Reklamı Kapat

Eskilerin mesuliyet anlayışı

Eskiler, bizden hayli farklı desem de.

Babama uymayan eskiler o kadar çok ki.

Biri ışıkları açık bıraktı ise; babam o titrek elleri ile kimselere söylemez kalkıp kendisi kapatmakta.

Yeni neslin o israfı fazla önemsemeyen hallerine şaşarak.

Torunlarından biri duşa girdiğinde, şakır şakır su sesleri uzun müddet kesilmezse kapıyı vurur, onu kırmadan:

—Yavrum suyu az harca, israftır, yazıktır, günahtır diye uyarır.

Kimi torunu belki de içinden onun çok cimri olduğunu düşünür ama değildir.

Yedirip içirmeyi sever, sofralar kurulup kaldırılsın, insanların karnı doysun fakat züppelik yapıp tabağına aldığı yemeğini bitirmeyene bunun hesabını sorar:

—Evladım bunu bulamayanlar var, bak şimdi atılıp telef olacak yazık değil mi, bitirmeye çalış.

Karşısındaki eğer yumuşak kalpli ise onu bitirir ama çoğunlukla tabaklarda artık kalır, onları alır gençliğinden beri bahçesinden eksik olmayan sayıları bazen onu bile geçebilen kedilerine götürür, onlara ikram eder.

Hayvancıklarının adaleti ile de uğraşır.

Şu hasta günlerinde bile onun yemeğini hazırladığımızda, önce kedilerini sorar:

—O hayvancıkların karnını doyurdunuz mu

Acaba unutmuşlar mıdır diye bize güvenmez, kalkıp zor yürüse de bahçeyi teftiş edip onları yemek yer görünce içi rahat edip yatağına öyle uzanmakta.

Son yıllarda yeni giysi ve ayakkabı da almamakta. Biz aldığımızda da:

—Evladım, belki vefatım yakındır; niçin israf ettiniz, demekte.

Kimseye bağımlı değil kendi işini kendisi yapmakta, çöplerini götürüp konteynıra atmakta, hastane işlerini kendisi görmekte, çok acil hastalığında bile bizlerden götürme talebinde bulunmamakta, çocuklarına eziyet vermekten çekinmekte.

Özellikle yolculuk haline şaşarım.

Tam bir gezicidir, eskiden kültürel çalışmalarımda yol arkadaşımdı, Anadolu’ya konferans için giderken; dağlara, ovalara, bağlara, kavaklı yollara, ince derelere, göllere hayran hayran bakardı.

O günlerde evden ayrılmak bana ağır gelir, küçük çocuklarla zorlanırdım, o bebeklere yardım eder, gezginci ruhu mesut, ondan aldığım pozitif enerji ile yola çıkardık.

Şehir içi yolculukları da çok fazla idi.

Yıllarca İstanbul’u gezdi. Kimi ihtiyarların merak etmediği şehri karış karış dolaştı, atlayıp bir otobüse farklı yerlerin camilerinde namaz kılıp, çorbacılarında yemeğini yedi.

Fakat saatlerce otobüs durağında bekler, indirimli biletten yararlanmak için sadece otobüsle seyahat eder.

Yanındaki, bir minibüs geldiğinde “hadi binelim” dediğinde, ısrarla kabul etmez, muhatabının “ben vereceğim” izahına sinirlenir, karşısındaki kişiden çıkacak paranın da muhafızlığını üstlenir, kimsenin israf yapmasına izin vermez.

Bazen söylenirim, “Babacığım ama sen artık genç değilsin, gençlikteki tutumluluğu şimdi uygulayamazsın, hem paran da var, yaşlı ve hastasın hadi gel binelim şu taksiye” desem de onu ikna edemem.

Fakat kendine olan bu cimriliğine karşılık hayır yapmakta olabildiğince cömert.

Yarım kalmış cami minaresi ya da garip bir köye su getirecek çeşme yahut bir garibin ihtiyacı kendisine iletildiğinde derhal yardımlarını iletir.

Bir ara annemin hayrına deyip yanındaki arsa üzerindeki gecekondusunu gariplere kira almadan veriyordu.

Garip kılıklı uyanıklar da klima ile ısındıklarından çıkarken 2–3 milyar elektrik parası bırakıp gidiyorlardı.

Cami arkadaşları alay edip,  “Biz sana demiştik, seni kandırıyorlar, bak nasıl çarpıldın” diye güldüklerinde, “Beni değil kendilerini çarptılar, ben hayrımı yaptım, Cenab-ı Hak kabul eder inşallah, o ahlâksızlığı yapan düşünsün” diyecek kadar da başkalarına göre kaçık bana göre tevekkül sahibi.

Köyünde yakın akrabalarından tarlalarını, kendi üzerlerine geçirenler oldu, bu haksızlığa çok kızdı, “Baba hakkını helal etmezsin, herhalde” dedim:

—Aman kızım, o kişi benim gözümde zaten rezil oldu, Allah kimseyi kullarına kepaze etmesin, bir de Allah indinde rüsva olmasın, yazıktır, haram edemem.

Herhalde benim yapamayacağım bir özveri idi bu.

Biri telefon ettiğinde konuşmayı çok kısa tutar.

Daha daha nasılsınları, lafı uzatanları sevmez.

Karşısındakine, “Hadi çok oldu, Allah’a emanet ol” der kapatır.

Sadece parayı değil vakti de israf etmemenin gereğini anlatmaya çalışır çevresindekilere.

Lüzumsuz konuşmayı da sevmez.

Torunları ile sohbette iken onca yaşı ilerlemiş olsa da, boş lakırdıdan hoşlanmaz ama memleket meselelerine hâlâ çok duyarlı.

Zihnini de israf etmemesi olarak yorumluyorum. Ajansları dikkatle dinler, dünya haberlerini, Türkiye’nin gündemini, hava durumunu, siyasetin seyrini yakinen takip eder.

Ziyaretlerimde televizyon sesine tahammülüm olmadığı için hemen kapat tuşuna basarım.

Fakat belli bir zaman sonra hararetle haberleri beklediğini belli edip bir kanala kulak kesildiğinde, bu da eskilerin mes’uliyet anlayışı derim.

Hangi genci oturtabilirsiniz ki haberlerin başına.

Eğlencelik, atıştırmalık, hoş saatler dururken, kim dinler memleket meselelerini.

Aslında bugün başka bir yazıya başlamıştım.

Sabah babamı mutad arayışımda, bir iki cümle sonra:

—Hadi yavrum, işine bak, ben iyiyim, fazla uzatmayalım, israf olmasın, dediğinde bu yazı birdenbire doğdu.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?