Zenginin alışverişi, yoksulun çenesi

Dünya genelinde hüküm süren ekonomik sisteme yöneltilen eleştirilerin başında muazzam bir gelir dağılımı adaletsizliğine sebep olduğu gelir. Bu sömürü sisteminin olduğu ekonomilerde, uygulanan politikalar zengini daha zengin kılarken, ortadireği yoksulluğa doğru iter ve yoksulu daha da yoksullaştırır. Uygulandığı tüm ülkelerde bu özelliği bozulmaya uğramaz ve sistem her yerde aynı zulmü üretir.

2980’deki 24 Ocak Kararları’nın ardından hakim küresel ekonomik sisteme “entegre” olmasının altyapısı hazırlanmaya başlanan ve geçen süre zarfında da sömürü düzenine peyderpey geçen Türkiye, bugün tam anlamıyla neoliberal ekonomi politikalarının kıskacındadır ve boyunduruğu altındadır. Emek sarfedenler, çalışanlar, üretenler, alın teri dökenler her daim kaybedenler olurken; paradan para kazananlar, komisyoncular, spekülatörler, velhasıl-ı kelam rantiye ise hem kolay yoldan büyük kazançlar sağlar, hem de zenginliğini misliyle katlar. Türkiye’de de bu olmaktadır. 80’li yılların ortalarından itibaren duymaya başladığımız “ortadirek çöktü” ifadesi, bugün artık “rota sınıf yoksulluğa sürükleniyor” olarak karşımızdadır.

TÜİK’in “Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması 2013” verilerine göre, toplumun en zengin yüzde 20’lik kesimi ile en yoksul yüzde 20’lik kesimi arasındaki gelir farkı, 8 kattan 7.7’ye kata düşmüş. İlk başta duyunca bir iyileşme olduğu düşünülse de, en zengin yüzde 20’nin toplam gelirin yüzde 46.6’sını alırken, en yoksul yüzde 20’nin sadece yüzde 6.1’ine talim etmesinde sevinilecek bir şey görünmüyor.

Meseleyi daha doğru bir zemine oturtmak için en zengin yüzde 10 ile en yoksul yüzde 10’u karşılaştırmak gerekiyor. Böyle bakınca, en zengin yüzde 10’un toplam gelirin yüzde 31.3’ünü, en yoksul yüzde 10’un ise sadece yüzde 2.3’ünü alabildiği görülüyor. Bu iki toplumsal katman arasındaki gelir farkına bakınca ise, en zenginin en yoksulu 13.6’ya katladığı görülmekte. Tabii ki, zenginlerin bildirilmemiş servetleri gibi hususları da hesaba katınca, aradaki makasın çok daha korkunç olduğunu düşünmek gerekiyor.

Vatandaşın bankalara, kredi ve kredi kartlarına mahkum edildiği ortadayken şu rakam da hayli anlamlı aslında. 2014’ün ilk 7 ayında kredi ve kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin sayısı 1 milyon 61 bin kişi olmuş. Anlayana çok şeyler söyleyen bir veri.

Sözün özü, “Türkiye büyüyor” diye ham verilere ve ortalama milli gelir rakamlarına bakıp çıkarım yapmak doğru değil. Türkiye’de gelir kesinlikle son derece adaletsiz şekilde dağılıyor. Her ne kadar “yeni” olmaya atıf yapılsa da, bugünün Türkiyesi’nde de iktidara ve güce yakın olanlar bir anda zenginleşiyor, kaynaklar onlara aktarılıyor. Eskiden de böyle olan bu düzen, şimdi de aynen sürüyor.

Ortadirek ve yoksul sınıflara kalan ise, geçtiğimiz günlerde bir şarkıcının 400 bin TL’lik kışlık kıyafet alışverişine çene yormak oluyor.

İşi ehline vermeye vermeye…

Mehmet Akif’in Berlin seyahati dönüşü söylediği “işleri dinimiz gibi, dinleri işlerimiz gibi” geçerliliğini sürdürüyor “işlerimiz”le ilgili. “İşlerimiz” hala öyle! Misal, artık sağanak yağmurda Üsküdar Meydanı denizle birleşiyor, altgeçitler birer havuza dönüşüyor. Hadi, onlara gerekçe hazır, “çok yağmur yağdı”! Peki, “metroda giderken kalçasına demir saplanması” diye bir kaza acaba hangi dünya ülkesinde oluyor bu devirde “Metronun ön vagonunu delen demirin yolcuya saplanması” diye bir kaza türü mü var Onun gerekçesi ne acaba

Neden Türkiye’de, hiçbir işimiz düzgün değil, her işimiz sallapati, her işimiz saçma sapan ve yarım yamalak. Özelde İstanbul, genelde Türkiye’de yaşarken herhangi bir kazaya uğramak mı anormal, yoksa başına hiçbir şey gelmeden ömrünü tamamlayabilmek mi Kaza olduğunda “olağanüstü” olarak görüyoruz ama aslında kazanın olmaması mı olağandışı bir durum Türkiye’de

Meselenin kilitlendiği yer ehil olup olmamadır. “İşi ehline verin” prensibini bizim kadar kulak ardı eden bir memleket muhakkak ki yoktur. Neden bir türlü kuralların hakim olduğu bir topluluğa dönüşemiyoruz Neden kendimizi disipline edemiyoruz Neden yaptığımız işi hakkıyla ve kuralına uygun yapmıyoruz İşi ehline Adaletin olmadığı yerde adaletle hükmetmek de olamıyor haliyle.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Çin'in bulduğu ve Türkiye'de de uygulanacak olan koronavirüs aşını yaptırır mısınız?