Reklamı Kapat

Sabır işçisi

Kaybediyoruz. Müthiş bir sarhoşluk içinde, kandırmaca ve avunmaca oyunu oynayarak kaybediyoruz. Her birimizin elinde kazanmanın broşürü, reçetesi, haritası velhâsıl kazanmanın çeşitli türevleri duruyorken biz koşar adım, birbirimizi suçlayarak, iteleyerek, katlederek yol almaya çalışıyoruz. Yakınıyoruz; düşüncesizlikten, duygusuzluktan, anlamsızlıktan, anlayışsızlıktan, anlaşılamamaktan yana. Orantısal olarak bakınca şöyle demeden edemiyoruz: Bunca hayıflanan varsa, o zaman birçokları bilinçli.’ Başımızı kaldırıp etrafa bakındığımızda biraz önce söylediğimiz cümlenin tersine işlediğini görüyoruz. Biz konuşuyorsak sözcüklerin iyi anlaşılması için konuşmalıyız. Sözcükler düşünsel ve duyumsal alanın kahramanlarıdır. Sözcükler anlaşılır bir biçimde dile getirilemiyorsa, konuştuklarımız içine seslenilip de sesi dibine varmayan bir kuyu gibi ağızdan çıkıp hiçbir kulağa, kalbe, beyine işlemeyen vasıfsız sesler olarak kalır.

Hepimiz aynı sözcükleri, aynı kavramları kullanıyoruz. Aynı vakalardan söz ediyoruz. Aynı şikâyetleri barındırıyor kalbimiz. Aynı eksende dönüyor cisimlerimiz. Aynı sözcüğünün etrafında birleşen o kadar ortak kümemiz var ki… Bunca aynılığı neden üzerimize alınamıyoruz Aynılığımızı bizi yansıtan aynamızda neden göremiyoruz Etrafımıza bakınalım, bilmeden, anlamadan konuşan nice insan var. Hatta bilmeden anlayan, bilmeden düşünen, bilmeden fikir sahibi olan ne çok insan var. Kör düğüm olmuş bir olayda, olayı karmaşıklaştıran kör noktayı bulup yok etmek tek çözümdür. Bunun gibi çözüme varmak için bilgi sahibi olmaksızın ortaya atılan fikirler, öneriler, tespitler yok edilmeli. Günümüz insanı, bilmeksizin, bilmenin bilgisi kendisinde olmaksızın pozisyonda bulunmayı çok seviyor. Bilmek bugünün insanına ağır geliyor. Bilmeyi arzulamayan, bilmeye üşengeç duran insanların çokluğu toplumun bireylerini aşksızlaştırıyor. Anlamın yanından uzaklaşıyor bireyler yavaş yavaş. Anlamlılık kuytu köşelerde terk edilirken, anlamsızlık bir mıknatıs gibi bildiğini zanneden insanları kendisine çekiyor. Bir şeyler yapmak gerekli, öncelikle bilmediğini bildirici, onun eksikliğini duyurucu olmaya istekli olmak ve bunu yapmaya da talip olmak gerekli. Düğüm buradan çözülmeye başlayacak çünkü. Sonra bizi biz yapan şeylerin farkına varmaya başlayacağız. Düşünmeyi seveceğiz, duygularımız yapmacık takılarını çıkarıp samimi takılarını takacak. Kafa yormak bizi endişelendirmeyecek. Rahatlığımız bize tuhaf gelmeye başlayacak. Bizi insan yapan yetilerimizdir. Anlayabilme, konuşabilme, hissedebilme nevilerinden olan bütün yetiler bizi insan yapar. Bu yetileri çıkarırsak bizden, geriye ne kalıyor Allah aşkına Dilim varmıyor ama hayvanı tarif etmiş oluyoruz. Hayvan ki, zor zamanlarda canavara dönüşür, rahatlık zamanlarında tam bir umursamaz, vurdumduymazdır. Bir kez olsun içinde yaşadığımız topluma bakalım hasretini çekerek… Bir kez olsun düşlediğimiz toplumun buhuruyla bakalım, heyecanla, aşkla bakalım. Gözlerimiz ne görüyor. Gördüklerimiz karşısında kalbimiz mi acıyor yoksa neşeleniyor muyuz

Dilerseniz bir kaybedişin destanına ortaklık etmeyelim. Seyirci kalmayalım. İçimizi sıkan, bunaltan, dayanamadığımız görüntüler, fotoğraflar, haberler silinsin diye çabamızı ve tahammülümüzü zorlayalım. Nerede olduğumuzun ve hangi statüde olduğumuzun bir önemi yok. Avuç avuç iyi niyet yüklenelim. Tüm söz/cüklerimizin içini dolduralım. Gaza gelmiş olmaktan uzak duralım. Kendimizi sıkıntıdan müstağni görmeyelim. Sözü can gerek anlayası’ kabilinden, can taşıdığımızı, can(hayat) aşılamakla mükellef olduğumuzu, canlı olmanın ötesinde insan olduğumuzu, insan olmanın hakkının da anlam yolculuğu olduğunu unutmayalım. Hâlimize kuru kuruya öfke çığlıklarını basmak yerine, usanmaksızın doğruyu tebliğ edelim. Biz sabrın işçisi olalım. Sabırla inşâ edelim, dönüştürelim. Değişen olmanın nesnelliğini değil, değiştiren olmanın öznelliğini tercih edelim. Karanlıkçı, ceberut fikirleri bir savar işlevselliğinde etkisiz hâle getirelim. Kalbimizle bedenimiz arasına örülen duvarlar gibi birey ile onun içinde yaşadığı toplum arasına örülen duvarları, merhametin bindallı elleriyle yıkalım. Biz insanız, hiçi hiçine yaşayamayız. Yapacak bir şeylerimiz olmalı elbette…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hatice Ebrar Akbulut - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?