Yarın elbet bizimdir!

İnsan her şeyini kaybedebilir. Evini, arabasını, işini,

evladını, sevdiğini, anne babasını, malını, mülkünü, statüsünü, itibarını,

uykusunu, vaktini, sağlığını, mutluluğunu, huşusunu, ibadetlerdeki titizliğini

Zaten bu dünyada hiçbir şeyin maliki olmadığımız, her şeye emanetçi olduğumuz

için elimizin altındakileri her an kaybetme ihtimalimiz vardır.

Yıllarca çabaladığımız işimizi iflas edip kaybedebiliriz.

Hırsla yığdığımız malları, evimize doldurduğumuz mobilyaları bir zelzelede

kaybedebiliriz. Her işimizi kolayca yapmamızı sağlayan sağlığımızı bir

hastalıkla kaybedebiliriz. Gözünün içine baktığımız yavrumuzu, dizine başımızı

yaslayınca huzur bulduğumuz annemizi, sükûna erdiğimiz eşlerimizi ansızın

kaybedebiliriz. Fakat hayatta kalmak için kaliteli yaşamak için kaybetmememiz,

elimizden kaçmasın diye sıkı sıkıya sarılmamız gereken tek bir şey vardır;

umudumuz!

Şeytan bizi sürekli umutsuzluğa bürümek ister. Sıkıntılı

olan durumları, çözümü mümkün değilmiş gibi gösterir. Yaşanan kaosları, ümmetin

dağılmışlığını, Müslümanlara yapılan işkenceleri, yüreğimizin kaldırmadığı

savaş fotoğraflarını, dünyada yaşanan açlığı Çocuğumuzun pervasızlığını,

eşimizin zulümlerini, geceler boyu uykusuz kalmamıza sebep olan hastalığımızı,

fakirliğimizi Ahlak ve maneviyatın yerlerde sürünmesini, tesettürün bile

tesettüre muhtaç olmasını, sözlerimizin tesirsizliğini, davamızın zayıflığını

İçimizi hüzne gark eden her şeyi bizim aleyhimize kullanır.

İster ki Mü min umudunu kaybetsin. İster ki yaşama

sevinci, çalışma isteği gitsin. Böyle olunca biz de kendi hayatımızda süregelen

aksaklıklara ya da dünyada yaşanan sıkıntılara üzülmekten, onları onarmaya

fırsat ve gayret bulamayız.

Oysa biz, insanlığa umut olarak gönderilmiş bir ümmetiz.

Varlık içinde de umutluyuzdur, yokluk içinde de. Sağlıklıyken de umutluyuzdur,

hastayken de. Evlat yokluğunda da umutluyuzdur, onlarla imtihan halindeyken de

Her halimiz umut yüklüdür. Bunu en iyi şeytan bilir. Bilir ki her şeyimizi

kaybetmiş bile olsak umudumuz kalır elimizde

Çocuğumuzun hadsizliğini gördüğümüzde, üzerlerine felaket

yağarken bile evladına seslenip onu gemiye çağıran Nuh Aleyhisselamın umudunu

hissederiz içimizde.

Bu dünyada nasıl çocuk yetiştirilecek huzursuzluğu

sardığında içimizi, Yahudi elebaşlarıyla dolu olan bir mabede Meryem ini adayacak

kadar umutlu Hanne nin niyetini, niyet biliriz kendimize.

Yaşadığımız çağın taşlarıyla taşlandığımızda, Taif te

aldığı darbelerle yaralandığı halde Onlar bilmiyorlar diyen Rasulümüzün

umudunu merhem yaparız incinmişliğimize.

Ne kadar çalışırsak çalışalım olmuyor fısıltılarıyla

kararmaya başladığında içimiz, hastane odasında son nefeslerini yaşarken bile

çalışan Hocamızın umudunu hatırlarız yüreğimizde...

Bazen her şey kötüye gider. Zahirde her şey bizim

aleyhimizedir. Herkes Artık bitti der ve biz de içimizde gerçekten

bittiğimizin yankılarını hissederiz. Fakat bırakmayız kendimizi şeytanın eline.

Ne zaman ki umutsuzluk rüzgârları yürüyüşümüzü etkilemeye başladı, önden

yürümüşlere bakarız.

Bilal-i Habeşi nin kızgın kumlar üzerindeki köleliğinden Kabe nin

müezzinliğine giden serüvenindeki umudunu görürüz. Hendek te açlıktan

karınlarına taş bağlayan ve Medine dışına bile çıkamayan ashabın, Rasullerinden

üç büyük fethin muştularını duyduklarında yeniden yeşerttikleri umutlarını

izleriz

Biliyoruz ki biz, umudumuzla yaşar, umudumuzla baharı

başlatan çiçekleri yeşertiriz. Umudumuz bizi büyütür. Umudumuz bizi

korkusuzlaştırır. Hâl böyle olunca kimsenin yürümeye cesaret edemediği yollarda

koşarız. Ezanların okunamadığı, Allah ın selamının verilip alınamadığı, Kuranın

okunup okutulamadığı bir zamanda insanların kalplerine İslam Birliği

sevdasını koyarız.

Biz, umut etmenin bile lüks olduğu bir zamanda

umutsuzluğu kendine ve her bir mü min kardeşine yasaklamış olanlarız. Bugünümüz

de yarınımız da garantilidir yüreklerimizde. Bugün kimin elinde olursa olsun

Yarın elbet bizimdir diyerek yarınlara koşarız. Karanlık ne kadar koyu olursa

olsun bir gün sabahın geleceğini bilerek yaşarız

Biz, umudunu sonsuzluktan alanlarız. Acelemiz yoktur

beklediğimiz baharın gelmesi için. Biz göremesek ne çıkar, elbet bu umutlar

bir gün filiz verecek umuduyla çalışırız. Bizim şimdi diktiğimiz bir fidanın

belki yüzyıllar sonra milyonlarca insanı doyuracağına, bizim umut ağaçlarımızın

nice nesilleri gölgeleyeceğine inanarak adım atarız. Eşimize bu inançla sadık

kalırız, çocuklarımıza bu duyguyla şefkat aşılarız, davamıza bu inançla

sarılırız. Yürüdüğümüz yollardaki taşlar korkutmaz bizi. Çağın depremleri

sarsmaz bizi.

Cennete uzanan bir umudumuz vardır bizim. Bu dünyada her

gün ağlasak bile cennette güleceğimizi biliriz. Çünkü yüreklerimiz dağlar kadar

büyük, azmimiz kayalar kadar sağlamdır bizim. Biliriz ki zulüm asla ebedi

olamaz. Biliriz ki kötülük mutlaka hüsrana uğrayacaktır. Biliriz ki huzur bizi

ve insanlığı bir gün mutlaka bulacaktır. Biliriz ki dünya, umudunu kaybetmemiş

insanlar için döner ve kutlu dava umutlu insanların omuzlarında yücelir

O halde ey umut yüklü Mü min! Bir daha et yeminini, bir

daha tazele niyetini. Her sıkıntıya düştüğünde bir daha kazı yüreğine, gelecekten

asla umut kesilmeyecektir diye

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?