Kitaplar, Okurlar Ve Fuar

Kitaplar, okundukça insanda özel bir tat bırakır. Kitapçıdan para verilip alınan her kitap, okuru için özeldir. Durum her ne kadar böyle olsa da kitaplar, kitapseverler için ortak bir payda anlamına geliyor. Bir kitap bazen iki insanı birbirine yakınlaştırabiliyor. O kitabın içerisindeki cümleler, aynı hisleri duymamıza, aynı düşünceleri paylaşmamıza vesile olabiliyor. Birbirimize kitaplar tavsiye ederek muhabbet kuruyoruz, kitap kritikleri adı altında sohbet ortamları oluşturuyoruz. Kitaplar okunmalık ve bilgi edinmelik olduğu kadar, insanı kalabalıkların içinden yalnızlığa çektiği kadar, aynı zamanda insanların bir arada olmasını sağlayan bir bağlanma aracıdır. Okuma eyleminin çeşitli türleri vardır. Boş vakitleri değerlendirmek için okumak, hobi olarak okumak, eğlence ve aksiyon için okumak, entel olmak/görünmek için okumak, bilgi edinmek için okumak… Bu maddeler uzatılabilir. Bir de vitrin okuru olmak diye bir şey var. Vitrin okuru, yalnızca popüler olanı okur. Onun için önemli olan okuyacağı şeyin çok satanlar listesinde yer almasıdır. Vitrin okurları genelde amaçsız, yönsüz, sistemsiz okumalar yapar. Bu tür okumalar, insanı sürekli okumaya yönlendirmez, sadık bir okur kimliği kazandırmaz. Belki bir vakit eyleyiş diyebiliriz buna. Biraz bu düşüncelerle Kahramanmaraş kitap fuarının yolunu tuttum. Yol boyunca kendimi sorguladım: Bu fuara neden gidiyorum Beni kitapların dünyasına çeken ne Hiç tanımadığım, ama yazılarıyla aşinalık kurduğum yazarları sevmeme sebep olan şey ne Kitap fuarları şehrin çehresine ve şehrin insanlarına ne katar Bu soruları yol boyunca düşünürken, fuar alanına gelmiştim. İçimden geçirdiğim tüm soruların cevapları, fuarı gezdikten sonra ve fuara gelen ziyaretçileri gözlemledikten sonra oluşmaya başladı. Fuarda tüm stantlar, yerli yerince kurulmuş, her şey derli topluydu. Kitapların tümünde indirim olması, kitap almayı insanlara biraz daha cazip hâle getiriyordu. Anaokulu öğrencilerinden tutun da ömrünün son demleri yüzünde okunan insanların hepsinden ziyaretçisi vardı fuarın. Yolun yarısına geldiğini söyleyip ilk kez kitap alacağını itiraf eden, ilk kez kendi parasıyla fuardan alacağı kitaba sahip olacağını söyleyen, daha önce hiç kitap okumadığını bir merakla bu fuardan alacağı kitabın okuyacağı ilk kitap olacağını söyleyen ziyaretçiler de vardı. Bilinçli okurlar da vardı elbette, kaliteli yayınları ve kaliteli kitapları takip eden, fuardaki indirimi fırsat bilip kütüphanesinde olmayan kitapları alan okurlar da vardı. Fuarı renkli hâle getiren şeylerden biri de yazarların imza günü düzenlemesiydi. Her imza standının önünde uzun kuyruklar, bir fotoğraf çekilebilme telaşı türünden manzaralar vardı. Şunun altını özenle çizmek lâzım, insan doğal olarak kitap imzalatmak ve bir fotoğraf çekilmek istiyor. Ama alınan o kitabı okumuyor, fotoğraf çektirdiği yazarı tanımaya çalışmıyorsa kişi, boşuna zahmet çekiyordur. Sonuçta her alınan ve okunan kitap, yazarının olduğu kadar okurunundur da.  Cemil Meriç’in harika bir ifadesi var: ‘Kitapları dolduran senin gönlün…’ diyordu. Demek ki insan okuduğu her kitapta bir şeyler bulur, her kitapta kendimize biraz daha yakınlaşırız. Aldığımız ve okuduğumuz her kitabın bizde bir öyküsü ve bizde bıraktığı bir izi vardır. Her kitapta yeni bir kapıya açılır içimiz, kendimizin yeni bir yönünü keşfeder, kendimizi yeniden tanımaya başlarız. Her şeyin afişe edildiği, her şeyin hızla nesneleştirildiği günümüzde, kitaba sadık bir okur olarak kalmak, bizi sahih bir insan olmaya götürür. Okumanın bilinç hâline gelmediği insanlara, tıka basa kitaplarla dolu olan bir odayı sonuna kadar açsak ne işe yarar ki Neyi nasıl okuduğunun değil, ne kadar okuduğunun üzerinde duran, sayısal okumalarla kendisini kaliteli okur kategorisine yerleştiren, ne okuduğundan öte ne kadar okuduğuyla okurluğunun ölçümünü yapan insan, okuma konusunda ne kadar bilinçlidir Kitabın bir sığınak olmadığı yürekler, kitabı bir ekmek kadar kutsal görmeyen gözler, kitabı metalaştıran zihniyetler, kitaba hoyratça dokunan eller, kitap limanlarına götürülse bir şey fark eder mi Söz gelimi fuarda ciddî okurların hâlleriyle ciddiyetsiz okurların hâlleri yoğun derecede hissediliyor ve belli oluyordu. Okumanın sosyolojisi açısından bu gözlemi değerli görüyorum. Toplumda hakikî okurlar ile samimiyetsiz okurları birbirinden ayıran bir çizgi var. Çizgiye yaklaşıldıkça gerilim artıyor. Gerilimin çatışmaya dönüşmemesi için hakikî okurların ezici, samimiyetsiz okurların da evrene kapalı olmamaları gerekiyor. İstanbul Tüyap’tan sonra Anadolu’nun en büyük kitap fuarı olarak adlandırılan Kahramanmaraş 1. Kitap ve Kültür Fuarı, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören, Bahattin Karakoç  gibi ünlü şair ve yazarların katılımı ile Kahramanmaraş Fuar Merkezinde 12-21 Aralık günleri boyunca devam edecek. Kitapseverlerin fuarları, kitaba nasıl baktıklarına dair, hakikî okur olup olmadıklarına dair, kendilerine bir tanı ve teşhis koymaları açısından fırsat olduğunu düşünüyorum. Okuma eylemini gerçekleştiren her samimi okurun bunu yapması kendi faydasına olur kanaatindeyim. Sözü fazla yormadan, anlatmak istediklerimizin tümünü tek bir cümlede toplayan Mehmet Akif’in şu mısraı ile yazımızı bitirelim:

“Oku şayet sana bir hisli yürek lâzımsa…”

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Hatice Ebrar Akbulut - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?