250 Metre Ötemizdeki Kumpas!

IŞİD, Türkiye sınırına yaklaştıkça tehdidin ve kumpasın çapı daha net görülüyor. Önü alınamadığı takdirde, bu tehdidin “Büyük Türkiye Vizyonu”nu ve bu bağlamda uygulamaya konulmuş olan projeleri büyük ölçüde etkileyeceği görülüyor. Bu projelerin başında da, hiç kuşkusuz “açılım süreci” geliyor.

Misak-ı Milli sınırlarının ötesinden yapılan açıklamalar (başta Karayılan, Bayık ve Barzani olmak üzere) ile sınırların içerisinde olan kesimlerin “söylem-eylem” bazlı çıkışları, 2013 Nevruz’unda verilen ve “Genişletilmiş Misak-ı Milli” hedeflerinin gerçekleştirilmesi noktasında yeni bir işbirliğini esas alan mesajların yavaş yavaş rafa kaldırıldığına (ya da bu gidişle çok yakın bir zamanda kaldırılabileceğine) yönelik önemli sinyaller veriyor.

Burada, Türkiye ile ilişkiler bağlamında kendi aralarında ihtilaflar-ayrışmalar yaşayan bu kesimlerin (PKK/Kandil-Erbil-PYD) şu an Ankara’nın bölge politikasına karşı yekpare bir duruş sergilemeye başlaması ve “Türkiye’yi IŞİD ile işbirliği yapan” bir ülke olarak içeride ve dışarıda lanse etmesi, açıkçası yeni bir operasyona ya da mevcut operasyonda son aşamaya dikkatleri çekiyor.

Kullanılan şantaj ve örtülü tehdit dilinin keskin bir hal alması ve bunun sınırda meydana gelen olaylarla birlikte güvenlik güçlerini hedef haline getirmesi, hiç kuşkusuz Ankara’nın açılım sürecini her ne pahasına olursa olsun devam ettirme kararlılığının bir anlamda suiistimali olarak da değerlendirilebilir.

IŞİD karşısında Türkiye’nin ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin güvenlik şemsiyesine ihtiyacın zirve yapmaya başladığı bir dönemde, güvenlik güçlerini hedef alan eylemler açıkçası anlaşılabilir gibi değil.

Türkiye’nin, BM’nin bile üstlenmekten kaçındığı birçok maliyeti sınırlı kaynakları ile karşılamaya çalıştığı bir dönemde ortaya konulan bu tavır, Türkiye’ye yönelik çok boyutlu kuşatmayla birlikte, bölgede bir Kürt devletinin kurulma sürecinin hızlandırıldığına da işaret etmektedir.

“Türkiye, Kürtlerin koruyucusu değildir; hatta Kürtlere karşı savaşan IŞİD’in destekçisidir” türünden yapılan açıklamalar, burada kirli bir psikolojik operasyona ve derin bir provokasyon sürecine işaret etmektedir.

Bu bağlamda, Türkiye-Suriye sınırında tehlikeli bir oyun sergilenmeye başlanmış olup, “iki kuzey, bir güney birlikteliği projesi” IŞİD tehdidi üzerinden hızlandırılmış görünmektedir.

IŞİD tehdidi karşısında bölge Kürtlüğünü koruyamayan çevrelerin, Türkiye konusunda aslan kesilmesi; meselenin aslında IŞİD değil, Türkiye olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Bu hususun, bölge Kürtlüğü tarafından çok net bir şekilde görülüp, “Derbent Ruhu”nun bir kez daha emperyalist oyunu bozmak üzere harekete geçirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, bölgedeki Kürt aşiretlerin Türkiye yanlısı ortaya koyacağı ciddi reaksiyon çok daha büyük bir önem arz etmeye başlamıştır.

Dolayısıyla, IŞİD tehdidi üzerinden ortaya konulan oyunun önemli hedeflerinden birisi, bölgedeki Türk-Kürt birlikteliği olup; önü alınamadığı takdirde bölgede bir Türk-Kürt savaşı hedeflenmektedir.

Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)’nun bu oyunu bozmaya yönelik tutumu da oldukça dikkat çekicidir. Daha önce PYD’nin silahlı kanadı YPG ile çatışan ÖSO’nun, bu sefer YPG güçleri ile birlikte IŞİD’e karşı Kobani’de birlikte savaşması, süreç açısından oldukça büyük bir önem arz etmektedir.

ÖSO’nun bu çıkışı, her şey bir tarafa, Türkiye’ye yönelik haksız ve ağır ithamların da geçersiz bir temel üzerine inşa edildiğinin en somut örneklerinden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Fakat her nedense bu husus üzerinde pek durulmamaktadır.

Bir diğer önemli hedef ise, Türkiye açısından bölgede ön plana çıkan Sünni grupların tasfiyesi ve Türkiye ile olan yakın ilişkilerinin zayıflatılması ya da tamamen bitirilmesidir. 

Bu grupların başında da Müslüman Kardeşler Örgütü gelmektedir. Bu noktada, son günlerde Türkiye-Mısır arasında temasın yeniden sağlandığına yönelik bir takım iddialar ile birlikte, Müslüman Kardeşler’in IŞİD terörüne karşı Esad rejimiyle birlikte hareket ettiğine dair haberler da çarpıcı bulunmaktadır.

Ankara’nın bölgedeki en yakın müttefiki konumunda bulunan Katar’ın da Suudi Arabistan ve diğer Körfez Ülkeleri gibi bu örgüte yönelik tutumunu değiştirmeye başlaması dikkatlerden kaçmamaktadır. Ayrıca, BAE’nin kendisinden beklenmeyen bir şekilde, çapı ile ters orantılı bir şekilde Türkiye’ye yönelik çıkışı da manidardır.

Düne kadar bölgede “Şii Jeopolitiği” karşısında Türkiye’yi “Sünni İslam Dünyası”nın lideri olarak ön plana çıkartan ve İran’la çatıştırmak isteyen bu ülkelerin çok hızlı bir şekilde Türkiye’ye arkalarını dönmeleri ve “Selefi Eksen”in hızlı yükselişi, aslında Ankara’nın bu tür ülkelerin gazıyla İran ile savaşa girmemekte ne kadar haklı olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Dolayısıyla, 250 metre ötemizdeki tehdit, aslında göründüğünden çok daha büyüktür ve bu tehdidi “tampon bölge”, “güvenli bölge” vb. aspirin yöntemlerle engelleyebilmek pek olası görünmemektedir.

Türkiye’nin daha derin-etkili işbirliklerine ve kendi sınırları dışında yürütmesi gereken “farklı” bir mücadele yöntemine ihtiyacı vardır!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Prof. Dr. M. Seyfettin Erol - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Çin'in bulduğu ve Türkiye'de de uygulanacak olan koronavirüs aşını yaptırır mısınız?