Reklamı Kapat

Her insanın bir hikâyesi vardır

MADDİYAT beşeriyet açısından güç ifade eder. Materyalist kişi hali vakti yerinde biri ile karşılaştığında önünde saygı ile eğilir ve bu kişiye yakın olmanın yollarını arar. Güçlünün yanında yer alıp, kendisine pay çıkarmaya çalışır. Bu kimselerin bulunduğu bir davete katılsa, onlara yakın olmanın yollarını arar. Selam vermek, tebessüm edebilmek, hâl hatır sorabilmek bu kişi için büyük bir imkândır. Evine döndüğünde bunu ballandıra ballandıra anlatacak ve güç toplamaya çalışacaktır. Büyüklerimiz, “Paranın gözü kör olsun” diye boşuna dememişler. Para beşer için bir güç, bir imtiyaz aracı, bir varlık göstergesi…İnsanoğlu güçlünün yanında yer alırken zayıftan kaçar, mümkün olduğunca uzak durmaya çalışır. Zayıflar hep kıyıda ve yalnızdırlar. O yüzden kıyıdakilere her zaman kendimi daha yakın hissetmişimdir. Geçtiğimiz gün yolun hemen kenarında, kâğıt toplayan o adamı gördüğümde hiç tanımadığım halde yalnızlığını hissettim.Yaşı atmışın üstünde gösteriyordu, çöp bidonuna uzanmış kâğıtları ayıklamaya çalışıyordu. Etrafa kokular yayılıyordu ama adam bütün ilgisini yaptığı işe veriyor ve rızkının peşinde koşuyordu. Üstü başı kir pas içindeydi, ellerine geçirdiği eldivenler delinmiş, ayakkabıları ayaklarını zor taşıyordu. Hemen yanından insanlar geçiyordu fakat kimse onu görmüyordu.  Kızım, “Anne amcaya selam verelim, o yaşta çalışıyor, ekmek parası kazanıyor…” dedi. Selam verdik, yüzümüze dikkatlice baktı, belli ki, böyle şeylere pek alışık değildi. Sonra başladı anlatmaya… Vakti zamanında iki oğul sahibi imiş. Gözümde tütüyor dediği köyünü terk edip İstanbul’a taşındıklarında oğullardan biri iki diğeri üç yaşındaymış. İş bulamayınca bir arkadaşının tavsiyesi ile hurdacılığa başlamış. Çocukları okutabilmek için gece gündüz çatışmış. İnsanların iğrenerek baktıkları çöp konteynırlarına o bir ekmek parası olarak bakmış. Oğullar büyümüş, liseye kadar gelmişler. O yaz tatil için köye gitmeye karar vermişler. Adam, eşi ve iki oğluyla birlikte otobüse binerken geriye doğru bakmış. O an içinde bir sızı hissetmiş, başına bir şeylerin geleceğini görür gibi ardına bakmış. Otobüs hareket ederken o gözlerini ardından alamamış.On sekiz saatlik yolun yarısında elim bir kaza ile uçuruma savrulmuşlar. Adam kazadan sağ çıkanlar arasında. Ama eşi ve oğulları o kazada vefat etmişler.Adam İstanbul’a döndüğünde bir süre evine girememiş. Yoksulluğuna bir de acı ve hasret eklenince uzun süre psikiyatriste gidip gelmiş. Sonra hayata yeniden tutunabilmek için işine devam etmeye karar vermiş. Ama artık ben sadece nefes alıp veren bir varlığım, neşe kaynağım ailem yok diyor. Onunla sohbet ettik, konuştukça gözleri doluyor ve geçmişe dönüyordu. Oradan ayrılmaya karar verdiğimizde, “Her insanın bir hikâyesi var ama bunu kimse bilmez, benim de hikâyem bu…” dedi.Kızımla beraber otobüse doğru yürürken, romanlara kahraman olan bu insanların gerçek hayatta neden hak ettikleri değeri bulamadıklarını düşündüm. Ama başta da dediğim gibi, insanlar paraya tapıyor, paralının yanında yer almak istiyor. O yüzden kıyıda kalanları gören ve duyan olmuyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?