Reklamı Kapat

“O imzaları atan eller”in sicili önceden bozuk

Zoru hiç sevemedik. Kolaycılık olmuş amentümüz. Kısa yoldan köşe dönmeli, bize dokunmayan yılanı bin yıl hayırlamalıyız. Yalanlar pazarına çıkıp işimize gelen yalanları heybemize doldurmaya başladığımızda çıktı dünyanın çivisi! Şimdi dön ve bir daha oku bu cümleyi. Evet fark ettin. İstisna yok! Sen, ben, biz, siz, bizim site, karşı mahalle ayrımı yok. O pazardan hepimiz alışveriş yaptık. Yapmamış olsaydık eğer dünya bu kadar vahşileşirken insan iddiasında olanlarda -yine hatırlatalım, ”iddia ispat ister”- vicdan emaresi görünürdü. Kıyıya bir çocuk vurduğunda ayağa kalkılır, Kudüs’te bir ev yıkıldığında kendi evine girmeye imtina edenlerin sayısı artar, bir mübarek darağacına gülümsediğinde ona el uzatmayanların suratına bağıracak kadar cesur insanlar çoğalırdı. Olmadı.

Kıyıya vuran çocuklar bir fotoğrafa, Filistin davası Lut gölü tatiline, idamlar ikiyüzlü politikanın çarkına terk ediliverdi!

Yalanlar pazarından devşirdik bütün bahanelerimizi. Önce büyüklerimiz büyük bir yalan buldu kendine. Öyle genel, öyle anlamlıydı ki… En radikalim diyenini maymun etmeye, en dindarım diyeni yozlaştırmaya, en vatanperverim diyenini ihanete sürükleyebilecek ve fakat içinde bulunduğu duruma halel gelmeyecek bir yalandı bu! Neydi Biliyorsun. Kullanmışsındır belki sen de. Mantıklı gelmiştir belki sana da, ara sıra. “Devletin dini olmaz, çıkarları olur!” değil mi Hatırladın şimdi değil mi Şimdi neden herkesin kendisini “devlet” sandığını anlıyor musun Bu aymazlığa inanabiliyor musun Bu yalanı ayakta alkışlamak lazım aslında! Yüzyılın icadı! Bana gelince “zahire göre” hüküm verip sakal bırakmadığım, şalvar giymediğim için beni tekzip eden mübareklerin mevzu devlet olunca “kalbe göre” ahkâm kesiyor olmaları bu yalanın gücünü görmek için biraz daha anlamlı olabilir.

Bugünlerde bizde herkes devlet! İnsan olduğunu hatırlamak istemiyor kimse. Nefsine zor gelecek çünkü belli. Irak savaşından sonra ticarete başlayan ve Kuzey Irak ticaretiyle sermayesini güçlendiren bir adamla 2 milyonluk haysiyet hesabını konuşmaya çalışsanız ne kadar randıman alabilirsiniz. Tüm memurlarına eşyalı ev veren Kaddafi hal edildikten sonra Libya halkına kendi evlerini döşeyebileceği fikrini satan, yetmiyormuş gibi mobilya sektörünü canlandıran bu yalanı kim sevmez. İhracattaki KDV indiriminden faydalanan bunca yerli firmamız varken, yeni şekillenen dünya ve haritası değişen ülkelerle alakalı kiminle konuşabiliriz. Tanıdığınız var mı Dizi pazarlayıp ahlakını bozduğumuz coğrafyalarla alakalı mevzulara hiç girmek istemiyorum. İnsan dediğin varlık amacını unutur da her sabah televizyonu açarken yahut gazetesini alırken eline; “tevatür haber” nedir bilmeden, aklın ve beş duyu organının haber edinmedeki yollarımız olduğunu, ve bu sistemin akaid kitaplarında ilk anlatılan mevzu olduğunu önemsemeyip, gazete ve televizyonlardan kendilerine gönüllerince yalan devşirmelerini ne ile açıklayabiliriz ki! Rabia işareti alanlar ihvanı yüz üstü bırakmanın “dinden” olduğunu düşünedursun; 1 Kasımda Tel Aviv mi Gazze mi sevinecek aforizması sosyal medyadaki yerini alırken vicdanımız yerine, Suriye adı geçtiğinde ve “Suriyesiz” kalmış çocuklar mübarek gün iftar yapanları uzaktan seyrederken.. devlet olmanın gereğini yaparken insan… “yasak, hadi dağılın” diye çocukları dağıtırken emir kulu(!) güvenlikler, hoca denilen zevatlar ederleri kadar ihanet ederken ekranda saatlerce, sapıklar mübarek gün meydan okurken Allah’a, ona tepki vermeyi siyaseten doğru bulmayan Müslümanların sayısı korkutucu miktarlara ulaşmışken, fitreyi en ucuzdan verip iftara en pahalı menüden oturmaya devam ederken insan, 60 yıldır rezerve ettiğimiz AB koltuğuna daha biz oturamadan Avrupalıların kalkıyor olmasına verecek tepki bulamayan kafası karışık siyasetçi büyükler reis konuşmadan önce attıkları tivitlere pişman olmaktan usanmamış, iki dakika da çark etmeyi entelektüellik kabul etmiş aydınaryus- kalemşörlerin sayısı artıyorken, aptal yerine konmak izzetine dokunmuyorken insanın; ve fakat hali hazırda devletin dini vicdanı olmazken ve bu hal muteberken… Sayın abiler, sevgili ablalar!

Dilerim ki belanız gafletiniz kadar olsun!

Kendi değerlerimizi kendimiz hiç ederiz biz. Bir başkasına ihtiyaç duymayız. Geleneklerimizi, tarihimizi, değerlerimizi biz çiğneriz. Başkasına çiğnetmeyiz evelallah. Biz bitti demeden bitmez en nihayetinde. Tamam. Kendimizi bozduk. Mücadelesini taçlandıran, onurunu muhafazaya çalışan Müslümanları niye kandırıyorsunuz. Bugün o toplantı yapılır ya da yapılmaz. Türkiye-İsrail arasındaki ilişkilerde normalleşmeden bahsediliyor ve kanı çekilmiyorsa kimsenin…”Ben öyle bir devlet tanımıyorum ki bana verdiğini sandığı ceza için ağlayayım” diyen yürekli insanlara “reel politik” öğretenlerle olan hesabımı görebilirsem bu dünyada, yoksa mahşerdeki terazinin kurulacağı zamana saklayacağım.

“O imzaları atan eller hiç taş atmamıştı ki…” güzellemelerinin tarihin tozlu sayfalarında kalmadığına hayret etmeyeceğim. Son yıllarda Kudüs ziyareti yapan Türk turist sayısındaki artışla alakalı komplo teorisi de yapmayacağım.

Hep başkası öldüğü sürece biz ümmet olmayı da beceremeyeceğiz herhalde…

Yalanlar pazarının yakıldığı güne özlem duyarak…

Kalbinizin sahibine emanet olun…

Eyvallah!!!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Habeşli Bilal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?