Reklamı Kapat

Murabıtların destanı

İslam âlemi ‘susma hakkını’ kullanırken, Filistinli kadınlar destan yazıyorlar. Murabıtların yerini alan murabıtat kadınlar Haham Rabbi Yisrael Ariel gibilerin Mescid-i Sahra’yı sinagog yapma tasavvurlarına karşı tarassutta bekliyorlar ve bu yöndeki girişimleri püskürtüyorlar.  Haham Rabbi İsrael Ariel ve arkadaşları Mescid-i Aksa’ya baskınlar yaparak oldubittilerle burasını Yahudilerin kutsal mekânı haline getirmeyi tasarlıyorlar. Sürekli baskınlarla birlikte burada Müslümanların en azından manevi hâkimiyetini kırmak, aşındırmak tasasındalar. Son sıralarda İsrail yönetimi Ağlama Duvarı ile Mescid-i Aksa arasında hukuki ve metafiziki bir münasebet tesis etmek istiyor. Ağlama Duvarı üzerinden hukuki ve fiili anlamda Aksa’ya müdahale ediyor. Sözgelimi, Kutsal Mekâna Erişme Yasağı (Ağlama Duvarı) Düzenlemesi altında Aksa’da rıbat görevini gören kadınları engellemeye ve tesirsiz hale getirmeye çalışıyor. Müdahale ediyor. Ağlama Duvarı yasağını Harem-i Şerif’e teşmil etmek istiyor. Oldubittilerle Sahra Mescidi statüsünü değiştirmek isteyen Yahudiler bu çığırın tutması için murabıtın ve murabıtatları buraya girmekten men ediyorlar. Böylece kundakçılar mabede girerken manevi yangını söndürmek isteyenler engelleniyor. İsrail yönetimi, turist ve fanatik Yahudi kafilelerin önünü kesen ve tekbir sesleriyle mabedi ve manevi huzurunu koruyan murabıt kadınları tekbir getirme ve asayişi bozma suçlamasıyla gözaltına alıyor. Ardından Mescid-i Aksa’dan uzaklaştırma cezası veriyor. Kudüs’ün Avukatları grubundan Remzi Kefilat, Harem-i Şerif’in dini statüsünü yeniden düzenleme planının bir parçası olarak tekbir getirme ve slogan atma suçlamaları üzerinden İsrail yönetiminin Harem-i Şerif’i Yahudi saldırganları karşısında korumasız ve savunmasız bırakma çabası içinde olduğunu ifade etmektedir.

*

İsrail Kamu Güvenliği Bakanı İzak Ahranoviç, Mescid-i Aksa’yı sivil olarak savunmak için kurulan rıbat geleneğinin bir parçası olan murabıt kadınlar birliğini (murabıtat) yasaklamak istiyor. Rıbat geleneğinin yasaklanması Mescid-i Aksa’yı savunan ve koruyan murabıt ve murabıtatın da yasadışı haline getirilmesine imkân verecek. Bunun sonucunda Harem-i Şerif civarında turist kafilelerini veya Yahudi fanatikleri püskürten murabıtat kadınlar huzuru bozmaktan dolayı hapse atılabilecekler.

Hâlbuki Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’ya baskınlar sadece Harem-i Şerif’te huzuru bozmuyor aynı zamanda Filistin’de ve bölgede de asayiş ve huzuru bozuyor. Bölgede asayişi gözaltına alınan 7 murabıt kadın değil,  Mescid-i Aksa’yı gasp etmek isteyen Yahudiler ve buna izin veren İsrail bozuyor. Burada kavramların yer değiştirdiğini görebiliyoruz. Shabak eski yöneticilerinden Carmi Gillon bugün İsrail’i yönetenlerin yangın kundakçıları olduğunu ve Mescid-i Aksa konusunu kaşıdıklarını ifade ediyor. İsrail kaşındığı halde kimseden ses çıkmaması nedeniyle kışkırtıcı ve yıkıcı eylemlerine devam edebiliyor. İsrail’in yatışmaz ve uslanmaz bir yapısı var. Huzuru temin etmek İsrail ve eylemlerine karşı caydırıcı olmaktan geçer. Caydırıcı olunamazsa cesareti ve yıkıcılığı artmaktadır. Nitekim fiiliyatta da böyledir.

*

Kur’an ifadesiyle, İsrail nasıl ikinci kez uluv ve büyüklenme ve böbürlenme halini yaşıyorsa Filistinliler de o derece yalnızlık, siniklik aşamasından geçiyorlar. Araplarla İsrail arasında bu muvazaalı sessizlik halini bozan ise Aksa’da destan yazan bir avuç murabıt kadının çığlığı ve destanı. Gerçekten de İslam âlemi olan biten ve kutsalları konusunda suskun. Bu nedenle de Netanyahu Batı’dan İslam âlemini veya en azından Arapları örnek almasını ve Yahudi devleti projesi kanunu veya ulus devlet kanunu karşısında Araplar gibi sessizliğe bürünmesini istiyor. En azından Araplar kadar sessiz kalmasını talep ediyor! Netanyahu Arapların suskunluğunun kıymetini anlamış görünüyor (http://www.assabeel.net/ فلسطين /item/77860نتنياهو-للغرب-اصمتوا-على-قانون-القومية-كصمت-العرب ). Araplar bugün Endülüs’ün son dilimini ve Beni Ahmer Devleti’ni kaybeden Abdullah Sağir’in durumunu yaşıyor. Fakat onun kadar bile müteessir oldukları söylenemez. Zira ruhlarını kaybetmişler. Başkentini kaybeden Abdullah Sağir bu faciadan sonra durup ağlamaya başlamıştır. Yıllarca, oğlunu gaflet uykusundan bir türlü uyandıramamış olan anası, onun bu gözyaşları karşısında tarihe mal olan şu meşhur sözünü söylemişti: “Ağla utanmaz ağla. Erkekçesine vatanını, dinini, müdafaa ve muhafaza etmeyenlere, kadınlar gibi ağlamak yaraşır.” Bugünkü Araplar belki de Abdullah Sağir kadar bile ağlamayı beceremezler. His damarları kurumuş olmalı. Bunun adı eskilerin ifadesiyle iptal-i histir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Özcan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?