“ZULMÜN SONA ERECEĞİ” BAYRAMLARIMIZ DA OLACAK!

Bugün bayram. Öncelikle, tüm okurlarımın Kurban Bayramı’nı tebrik ediyorum…

Dünün hayalleri, bugünün gerçekleri… Bugünün hayalleri yarının gerçekleri…

Kurban Bayramı tüm İslam âlemine mübarek olsun. Allah tüm inananlara, ümmete nice huzurlu, bereketli bayramlar nasip etsin.

Tüm inananlar birbirlerine daha çok yakınlaşsın, dargınlıklar ortadan kalksın, kardeşlik ve dostluk duyguları daha da kuvvetlensin.

Bayramınızı sevdiklerinizle beraber sağlıklı ve huzur içinde geçirmenizi diliyorum.

Allah’ın rahmeti üzerinize olsun.

Dostluğu, sevgiyi ve geleceği… Aşımızı, ekmeğimizi, soframızı… Hüznümüzü, acımızı, yalnızlığımızı paylaştığımız; birlik ve beraberliğimizi, kardeşlik ve dostluğumuzu en sıcak şekilde hissedeceğimiz bir Bayram temenni ediyorum.

Zulmün sona ereceği bayramlarda buluşmak temennisiyle…

BU KOMİSYONU KALDIRMANIN TAM ZAMANI!

27 Aralık 1949 tarihinde, Milli Şef İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı döneminde, Türk çocuklarının eğitimi resmen Amerikalılara teslim edildi.

ABD ile imzalanan ikili anlaşma gereği, sekiz kişiden oluşan bir Eğitim Komisyonu kuruldu.

Bu komisyonun adı Fulbright Eğitim Komisyonu idi.

Sekiz üyeden dördü Amerikalı, dördü de Türk’tü.

Bu komisyonun görevi, Türk çocuklarının ilk, orta ve lisede okuyacağı derslerin müfredatını yani programlarını belirlemekti. Gençler bir ulusun geleceği demek değil midir? Türk ulusunun geleceği olan gençlerin eğitimi, yarısı Amerikalılardan oluşan bir komisyona bırakılıyordu.

Bu kadarla kalsa neyse, komisyon herhangi bir konuda karar verirken oylar 4 evet, 4 hayır çıkarsa ne olacaktı? Çözüme bakınız; o tarihte Ankara’da bulunan Amerikan Büyükelçisi’nin vereceği oy, belirleyici olacaktı(!)

Çok açık değil mi; Türk gençlerinin ne tür bir eğitimden geçeceği, derslerde hangi konuları ne tür boyutlarda öğreneceği, Amerikalılara bırakılmıştı.

Bu tür bir uygulamayı, ancak sömürge ülkelerinde görebilirsiniz.

Daha acısını söyleyeyim;

O tarihten günümüze kadar olan süreçte kurulan hükümetlerin hiçbirisi, bu anlaşmayı ortadan kaldırmayı düşünmedi.

27 Mayıs 1960 İhtilali’ni yapanlar, kendilerini devrimci olarak niteleyenler, Fulbright Eğitim Komisyonu’nu ortadan kaldırmadılar!

27 Aralık 1949 tarihinde kurulmuş olan Fulbright Eğitim Komisyonu, 67 yıldır aralıksız yürürlükte kalmıştır.

***

Örnek olması açısından, daha yakın geçmişte, 2012 yılında Fulbright Eğitim Komisyonu’nun kimlerden oluştuğunu ifade edeyim:

* John TomasMaccarthy (Başkan), ING Bank Türkiye Müdürü,

* Scott F. Kilner, ABD İstanbul Başkonsolosu,

* Mark A.  Wentworth, ABD Büyükelçiliği Basın ve Halkla İlişkiler Müsteşarı,

* Kaya Arıkoğlu, Mimar ve Şehir Tasarımcısı, Arıkoğlu Arkitekt Ltd. Şirketi, Adana,

* Prof. Dr. Ahmet Ademoğlu, İstanbul Şehir Üniversitesi Rektörü,

* Engin Soner, Dışişleri Bakanlığı İkili Kültürel İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı,

* Doç. Dr. Ömer Açıkgöz, Milli Eğitim Bakanlığı, Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürü,

* Prof. Dr. Ekrem Tatoğlu, İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Dikkat etmişsinizdir. Sekiz kişilik Fulbright Eğitim Komisyonu’nun 4 üyesinin Amerikalı, 4 üyesinin de Türk olması gerekirken, 2012 komisyonunda sadece 3 Amerikalı bulunmaktadır.

Yani dengeler değişmiş midir? Hayır. Komisyonun Türk üyelerinin tamamının Amerika’nın has hizmetkârları olduğu değerlendirildiğinden, artık Amerikalılar için üye sayısının 4’e 4 olması gerekirken 3’e 5 olması hiçbir önem taşımamaktadır.

***

Şunu ifade etmek istiyorum; hazır, Olağanüstü Hal ilanı varken siyasi irade bu son derece “ilginç” komisyonu da yürürlükten kaldırsa, ya! Keşke!

İETT’DEN AÇIKLAMA VAR

Geçen yazımda arkadaşlarımızın İETT otobüsünde yaşadığı “vandal” muameleyi yazmıştım.

İETT Basın Danışmanı İsmihan Şimşek bir açıklama gönderdi. Açıklama şöyle;

“Sayın Adnan Öksüz,

Köşenizde 7 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan ve gazetenizin Haber Müdürü Gökçen Göksal ile arkadaşlarınız Dursun Ali Bulut, Cemalettin Deniz’in başına gelen olayı anlatan yazınızı üzüntüyle okuduk.

Öncelikle, yazınızda bilgisini verdiğiniz olayla ilgili olarak söz konusu şoför arkadaşımızı tespit ederek hakkında Toplu İş Sözleşmesi hükümleri çerçevesinde tahkikat işlemini başlattığımızı belirtmek isteriz.

İETT olarak büyük önem verdiğimiz, yolcularımızın güvenli ve huzurlu ulaşım hakkını korumak için hem düzenli olarak iç denetimler yapıyor hem de sizin paylaştığınız gibi şikâyetleri dikkatle değerlendiriyoruz.

Zira İETT’nin hizmet kalitesine uygun hareket etmeyen tek bir şoför arkadaşımızın bile yaptıklarının kamuoyu nezdinde tüm şoför arkadaşlarımıza mal edildiğini biliyoruz.

Çoğunluğu büyük özveriyle çalışan en zorlu şartlarda bile güler yüzle hizmet veren şoför arkadaşlarımızın böyle bir haksızlığa maruz kalmamaları için denetimlerimizi sıklaştırarak benzer olayların önüne geçmeye çalışıyoruz.

Yazınızı, hizmette kalite standartlarımızı korumak ve hatta yükseltmek için çok kıymetli bir değerlendirme olarak gördüğümüzü belirtir, saygılarımızı sunarız.”

***

Hassasiyetinden dolayı İETT yetkililerine teşekkürler…

PKK’LI ÖĞRETMENLER MESELESİ…

Yıllardır askerimizi, polisimizi, güvenlik güçlerimizi, masum vatandaşımızı, hatta kundaktaki bebekleri katleden terör örgütü PKK’ya çalışan öğretmenler var mı yok mu?

Devlet “var” diyor.

Önce bu öğretmenlerin sadece yerleri değiştirilecekti… Bizzat Başbakan Binali Yıldırım açıklamıştı, zira.

Sosyal medyada inanılmaz bir tepki oluşunca 14 bin öğretmenden yaklaşık 11 bininin açığa alındığı açıklandı.

***

Baştan şunu söyleyeyim;

15 Temmuz darbesine kim karışmışsa, kim destek vermişse, kim şurasından burasından bu alçak ve hain girişimin yanında durduysa bunların devlet kadrolarından hemen ve de behemehal ayıklanması elbette kaçınılmaz! Bunda hiç tereddüt yok!

Ancak, etraflıca bir araştırma, inceleme yapmadan devlet memurlarının bir kalemde açığa alınmasını, ihraç edilmesini de doğru bulmam.

İhraç edilen öğretmenlerin -bir suça bulaşmamışsa- 4 yaşındaki çocuğunun ne suçu, kabahati var? Aileleri tümden açlığa mahkûm etmek ne kadar doğru!

PKK’ya destek verdiği iddia edilen öğretmenlere gelince;

* İstanbul’un göbeğinde ya da bir başka yerde bir öğretmen Kobani eylemlerini gerekçe göstererek dersine girmiyorsa,

* İstanbul’un göbeğinde ya da bir başka yerde bir öğretmen, Apo’nun sağlık sorunlarını gerekçe göstererek okula gitmiyor, protesto ediyorsa,

* İstanbul’un göbeğinde ya da bir başka yerde bir öğretmen, hiç olmadık zamanlarda eğitimi aksatıyorsa…

Bu artık “sendikal hak”tan öte değerlendirilmesi gereken bir husus değil midir?

Bu öğretmenler PKK’lıdır, değildir bilemem. Bunu tespit edecek olan devlet. Bu memurlar “hemen ihraç edilsinler” de demiyorum; ama devletin de bir yaptırımı olması şart!

Zira hiçbir ülke böylesi bir hoyratlığa, bu denli bir disiplinsizliğe izin vermez!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Adnan Öksüz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?