Reklamı Kapat

Bit pazarını bilmeyenler, git pazarına düşer

Önce 22 Eylül 2014 tarihli Milli Gazete’mizin 3. Sayfasındaki Mehmet Şevket Eygi Ağabeyin “ Takvimden Yapraklar” serlevhalı köşesinde yayımlanmış “Sur...

Önce 22 Eylül 2014 tarihli Milli Gazete’mizin 3. Sayfasındaki Mehmet Şevket Eygi Ağabeyin “ Takvimden Yapraklar” serlevhalı köşesinde yayımlanmış “Sur içi İstanbul ile ilgili bazı projelerim” başlıklı yazısının 5. Maddesini bir daha okuyunuz.

 Parağrafın  son bölümünde bir sorusu var Eygi Ağabey’in.

“Madrid’de ve bütün medeni şehirlerde oluyor da İstanbul’da niçin olmasın ”

 İçinde İstanbul sevgisi olan, İstanbul sevdası olan herkesin bildiği bu sorunun cevabını, Eygi Ağabey bilmiyor mu

Mutlaka biliyordur. Şişli Belediyesi’ne teşekkür ederken, diğerlerinin (Yani AKP’lilerin) kınamasından alınmayacaklarını da biliyordur.

Çünkü bu kınamanın ne manaya geldiğini, geleceğini anlamak bir kültür, bir hazmetme  duygusunu ve biraz da rantsız düşünmeyi gerektirir ki, bunlar da onların derisinden içeriye nüfuz etmediğinden, dahası, poz verdikleri gömlekleri de çıkardıklarından …

 

Bir İstanbul ilçesinin meydanındaki resmi izinli sergiyi yakıp yıkan ve gerekçe olarak başkaları da açabilir, cümlesini kullanan (sergi korkulu  ve halkın bir kısmını başkaları sayan) bir belediyeden kültür hizmeti beklenir mi

Binaların dış cephelerini boyattık , afişleriyle donatmaları o ilçenin tüm sokaklarını, kartvizitleri olmuştur. İhlaslı  ajanslardan haber yayma güçleri de işin cabası(Bir zamanlar tuğgeneral Osman’ın peşine takılmış ünlü ajans)

 Aslında ben Eygi Ağabey’in yazısını kaybolan bir mesleğe vurgu yapmak, dikkat çekmek için almıştım sayfama ama, kınamasının gücü bize de iki çift laf söyletti işte.

Ne midir o kaybolan meslek

Aynı paragraftaki bir cümlesi şöyle değil mi Eygi Ağabey’in.

“Geçen ay evde üzerinde balık resmi olan bir tabağım kırılmıştı”

Ve şimdi de 60 yıl öncesinin  bir dergisindeki bir küçük haberi, buyrun okuyun. (Yanda)

Üsküdar’ın bir mahallesinde kırık yıldır tabak tamir eden Yahya Kemal…

Bugün o Yahya Kemaller yoklar.

Çin’den ithal ağır sanayiimizin (ne alırsan 3 lira dükkanları) hükümetçe çok pekiştirilmiş olması değildir yok olmalarının  tek sebebi. Belediyelerin müsaade etmeme güçlerinin  devreye girmesinin neticesidir böyle kayıplar.

Belediye’nin nasıl bilindiği üzerine bir tatlı fıkra ile bitirelim yazımızı.

Doğu’da torununa kurt saldırmış bir Kürt kadınına, siz de şehre göçün dediğinde Yaşar Kemal’in aldığı cevabı, çok önce yazmıştık bu sayfada; yine eski bir dergiden alıntılayarak. “İyi ama, orada da belediye var.”

T.Özal ayrıntılarda gizlidir

Gazetemizin Meclis muhabirliği de yapmış yazarlarından Adnan öksüz yazmış, T. Özallı yılardan bir anekdotu. (24 Eylül  2014 – Milli Gazete - Milletvekillerini elinin tersiyle kapı dışarı etti.)

ANAP’lı bir milletvekili (M. Kahraman)anlatmış. Kendi ifadesiyle 30-40 kadar milletvekili dayanmışlar T. Özal’ın kapısına. Seçmenlerinden gelen  Cem  Duna’nın   TRT Genel Müdürü  olmasına itirazı seslendirilecektir ilk ağızdan.

Lakin T. Özal daha Başbakanlık kapısından çevirir bunları. Cem Duna’nın  arkasında, önünde, yanında olduğunu birazda  sertçe ifade ederek…

Biz 30-40 kadar ANAP milletvekili, ki aralarında T. Özal’ı çok seven E. Beyazıt da varmış, bozulmuş olarak geriye döndük, demiş M. Kahraman.

Ne olabilirdi sorusuna cevap arayalım.

O, 30-40 milletvekili önce bir istihbarat çalışması  yapmalıydılar. Cem Duna kimdir ve onu TRT’ye atattıran güç, yani Semranım gücü neden böyle bir tercih yapmıştır Onu da yönlendiren Duna’nın bağlı olduğu hangi teşkilattır, gibi…

 Ama onlar ANAP milletvekiliydiler ve bilgiye ihtiyaçları yoktu. Çünkü T. Özal bey her şeyi biliyor ve yapıyordu. Onları milletvekili yaptığı gibi… Akıllarında mı vardı, hayallerinde mi vardı

Aramayı sürdürelim. O, 30-40 kadar milletvekili , hemen yüzüngeri  dönmeseler ve milletin vekili olduklarını hatırlayıp hesap sormaya kalksalar ne olurdu

Biz seçilirken hiçbir seçmenimize  ve siz aday seçerken bizi, bize o zatı TRT Müdürü yapacağını söylemedik, söylemedin. Karar Semranımın olmasına rağmen senin kararın olarak görülebilir,  fakat sorumlulukta bize de pay düştüğünden …

Ama onlar ANAP milletvekiliydiler, ne  bunları diyebilecek cesaretleri vardı, ne de tekrar seçilmek hesabından vazgeçebilirlerdi.

Aramaya devam ediyoruz…

O, 30-40 kadar milletvekili birbirinin bozulmuş rengine bakıp dururken, neden birinin aklına partiden istifa etmek fikri gelmedi ve neden tartışmadılar, bundan sonra ne yapabiliriz konusunu…

Ama onlar ANAP milletvekiliydiler ve görevlerinin, Semranımın  arzularını tatmine çalışan T. Özal’a karşı çıkmamak olduğunu sanıyorlardı.

30-40 kadar ifadesine gelince …Anlatıcı niçin böyle demiştir 30 ile 40 arasında 10 sayı var .

Söz konusu ANAP olunca fark etmez. 30 ANAP milletvekilinin yapamadığını  veya akıllarına gelmeyeni, 40 ANAP milletvekilli de yapamaz, akıllarına gelmez gerçeği başka daha nasıl ifade edilecekti

Milli Görüş işte bu ANAP’ı gömmüştü tarihe . Ne onlar unuttu, ne de biz!  

Gün o tecrübemizi güncelleme günüdür. 

Büyüyünce ne olacakmış

“Abdullah Gül Kayseri’ye gidiyor!”

Gidebilir. Bu merak niye

Abdullah Gül dönüyor.

Zaten son aylarında Çankaya’nın, çok sıkılmıştı. Kayseri’ye gidip çocukluğuna dönmek istiyor, olamaz mı

Olamazmış!

Gazetelerin yazdığına göre “Yeni bir parti” peşindeymiş. İstanbul’dan milyonlar uğurlayacakmış, yüzbinler karşılayacakmış Kayseri’de.

Gazetelerde bunları okuduk.

O gün tesadüfen geçtiğim havaalanı yolunun tarihinin en sakin gününü yaşamasına ne ben şaşırdım, ne de üstat A. Kadir Türker...

Bilmeyiz, o haberi yapan AD kartelinin muhabirleri, görüntü almak için düştükleri o havaalanı yolunda çift kale maç yapmışlar mıdır

Kayseri havaalanında bir minibüse bindirilen yalnız Abdullah Gül’ü, uzatılan kameraların arasından seçmeye çalışan bir AD çalışanının, reytingsiz bir dizi artistinin bile daha fazla karşılayanı olur ayol, dediğini bizim İbrahim Balcı’da duydu, ben de duydum.

Abdullah Gül, yeni parti kuracakmış, siyasete dönecekmiş, miş, miş, miş...

Neyi yapamamış da...Neyi yapmaya zaman bulamamış da...

Bu sorulara bir cevabı var mı, Abdullah Gül’ün ya da AD kartelinin. İndiği güne kadar ne yapmış da, tekrar çıktığında ne yapacakmış

Orada iken hangi hayallerinin peşine düşmüştü, ki hayalsiz olduğuna çok şahit var; şimdi bir daha çıkayım’dan başka hayali olduğuna kim inanır

Abdullah Gül siyasete dönecekmiş.

Başının döndüğünü gösteriyor bu durum. Siyasetteyken çok dönmüştü.

***

Abdullah Gül, daha ne olacağım, sorusunu hem kendine, hem de birinci devirden bir şey kapamadık, belki ikinci devirdedir nasibimiz, hesabındaki gaz vericilerine sormalıdır. Daha ne olacağım sorusunun zira çok önemi vardır. Her yiğidin harcı değildir tam cevap vermek. Lakin Mustafa Kılıç’lar da çıkar bu ülkede, böyle sorulardan en yüksek puanı alan.

Şanlıurfa Belediye Başkanlığı, iki dönem Milletvekilliği ve Ecevit’in Güneş Motel’de kurduğu hükümette Devlet Bakanlığı yapan Mustafa Kılıç’a, sorar hakim bey, 12 Eylül’ün uzun tutukluluk ve bugün yazmaya utandığımız lağım çukurlu işkence günlerinden sonra:

“Kürt develti mi kurmak istiyorsunuz ” Mustafa Kılıç’ın müdafaası, bana Abdurrahim Karakoç’un “Hakim Beğ” redifli şiiri gibi gelir. “Adalet mülkün temeliydi hani Bizim hak temelde mi sanki yanı ”

Ben der Mustafa Kılıç, bu ülkenin Şanlıurfa’sında Belediye Başkanlığı yaptım. İlkokulu dışarıdan bitirmeme rağmen iki dönem Milletvekilliği yaptım. Devlet Bakanı sıfatını da taşıdım bu ülkenin. Daha ne olacağım ki, daha ne olmak istiyorum ki, bir başka devlet kurmaya çalışayım.

O gün beraat kararına muhatap olan Mustafa Kılıç’a, bizden de sevgi ve saygı yönelmiştir.

Daha ne olmak istediği sorusuna, umarız Abdullah Gül’ün de bir cevabı vardır.

Mesele CHP iktidarı ise, insan hakları teferruattır.

İmza: Kılıçdaroğlu ve yeni adamı Bekaroğlu.

 

Şapkaya evet ama...

Bu resim CHP’nin iktidar olduğu ve bugün de çok özlediğini her halükarda belirttiği  milli şef yıllarından bir görüntüdür. ( 2. Kanun 1941 zamanı)

Ortaokullara, liselere yıllarca mecbur ettiği armalı resmi şapkaları, üniversiteli kızlarımıza da giydirdiğinin belgesidir bu resim.

CHP bu ülkenin kız çocuklarını her devirde, resmi elbiseli ve başlarını da ancak şapkalı görmek ister.

O kızların bu devlete vergi veren, bu devletin vatandaşı bir ebeveynleri olduğu, bir aileleri olduğu, bir dinleri, bir inançları, bir yaşam tarzları olduğu ne geçmişte önemliydi CHP için, ne de günümüzde önemlidir.

Resimde, CHP’nin ve onun Çankaya’daki adamının (çok alkışlamışlardı) “Arabistan’a gitsinler” sınıfına sokmayacakları kızları, bir CHP devrinde faaliyet halindeyken görüyorsunuz.

 

GEÇMİŞ ZAMAN PENCERESİNDEN

Dün örtülü ödenek bugün uçaklarda resim

Bugün 28 Eylül Pazar...

53 yıl öncesinin Eylül’ünde asmışlardı bu üç kişiyi; sıfatları Başbakan’dı, Bakan’dı bu şehitlerin.

Bir Eylül daha geçiyordu ve biz o idamların altyapısının nasıl oluşturulduğunu anlatmak için, galiba bugün algı operasyonu diyorlar buna, koymadık sadece bu resmi.

Daha ihtilale iki yıl vardı. CHP medyası özellikle seçtiği bu üç kişi üzerinden resimdekine benzer muhalefet görüntülerinden çok yayımlamıştı, daha çok yayımlayacaktı.

Acı olan, CHP’nin medyasının yıllar öncesinden idamlara hazırlak yapması değildir. Karakterleri onu gerektiriyordu. (İnönü’nün, şartlar oluştuğunda ihtilal meşru olur ve sizi ben bile kurtaramam, demesini hatırlayınız.)

Acı olan bu resimleri de yayımlayan dergici gibi çok CHP’li gazetecinin, Menderes’ten “Örtülü ödenek” almalarıdır. (Bu resimleri yayımlayana çok sonraları “neden” diye sorulduğunda, bir otomobilim olmasın mı yani, diye cevap vermesi de ünlüdür. Üstelik iki dönem CHP Milletvekilliği de yapmıştı. Yani eğitimi de tam idi.)

Bugün acı olan ise...

O CHP’li gazetecilerin gömleğini AKP’li gazetecilerin giydiğini görmemizdir.

Onlardan al yanaklı, selvi boylu biri saygısızlığını tescillendirmiş gazetesinde.

AKP devrinde dinlenen bu ülke insanları arasında Erbakan da varmış. Öyleyse biz neden “paralelci” yakalayıp dövmüyor muşuz.

İnsan utanmayı unutunca böyle yazar, hemde selvi gibi boyuna posuna bakmadan yazar; uçakta resim çektirmekten arta kalan zamanlarında.Rahmetli Hoca’mız kimin ne zaman, ne yapacağını çok iyi bildiğinden, bütün konuşmalarını yüksek seslerle yapmıştır. Çocuklarıyla özel görüşmeleri dahil.

Dinlemeye görevlileri paralellerinde besleyip büyütenlerin, bize hukuk hatırlatması yapabilmeleri için önce, o dinlemelerden istifade ettikleri zamanları da iyi hatırlamaları gerekir. (T.Özal ben Erbakan’ı dinletiyorum dediğinde sevinenler kimlerdi Anlatıcı Keçeli ANAP’lı.)

“Erbakan Hoca’ya yapılan haksızlığı biz ortaya çıkardık” diyenler, bizzat o haksızlığın nasıl hazırlandığının ve uçaklarda nasıl uçurulduğunun canlı belgeleridirler.

Ortaya çıkarmışlarmış.

Planlanan tarihin o gününe erişildiğinde açıklamaya kendisinin görevlendirilmiş olduğunu saklamanın daha inandırıcı bir yolu yok biliyorlar zahir.

Bilmedikleri ise şu: Ayıp, belge şahıslardan artıp da başkasına düşmez.

Bugün daha acı olan ise...

Bu belgelerin kursağında çok taam olmasıdır, rahmetli Erbakan Hoca’mızın alın terinin karıştığı... 

DİK DURUŞ

Haçlı işte bu, bitmedi kini kaç asırdır;

Gizli, açık her geldikçe, duruş gösterelim!

Hevesleri gömülmeli artık kursaklara;

Ey Türk Milleti, gel! Dikçe duruş gösterelim!..

Ekrem Şama

Görevden alınan eski sağlık bakanı Recep Bey günlerinde yapılan israfın hesabı sorulacakmış-Gazeteler

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?