlı bir tipoloji ortaya koymaya çalışmaktadır. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak’ın kronik sosyo-politik kısır anlayışla, “senin devletin” yaklaşımlı kendinden menkul ifadeyle “kendi” ve “öteki” ideogramı (fikir belirtme işareti) ile yeni kutuplaşma ve cepheleşme yaratmaya çalışması psiko-politik hedefe yönelik olsa gerek.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Doğan Bekin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?