Patates sülalesi

Patates sülalesini duydunuz mu hiç

Kendi yaşantısı gayet sıradan ve hatta birçok yanlışı olan ve vatanı, milleti için hiçbir şey yapmadan tabiri caizse öylesine yaşayıp giden bir genç, karşısındaki bir adama büyüklerinin, atalarının, ecdadının yaptıklarıyla övünmeye başlamış. Babasının âlim olduğu, dedesinin nice hizmetlerde bulunduğu, dedesinin babasının keramet ehli bir zat olduğu, onun da babasının pek çok marifetiyle nam saldığı gibi şeylerle övündükçe övünüyor ve edebiyat yapıyormuş.

Bunları dinleyen adam acı acı gülerek babasının, dedesinin ve anlattığı diğer atalarının şu anda nerede olduğunu tek tek sormuş ve her sorusuna da Öldüler, toprağın altındalar. cevabını almış. Bunun üzerine dayanamamış ve Evlat demek ki sen patates sülalesindensin. demiş. Çünkü patatesin de faydalı ve asıl yenecek olan kısımları toprağın altındadır. Üzerinde ise sadece yeşil pürçüğü yani işe yaramaz kısımları kalır. Doğru senin ecdadın çok faydalı işler yapmış olabilir ama şu anda sen bu başıboşluk, bu amaçsızlık ve yaşantındaki bu pervasızlığınla, onları örnek almak yerine sadece isimleriyle övünüp edebiyat yaparak toprağın üstünde kalan faydasız pürçükten farksızsın.

Çanakkale destanının 101. yıldönümünü yaşadığımız bugünlerde anlatılagelen bu hikâye nasıl da bizi yansıtıyor değil mi Konstantin i İstanbul yapan fetihte, Çanakkale yi geçilmez yapan zaferde atalarımızın gösterdiği gayret ve yüreklilikle övünüp her seneyi devriyesi geldiği zaman anıp geçiyor ve vicdanlarımızı bir parça da olsa rahatlatıyoruz.

Elbette anacağız. Elbette unutmayacak ve unutturmayacağız. Çocuklarımızı onların kahramanlık masallarıyla büyüteceğiz. Yerli ve yabancı sahte kahramanlara özenmemeleri için onlara Seyyid Çavuş u, Yarbay Hasan ı ve on beşinde şehadete koşan Mehmetleri anlatacağız. İşte bizim atalarımız bunlar diyerek onların nesli olmakla övüneceğiz. Ama kendimiz de patatesin pürçüğü olarak yaşamaya devam etmeyeceğiz. Yollarını yol, davalarını dava, gayretlerini ve aşklarını kendimize ölçü edineceğiz. Belki o zaman onların nesli olmakla nasiplenebiliriz.

Bizler el bebek gül bebek yetiştirdiğimiz çocuklarımızla, bırakın savaşa gitmeyi canları istemiyor diye büyüklerini bile ziyaret ettiremezken, annelerinin Şehid olmadan gelme diyerek uğurladığı, silahlarının boyları kendi boylarını geçen küçücük mücahitlerin cepheye aşkla koşmalarını nasıl idrak edebiliriz

Yemek yediği tabağı alıp mutfağa götürmekten aciz ve tembel insanlara, Seyyid Çavuş un 250 kiloluk mermiyi kaldırdığını nasıl anlatabiliriz

En ufak bir esintide çocuğumuzun üşütüp hasta olmasından korktuğumuz için İslami faaliyetlere katılamayan anneler olarak, yeni doğmuş bebesinin üzerinden kundağını çekerek donmasınlar diye cepheye taşıdığı mermi ve silahları saran annenin yüreğindeki aşkı nasıl anlayabiliriz

Önlerinde çeşit çeşit nimet varken yine de burun kıvıran ve mızmızlanan çocuklarımıza, günde bir tas şekersiz hoşafla karnını doyurmak zorunda kalan insanların yüreklerinin midelerinden büyük oluşunu nasıl izah edebiliriz

İlim ehlinden olup da yanlış gemilerin yanlış sularında yüzen, Hakk la batılı ayırt edebilecek yetiye sahipken bile bile batıla uşaklık eden âlimlerimize, yerle bir edilen İngiliz gemisinde de namaz kılan, Müslüman olan insanların olduğunu ve sırf maddi çıkarlar uğruna batıla askerlik yaparken onlarla birlikte Çanakkale boğazına gömüldüklerini nasıl ve ne şekilde anlatabiliriz

Peki ya büyük bir özveriyle  senede bir kez andığımız Mehmetçiklerin, o mücadeleyi vatanı hainlere teslim etmemek için verdiğini bilmiyormuşuz gibi ülkenin her yeri gizliden ve açıktan ihlal edilmişken ve yüz yıl önce yapılamayan şey zamanımızda adım adım gerçekleşmişken, biz tüm yurtta Çanakkale kutlamalarını nasıl göğsümüzü gere gere yapabiliriz

Evet, bizler, gözlerinin önünde bir önceki bölüğün şehid edildiğini gördükleri halde hiç tereddüt etmeden onların ardından cepheye atılan büyük mücahitlerin, bir görev verileceği zaman kaçacak delik arayan torunlarıyız.

Tek bir düşman gemisini dahi vatanımıza geçirmemek, İslam ın adını batılla kirletmemek için canlarını ortaya koyan fedailerin, batılın her türlüsünü, üzerimize giydiklerimizle, sofralarımızda yiyip içtiklerimizle, aile meclislerinde keyifle izlediklerimizle ve bitip tükenmek bilmeyen Batı hayranlığımızla yüreklerimize, evlerimize, vatanımıza sokan evlatlarıyız.

Bir elinde silah, diğer elinde Kur an olan on beşlilerin, üniversite çağına gelip de daha Kur an okumasını bilmeyen nesilleriyiz. Vatanı vatan yaparak görevlerini yerine getiren insanların emanet bıraktığı bu toprakları, alenen işlediğimiz günahlarımızla, sokaklara indirdiğimiz zinayla, alkol ve türlü taşkınlıklarla kirletenleriz

Halbuki böyle olmamak elimizde. Gerçekten onları örnek alarak vatanımızı işgalcilerden kurtarmak elimizde. Yeter ki imanımızı diri tutalım. Yeter ki inancımıza, Kur an ımıza, davamıza dört elle sarılalım. Yeter ki kimlerin ecdadı olduğumuzu hatırlayıp, patates nesli olmayalım

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?