Reklamı Kapat

Rüyam bitti

Araç eski yoldan ağır ağır akarken manzaranın

doyumsuzluğu adeta zamanı donduruyor. Bir hayal âlemindeymişçesine bir his

veriyor. Aynı zamanda insan oluşumuzu hatırlatırken öte yandan tabiatla olan

yakın bağımızı bir kez daha ortaya çıkarıyor. İçinden geçtiğimiz köylerdeki sessizlik, terk edilmişlik bir o kadar

ürkütüyor. Bu manzara karşısında gayri ihtiyari soruyorum: İnsan böylesi bir

tabiatı bu güzelliği nasıl ardında bırakabilir Arka koltukta oturan dostumuz:

Karnını doyurmak için. diyor. Karnımızın doyumu, geçimin güç oluşu bizi bu güzelim ocakları söndürüp

büyük şehirlerin o kesif merhametsizliğinin içine katması için gerekli bir

neden midir Kentlerdeki yaşamı düşününce özgürlüğü elinden alınmış, emeği

saate ve ücrete tabi tutulmuş insanların geçim darlığı ve de yaşam

standartlarındaki darlık bana makul bir cevap olarak gelmiyor. Ve bu cevap

biraz kulağı biraz da ruhu tırmalıyor.

Kışları tamamen boşalan bazılarında bir imam ile bir

bekçinin kaldığı ve yalnızlığa terk edilen o ıssız toprakları düşününce içimizi

delerek geçen kentlerin gürültüsü, o kıyıda köşede çaresiz kalmış biçareleri

düşününce insanın kanı donuyor. Göğü delmek için yükselttiğimiz betonlara akıllı

sıfatını veriyor, metre karelerini genişletiyoruz dairelerimizin belki ama

insanlığımızın alanını daraltıyoruz. Erişilmez duvarlar örüyoruz hayatımıza ve

sosyal medya duvarlarında parçalanıyor umutlarımız, sevgilerimiz, aşklarımız.

Yüzünü görmediğimiz, tanımadığımız uzak arkadaşlarımız

oluyor; uzak akrabalarımızın çocuklarına öyle uzaktan uzağa bakıp geçiyoruz.

Hayatımızdan birbirimize zahmet vermeden, küle, tuza ihtiyaç duymadan geçiyoruz

birbirimizin hayatından. Eğer canımız çok sıkılırsa görmezden geliriz,

engelleriz. Ne kadar çok duvar örersek, insanı o kadar kaybediyoruz. Sokaklar

ıssızlaşıyor, doğal olan her şey daha çok paha biçilir hale geliyor. İçimize

küflü bir nostalji salgını düşüyor, modern zamanlara alaturka kolajlar ekliyoruz.

Calvino nun, Marcovaldo ya da Kentte Mevsimler   isimli öykü kitabında geçen öyküdeki gibi,

kaldırımlar arasından çıkan mantarı bile hırsımız ile zehirliyoruz.  Kafamda merkez taşra kıyaslamaları ile

ilerlerken bir yol kenarı mekânda kahvaltı için duruyoruz. Buram buram ahşap

kokuyor, içine girdiğimiz mekân adeta nefes alıyor. Her şey yerli yerinde

İçimde bir eski zaman atlısı tam koşuya duracakken, yükselen müzik içimde

beliren o ümidi de beraberinde alıp götürüyor. Her şey bildiğimiz gibi, kafamızın

karışıklığının mekânlarımıza, işlerimize her şeye sirayet edişi bizi derinden

bir üzüntüye sevk ediyor.  Denizin

dalgası kıyıları dövüyor. Kapıldığım düşüncelerden sıyrılıyorum. Aklıma,

İbrahim Tenekeci nin: bağırıp duruyorum denizin ortasında / su buradan ne

kadar uzakta dizeleri geliyor. Sevdiğimiz ne varsa, bağırıp duruyoruz,

elimizden bir bir kayıp giderken ve galiba sonunda yaşayacağımız dostum Veysel

İlhan Bey ile oğlu Bilal in aralarında geçen diyalog gibi olacak. Veysel İlhan

Bey, erken uyanan oğlu Bilal e: Neden erken uyandın oğlum diye soruyor.

Bilal, babasına: Rüyam bitti! diye cevap veriyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?