Reklamı Kapat

Hakikati güce boğdurmak...

Toplumların, milletlerin, ulusların terakkide olduğu, ilerlediği, geliştiği dönemler, özgür düşüncenin, soru sormanın ve sorgulamanın serbest olduğu dönemlere denk gelir. Aklını herhangi bir yere kiraya vermemiş, vicdanını herhangi bir menfaat ve klik uğruna köreltmemiş insanların varlığı, toplumların terakkisi ve tekamülü için elzemdir.

Siyasetin toplumun her katmanını kendi isteğine ve hesaplarına göre yeniden tasarlaması, kendisi açısından dikensiz gül bahçesine çevirmesi, hem yanlışların eleştirilmesinin, eylem ve söylemlerin sorgulanmasının ve elbette ki halkın idarecilerden hesap sorabilmesinin önünü tıkar. Objektif kurallar yerine sübjektif ve keyfekeder tavır, söylem ve eylemler adeta “kanunlaşır”, toplum yerinde saymaya, hatta geri gitmeye başlar. Halka, hakikat yerine “işlenmiş” ve “gücün süzgecinden geçirilmiş” doğru görünümlü yanlışlar aktarılır. 

Türkiye’nin içinde bulunduğu durum budur. Siyasetin, toplumun her alanını kendi heva ve hevesi uğruna istediği gibi şekillendirmeye soyunması, hakikatin ortadan yok olmasına sebep olmaktadır. Artık gerçekler, siyasetin normlarına uygunluğu ölçütünde halka aktarılmakta veya hiç aktarılmamaktadır. Gerçeğin üzerini örten koyu bir perde, hem aklın, mantığın hem de vicdanların üzerine çekilmek istenmektedir.

Normal koşullarda, siyaseti denetleyici bir yapısı olan, soran ve sorgulayan bir tabiata sahip bulunan basın yayın da, maalesef bu şekillendirmeden nasibin almıştır. Artık gazetecilerin çok büyük çoğunluğu, hakikatin peşinde değildir, hakikati siyasi güç uğruna eğip bükmekten, yeri geldiğinde siyasi güce yaranabilme adına gizlemekten çekinmemektedirler. Basın, gerçeğin peşinde gitmemektedir, siyasi gücün propaganda metasına dönüşmüştür.

Çok sayıda gazete, TV kanalı, internet sitesi vs tek elden çıkmış manşetleri, haberleri, yorumlarıyla “siyasi gücün hoşuna giden laf salatası” üretmektedirler sadece. Her meseledeki bakış açıları bellidir; haktan ve hakikatten yana olmak değil, siyasi gücü nasıl olur da haklı çıkarırım, nasıl olur da müdafaa ederim! Adeta bir fedailik görevi üstlenmişlerdir.

Sayıca çok olmaları, bangır bangır söyledikleri “siyasi gücün hoşuna giden laf salatası”nın giderek halka gerçekmiş gibi yansımasına sebep olmaktadır. Modern dünyanın altın kurallarından olan propaganda, gerçeğin eğilip bükülmesinde ve kendi gerçeğini oluşturmada çok işe yaramaktadır.

Türkiye’de, hemen her kesimin dert yanar hale geldiği hudutsuz yapılaşma, rant sevdası uğruna yeşilin, ağacın, ormanların yok edilmesi vakıasını bile “siyasi güç” ekseninden görebilen gazeteciler(!) bulunmaktadır maalesef. Siyasi gücün ekonomik zihniyetinin başat aktörlerinden olan inşaat tutkusuna en ufak bir sorgulayıcı bakış, en masum bir eleştiri bile anında “siyasi güce komplo” kategorisine sokulabilmektedir. Aklın, mantığı ve vicdanın özellikle de muhafazakarlar nezdinde rafa kalktığı bu dönemin normalidir maalesef  bu durum.

Yani, “kıyametin birazdan kopacağını bilseniz, elinizdeki fidanı dikin” buyuran bir Peygamberin (SAV) ümmeti olup da, ağaca, ormana musallat olanların yanında yer alabilmek de ayrı bir vakıadır tabi. Güncel örnekler üzerinden gidersek, yakın zamandaki zeytin ağaçları kıyımına tepki verenleri bile (ki ağızlarından düşmeyen milletin ta kendisiydi protestocular, köylü teyzeler, emmiler) akıl almaz bir sakillikle “siyasi iktidara muhalif güçler” diye yaftalamak, en başta hakikate savaş açmaktır.

Benzer bir akıldışı önerme olarak da, “çevre üzerinden muhalefetin şimdi de yerini yoksulluk üzerinden muhalefete dönüştüğü” saçmalığıdır. Yani, yoksulluktan kırılan insanların haklarını savunmak, bunu yaparken de (dünyanın her yerinde olacağı gibi) kamunun kaynaklarının lüks, şatafat ve gösteriş saraylarına harcanmasıyla kıyaslamak, birtakım siyasi güç seviciler için “solculuk” yapmaktır. Fakir fukaranın, muhtacın, işsizin, asgari ücretlinin, borçlunun, zordakinin hakkını savunmak, işin ucu siyasi güce dokunduğu için bazı aklıevveller için “siyasi güce muhalefet”tir sadece.

Aklı, mantığı ve dahi vicdanı özgür, Allah korkusunu kaybetmemiş insanlara her zamankinden daha çok ihtiyaç var şu günlerde.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?