Reklamı Kapat

Bitmeyen tartışmaların kim neresinde?

Kasım ayının içindeyiz. Her Kasım’da aktüel olan en klasik konu hakkında yazalım, belge taşıyalım ve tartışalım.

Zaman zaman sayın Kılıçdaroğlu’nu tenkid ederken, onun CHP geçmişinden bihaber olduğundan, okumadığından dem vuruyorduk. Yanılmışız!..

Geçtiğimiz günlerde çok tartışılan bir cümlesi olmuştu Kılıçdaroğlu’nun. Partililerini rakı sofralarında siyaset yapmakla suçlamış, onların, ayık kafalı durumlarında fikir üretmeye çalışmalarını istemişti.

Sen de mi rakı sofralarına taktın, sazındaki CHP’li adamlar, genel başkanlarının iktidarda bulunanlarla bir düşünmek hatasında olduğuna inanmışlardı.

Halbuki iş öyle değilmiş!

Kılıçdardoğlu, rakı sofralı cümlesini İsmet paşa’sından almış.

“Bu işler rakı sofrasında konuşulmaz!”

Geçtiğimiz hafta anılarından birkaç paragraf aldığımız DP mebuslarından Nusret Kirişcioğlu, bakın bu cümleyi İsmet paşa’nın Atatürk’e karşı ne zaman ve nasıl kullandığını anlatıyor.

Demekki İsmet paşa’dan beri, CHP genel başkanları rakı sofraları meselesini iyi biliyorlar; Kılıçdaroğlu da dahil.

Peki, sonra ne olmuş

İsmet paşa öyle demise, ona cevap veren olmamış mı Olmaz mı Öyle bir “deme”ye cevap vermek bu ülkede herkesin hakkıdır.

Samet Ağaoğlu, (Damadının da dahil bulunduğu temayülü malüm bir gazete tarafından yayınlanan bir röportajda İnönü Atatürk’ü gayet belirli şekilde kötülemek cür’etini göstermiştir.) kelimeleri ile anlatılan gazeteciliğe bir tahlil yazar. İşte o tahlilin birkaç cümlesi.

Diyeceksinizki, bu isimler İsmet paşa muhalifleridir. Haklı olsalar dahi bir CHP’li için öncelik CHP’linin söylediğindedir. CHP ise İsmet paşacılık demektir.

Doğru söylersiniz lakin.. Bu işlerin bir de lakin tarafı vardır.

Feyzioğlu adı size ne anlatıyor

Avukat, hukukcu, prof., CHP’li, Barolar Birliği Başkanı gibi sıfatlarına en son olarak Mustafa Kemalpaşalı’lığı da ilave eden Metin Feyzioğlu’nu hatırlamak, herkesin ilk aklına gelendir.

Lakin benim aklıma, önce Turhan Feyzioğlu gelir. İsterseniz lakin’in bu ilk kısmını biraz daha açalım.

Recai Kutan ağabey anlatıyor: 1962 yılının başı. İsmet Paşa’nın karşısındayız. Ona hazırladığımız dosyayı sunduk ve içindeki projeleri anlattık.

O projelerde Malatya var. Malatya’nın yol gibi, su gibi ne problemleri varsa, hepsini nasıl çözeceğimizi mühendis kafasıyla yazmışız, çizmişiz.

Derken odaya Turhan Feyzioğlu girdi. Masanın üstündeki “Malatya dosyası”nı gördü. Renginin değiştiğini İsmet Paşa da farketti mi, bilmem. Turhan gel, bak dedi. Arkadaşlar Malatya’yı kalkındırmak istiyorlar. Sen ne dersin

Recai Kutan ağabey’in anlatımından dinliyoruz, o anı. Turhan Feyzioğlu dediki: Biz Menderes’i Aydın’a iltimas geçti diye astırdık. Size Malatyacılık yaptırtmam. Bizim proje orda kaldı ve bitti.

Turhan Feyzioğlu’nun İsmet paşacılığından önce, bir cümle söylemek istiyorum Aydınlılara. CHP’li olmayan hiç Aydınlı yok mu idi o şehrin belediye başkanı olmaya layık Astırıcıların gerekçesini duyunca, ister istemez içim acıdğındandır bu sitemim. Gerçi bilirim Aydınlılar artık alınmazlar.. CHP hizmeti onları çok değiştirmiş olmalı.

Turhan Feyzioğlu’nu yazacaktık. Nerelere geldik. Lakin gelidğimiz bu nokta açıklayıcı bir noktadır. Lakin’in ikinci kısmı da burası olsun.

CHP’li etiketi taşımış olanlar, İsmet Paşacı diye bilinenler ne demişler Orası önemlidir diyenler için bulduk ve buraya koyduk Turhan Feyzioğlu’nun neler neler dediğini.

27 Mayıs’ın gerekçe hazırlayanı Turhan Feyzioğlu’nun yıllarca İsmet Paşa’nın dizi dibinde olmasına ragmen, torunundan önce Mustafa Kemalpaşalı olduğunu da böylece öğrenmiş olduk.

Bu ülkede Atatürkcülük tartışmaları hep oluyor, hep olacaktır. Bir 10 Kasım günlerinde anılardan faydalanarak yazmaya çalıştıklarımızı yine o anı sahibinin (Nusret Kirişcioğlu) 1968 yılında neşrettiği kitabından birkaç paragraf daha alarak bitirelim.

Okumak, araştırmak sevgisinden ve iştahından mahrum gençliğimiz, günümüzün siyasetçilerini sen şunu mu demiştin, sen şöyle mi demiştin diye suçlamaya girişmelerinden önce, geçmiş günlerimizden ve Atatürk hakkında yazılanlardan bilgilenmiş olsunlar istedik.

SESSİZLİK SARAYI

Ak saray üstüne yazan AD beslemelerine cevap vermek bizim işimiz değil.

Fakat çok lüks bulmalarına karşı itiraz edeceklere malzeme vermek düşer bize.

Sorunuz onlara. İstanbul’a 40 yıl önce yatağı omuzunda, bavulu elinde göç eden patronunuz, (Hayır öyle değil diyorsanız, geldiği şehirdeki vergi dairesi kayıtlarının son sıralarında dahi adının geçtiğini belgelemelisiniz.) bugün hangi gecekonduda oturuyor Yoksa en lüks oteller, trupmlar onun mu Dahası İngiltere’deki malikanesi kapısız, bacasız, sıvasız, elektriksiz, susuz, hizmetçisiz, aşcısız, bahçıvansız, bekçisiz mi

Şu iddiaya da cevap vermek onlara düşer: Diyorlarki telefonları, kapıları, bacaları dinlenmeyen, duvarları ses geçirmeyen günlerde başbakan olsaydı Erbakan, ona karşı o 28 Şubat’ı yaptırtmayı aklına getirebilirler mi idiler o kartelciler

MARİFET TEMİZ KALMAKTIR

Hükumetin “paralel yapı” diye tanımladığı Gülen Cemaatinin başındaki organizatörlerinden, ağır ağbilerinden Hüseyin Gülerce AD medyasından vize alma girişiminde bulunmuş.

AD medyasının devşirmesine verdiği röportajda, bizi ilgilendiren bir cümlesinin üstünde durmak istiyoruz.

“Hizmet hareketi, ta en baştan beri Milli Görüş çzigisine mesafelidir. Aralarında doku uyuşmazlığı var. Hizmet hareketi, merkez saga destek olmuştur.”

Milli Görüş çzigisine mesafeli olmak, ne demektir

Hasan Çolak bu ülkenin bir muezzini. Orhan Camiinde görevli iken sorar birisi: “İmamla aran nasıl ” Aldığı “Açık” cevabına şaşırmak ve üzülmek üzereyken sorgucu insan, müezzinimiz izah eder, o açıklığın sebebini: “Aramızda yirmi metre var. O mihrapta duruyor.”

Vurgulanan mesafenin böyle bir açıklık olmadığı herkesin malümudur. Lakin Gülence gazetecilik yapmakla ünlenmiş Hüseyin Gülerce’ye şunu sormuyor AD medyasının devşirmesi.. Sormaması akıl edememesinden kaynaklanmıyor. Eline verilen planı uygulamak zorundadır çünkü.

Mesafe dediğin nedir, ne kadardır, nereye kadardır

Gülence icratların gazetecisi bunları bilmez mi, yoksa öğrenmek AD medyasının mı işine gelmiyor Milli Görüş’ü anlatmak, tanıtmak pozisyonunda kalmamak hesaplarının gereğinden..

Neden Milli Görüş’e mesafe

Ta en baştan beri.. Derken, içinde bulunduğunuz Hizmet hareketi, Milli Görüş’e özellikle “mesafeli” olmak, için mi kuruldu, kurduruldu, hizmete başlatıldı

Milli Görüş sizin hizmetinizden önce var olduğuna göre, insanları “mesafeli” tutma göreviniz de bir “hizmet” mi idi

Doku uyuşmazlığından kastınız ne Dokunmaktan doku ise, kime dokunacaktınız Dokumaktan doku ise, nereye ne dokuyacaktınız Bu soruları sormadılar.

Denilebilinirki, paragrafın son cümlesinin anlattığıyla yetinmiştir AD medyası: Hizmet hareketi, merkez saga destek olmuştur.

Ama neden

Merkez sağ, Milli Görüş karşısında zayıf ve aciz mi kalmıştı Merkez sağ bizzat mı istedi hizmet’den desteği Yoksa bana destek hizmetinde olacaklar da olsun mu dedi

Milli Görüş’e mesafeli olmak ve merkez saga destek olmak bir hesap sonucu ise, desteklediğiniz merkez sağcı Özal’dan, desteklediğiniz Merkez sağcı Demirel’den, desteklediğiniz merkez sağcı AKP’den hizmetinizin hiçbir menfaati olmamıştır ama, isterseniz ülkenin kaybettiklerini şöyle bir sıralayıverin.

Böyle sorular da sorulmadı, AD medyasında sevimlilik makyajı yaptırmaya çıkan Hüseyin Gülerce’ye..

Top onların, saha onların.. Sormazlarsa, sormasınlar.

Fakat biz anlamamız gerektiğini anlarız. Gülence gazetecilik icraatcısı Hüseyin Gülerce itiraf ediyor!

“Hizmet hareketi, ta en baştan beri Milli Görüş çizgisine mesafelidir!”

Bu cümlenin türkçede bir karşılığı vardır:

Milli Görüş, en temiz görüştür!

* Desteklenen hep merkez sağ ise, Gülence, adı şefaati yapılacaklar listesinin en başına yazılan ve müslümanlara ve özellikle başörtülü kızlarımıza karşı iktidar yapılan solcu Ecevit nereye konacak Hüseyin Gülerce’nin saklama kabı rolü de gözlerden kaçmasın. Geri dönme günlerine bir yatırım olmasın bu

Dolmabahçe’miz

Dolmabahçe’nin önemini bilmeli bir gazeteci ve her kalemi sıkıştığında “Dolmabahçe’yi yaptırdığımızda da fakirdik işte” edebiyatına girmemeli.

Adama İstanbul gezdiriliyor. Dolmabahçe’nin ihtişamını görünce, Osmanlı’nın israftan yıkıldığını anladım, diyor. Ne kadar yanlış ve ayıp bir kanaattir bu.

Rusya’nın İstanbul’daki elçiliğinin ihtişamının anlatılmasının, İstanbul’un önüne geçmesini engellemek adına yapımına başlanan Dolmabahçe sarayı...

Bugün o Rus elçilik binasının, her nerede ise yerinde yeller esiyor, biz Dolmabahçe’ye bakarak Osmanlı kötülüyoruz.

Ülkemin zeki çocukları acilen tarihçi olmalıdır. Yoksa AD kartelinin devşirmeleri birbirine kırdıracak gençliğimiz.. (Bakınız Savarona-Dolmabahçe mukayese kışkırtmaları, provokoleri..)

SAĞLIK OLSUN

Bürokratından belli olur

Geçtiğimiz Cuma günü gazetemizde bir sendikanın, ilgili bakanlığın müsteşarına açık mektupları yayınlandı tam sayfa.

AKP hükumetinin bürokratları ile ancak gazete sayfalarında irtibat kurulabilinen günlere erdik.

“Yasalarla yetki verilmiş kişilerin, devletin aklının yerine kendi aklını koyarak çalışanlarını aşağılayan..”

Gazetelere ilan verme ihtiyacı hissedenlerin iç yangınlarına bürokratların benzin boşalttıkları nokta burasıdır.

2013 yılının Mart ayının başında bir karikatür koymuştum bu sayfaya. Müstakillikleri adlarında kalan bir işadamları derneğinde, sağlık camiasının her kademesinden temsilcilere hitap eden bir müsteşarı, o gün ben de dinlemiştim.

“Ben sayın bakanımızın ma(a)lle arkadaşıyım.” Cümlesindeki itirafında gizli idi, icraatlarının ne olacağı. Az saygı ve çok balon günleriydi yaşadıklarımız.

Sonra o müsteşarın ma(a)lle arkadaşı bakan, görevden alınan Sağlık Bakanı Recep Bey olarak anıldı ama, işte o günlerde biz, üzüntümüzü yansıtmıştık o karikatüre.

Bugün biz de yazmak zorunda kaldık, bir aşağılamaya çalışma durumuyla karşılaşmamızı. O karikatürün tekrarı, izledikleri politikaların sabitliğinin belgesi olsun. SGK bir hastanın raporuna itiraz ediyor. Aşağıdaki şu cümle, yukarıya da yazılsın. Bu basit isteği düzeltirmek görevi eczacıya verilmiş. O gidecek hastane odalarına.

Raporu veren hastanenin bilgi işleminde yapılan girişim sonuçsuz kalıyor. Geçmişteki bilgilere ve kayıtlara erişmek imkansız. SGK yönlendirmesi, bir hastane yetkilisi veya doktorunun durumu belirterek, istenen cümleyi elle yazması şeklinde.

Bir başhekim yardımcısının kapısını çaldım. Eczacı olduğumu ve hastanelerinin verdiği bir rapora SGK’nın istediği cümleyi yazdırmak için geldiğimi söyledim.

- Sen eczacı mısın

- Evet..

- Yani mektebinden okuyarak mı diploma aldın

Deontoloji dersi okuduk biz. Uymamımz gereken ahlaki değerlerin ve etik kuralların bilimini. İlk derslerine şöyle bir cümleyle başlardı hocalarımız: “İnsan sağlığına, hayatına ve şahsiyetine, ihtimam ve hürmet göstermek mecburiyetindesiniz, diğer tıp mensuplarıyla saygı ve güven sınırları içinde kalarak.”

Onu anlıyordum. Elinde bir namusmetresi vardı ve mutlaka bana doğru tutmuştu ve orda olma cesaretime şaşırmıştı.

Sonra o bölgedeki bir meslektaşımın kalfası gitti, bir başka doktora SGK’nın istediği o cümleyi yazdırdı, geldi.

Kısa kesmek istiyorum. Kırk yıla yakın bir meslek hayatım vardı ve bir bürokrat ile bugün ben böyle karşılaşmaları yaşıyordum.

İlancı sendikacıları anlayan yalnız ben değilim ama… Sağlık olsun diyoruz...

AMASYA ELMASI

Hiç tadı mı var, tuzu mu var

Bak şu Kaşıkçı Elması’na;

Hiç söylenecek sözü mü var

Bak şu Amasya Elması’na!..

MUZ CUMHURİYETİ

Hak, hukuk, demokrasi ile donatmıştık,

Tahtına oturttuğumuz Cumhuriyet’i;

Parası, silahı, gücü olan hep haklı,

Bunların oturttuğu, “Muz cumhuriyeti...”

BİR ÇUVAL İNCİR

Hak, hukuk, demokrasi ile donatmıştık,

Tahtına oturttuğumuz Cumhuriyet’i;

Parası, silahı, gücü olan hep haklı,

Bunların oturttuğu, “Muz cumhuriyeti...”

BİR ERKEK BİR DİŞİ

Rabbimiz yaratmış, bizi hep iki çeşit,

Birbirine muhtaç, erkek ve dişi gibi.

Haklarımız aynı, sorumluluklar eşit;

Düzgün bir tarağın, eşit her dişi gibi.

Ekrem Şama

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?