PARDON ME!

Bizler için, tek kanallı zamanların en güzel hatıralarından biri Pazar günleri hep beraber arkadaşımız Feyyaz’larda izlediğimiz kovboy filmleriydi. Kovboy filmlerinin eksiksiz unsurlarından biri de Kızılderililerdi. Kalabalığımızın yadırganmadığı, birlikte ekranın karşısına çöküp izlediğimiz filmlerde filmin kahramanı her ne kadar beyazlar olsa da biz kaybedenden yana olmayı seçiyorduk. O kadar vahşi ve barbar çizilmesine rağmen Kızılderili savaşçıları, şefleri hep bize daha yakın gelmiştir. Belki de silaha karşı çıplak elleri ile at üstünde savaşmaları, doğayı dinlemeleri, ruhlarındaki o doğal esinti bizi kendine çekmiştir. Asla o soluk benizli (White Man), riyakâr ve vahşilerden yana olmadık. Hatta Kızılderili şefinin sözleri, dışarıda bulduğumuz horoz tüyleri de oyunlarımıza eşlik ediyordu. Yıllar sonra hafta sonu Indian American’ların (Amerikan Yerlileri, Kızılderililer-Red Skin) festivali varmış, gidelim dedik ve gittik.

Haskell Yerli Ulusları Üniversitesi’nin yerleşkesine yaklaştıkça artan müzik ve mikrofonla arada cuşa getiren kalın bir sesin çıkardığı tuhaf sesler, ortada yerli kostümleri ile dans edenler vardı. Ayaklarım meydandaki dansa yönelse de önce çadırlardaki stantları gezmeye karar verdik. İlk çadıra girdiğimizde renkli taşlardan yapılmış kolyeler, yüzükler, seramik çanak çömlekler ve çeşitli tekniklerde yapılmış resimler, tablolar ile karşılaştık. Bir beyazdan sadece bir miktar ten rengi ve göz şekli farkından başka bir şeyi kalmamış yerlileri bir de ellerindeki iPhone’lara bağlı post cihazları ile görünce benim için büyük bir şaşkınlık ve hayal kırıklığı oldu. Belki farklı bir şey görürüz umuduyla bütün stantları gezdik ancak hiçbir şey değişmedi. Hatta orada anlatılan kanında yüzde üç oranında yerli kanı taşıyanlar Haskell Üniversitesi’ne alınıyormuş bilgisi de ayrıca zihnimde ki imajı altüst etmişti. Sonra bu kan olayının, TV dizilerinde, Stand-up’larda, günlük hayatta mizah olarak kullanıldığını öğrendim. Mesele şu; bir ırkı toplu bir şekilde yok etmekten daha beter bir soykırım onu sadece arada hatırlanacak bir folklora indirgemektir. Herhalde büyük Şef Geronimo bu festivali ve torunlarını görse kahrından ortadan ikiye yarılırdı.

Amerikan yönetiminin, toplumunun ve Batı’nın özür dilemeleri meşhurdur. Hatırlarsanız İngiltere eski başbakanı Blair’de yakın zamanda Irak’ın bir hata olduğunu söyleyip özür dilemişti. Dünyadaki bütün ülkelere insan hakları ve medeniyet adına ayar vermeyi kendine vecibe bilen batı ve onun kaptanı ABD’nin yaptığı kıyımlar, katliamlar bir özür ile hal yoluna girmiş görünüyor. Birçok dili, ırkı, kabileyi tarihten silen bir ulus – devlet için özür dilemek çok da zor olmasa gerek. Çünkü bir hak talep edecek, isyan edecek kimse bırakmamış ki! Ne örgütlenebilecek bir kabiliyet, ne dış yardım ne de başka bir şey… Hatta hesap soran, hak arayan kimse de yok. Olsa Guantanamolar, Vittnamlar, Nagazakiler, Laoslar,  olur muydu? Visa ve Master Card’la dünyayı tek bir kanala bağlamak bütün farklılıkları terbiye etmenin en acısız ve zahmetsiz yolu olsa gerek.

Kızılderililer-Yerliler ile ilgili tarihi gerçekleri merak edenler ayrıca kitaplara bakabilir. Hatta Amerika’da lise müfredatında anlatılanları buraya yazmaya benim içim el vermiyor. Ancak bugün dünyada olup bitenleri gördükçe “katil”in neden bu kadar aşk uyandırdığını anlamak için arif olmaya gerek yok. ABD Başkan adayı Trump’un, “Putin’i beğeniyorum, çünkü güçlü, ardında %82 desteği var” demesi üzerine, Trump’a cevap veren ABD Başkanı Obama’nın, “Saddam’ın da %90 desteği vardı ama idam edildi” diyişi demokrasinin, insan haklarının ne kadar kıymetli olduğunun ironik bir izahıdır. Aslında soluk benizliliği illa da tek bir renge indirgemeye gerek yok. Çünkü o bir zihniyetin rengidir. Kötülük ve zulüm aynı renktir, zalimin dili de eli de zehirlidir. Tıpkı verdikleri battaniyeler ile Kızılderilileri hastalıkla yok eden ataları gibi. ABD’nin kurucusu ve ilk Başkanı George Washington’un sözleri de bu tezi doğruluyor. Washington, yerlileri vahşi kurtlara benzeterek, “Bu vahşi hayvanların (Kızılderilileri kastediyor) tamamen imha edilmesi gerekiyor” diyordu. Sonuçta da öyle oluyordu. ABD’nin bir başka Başkanı Theodore Roosevelt de Washington’dan geri kalmıyordu: “Ben en iyi yerli (Kızılderili) ölü yerlidir demek istemiyorum ama 10’da 9’u öyledir” diye konuşuyordu. Bu sözlerin yeni versiyonlarını bir yerlerden hatırlıyorsunuzdur. Her farklılığı yok ettikten sonra dönüp diyecekler ki, “Pardon me!” Umarım, belki bir gün büyük şef gülerek der ki, “Mesele basit!” Hoşça bakın zatınıza…

TAŞ GEMİ

NOT: Bazen bir şeyler gider, bir şeyler gelir ancak “giden de-gelen de” bulamaz. Bazen “gitsen de-gelsen de” hep aynı dirilikte bulduğun şeyler vardır ve onlar çok az ve kıymetlidir. Bazı şarkılar da öyledir. Her döndüğünde ilk hissettiğin gibi her defasında hissedersin. Selçuk Küpçük dinliyorum. Başa sarıp sarıp sanki ondan öncesinde kalmışlığımızı, meydanlarda büyümüş olmamızı anlatan “kımıldamaları” anlatıyor. Ondan sonrasında “şimdi ölümün yolunu gözlüyorsun.” Sanki duymadılar, duymadık! Bu hafta Selçuk Küpçük’ten “Tebessüm Provaları”nı dinliyoruz. Ne vakit Selçuk Küpçük dinlesem, İlhan Çebi’yi hatırlarım. Selam olsun…

“Ben şimdi burada duruyorum ya –dur bakalım!-

Şehrin tamamı da duruyor, kaşla göz arası, n’aparsın

Kimse umursamıyor, burası benim ana durağım;

Sağımda seyyar satıcılar, solumda soylu vatandaşlar

Kasıntı modernistler, romantik amigolar, üzgün ablalar…” (Adem Turan)

Bİze Kadar

1- W. Blake, “Kimilerini gözyaşlarına boğan ağaç, kimileri için yalnızca yolu tıkayan yeşil bir engeldir. İnsanın kendi neyse, gördüğü de odur” der.

2- Sabahattin Ali, “Maskesi çabuk düşer temiz olmayanların…” der. Ne güzel söyler, kimse kirini sonsuza dek gizleyemez. Değil mi?

3- “Biz hepimiz, kendi basit menfaatlerimizi hakikat sanan gafilleriz” diyen Cemil Meriç’i rahmetle yâd ediyorum. Ne çok “hakikat” var(!)

4- “Yalnızca içteki yakındır; başka her şey uzak…” diyen R. M. Rilke gibi insan içine yaklaştıkça dışarıdaki her şey uzaklaşıyor. İnsan uzaklaştıkça yakinileşiyor.

5- Bu hafta kitabımızı, Remzi Çetinkaya tavsiye ediyor. “Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası” kitabını öneriyoruz. Zamanımızın temel sorunlarını tespit ettikten sonra, çürümeden yeni bir dönüşüme götürecek bir çabayı anlatıyor, Fritjof Capra. Kitap, İnsan Yayınları’ndan…

TEKKE

“ÖYLE yalanlar var ki onlardan (söyleyen) ağızdan çok (dinleyen) kulaklar sorumludur.” (Amin Maalouf’un, Afrikalı Leo’sundan tadımlık.)

Bir Lahza

“-Şimdi benim ismimden Deli Şevki diye konuşulur. Deli Şevki, Deli Şevki…

+Niye öyle diyorlar?

-…Şimdi kimseye boyun bükmeyip kimseye zarar vermeyen adam’a deli derler.”

(“Anadolu’nun Kayıp Şarkıları” filminden alıntı. Vidoyu YouTube’dan izleyebilirsiniz.)

DAĞARCIK

“HALKIMIZ içinde bir zümre vardır ki, yalnız bilmediğini bilmemekle kalmaz, bunun yanı sıra her şeyi bilmek iddiasındadır. Hekim değildir. Lakin hekimleri küçük ve aşağı görür, önüne gelene ilaç tavsiye eder. Evlenmesini asla bilmemiş, dışı ve içi çirkin bir karı almıştır. Böyle iken her gence evlilik usulü öğretir. Birçok para sarf ederek yaptırdığı ev, ahıra benzer. Bununla beraber Mimar Sinan’ı bile beğenmez... Ve daha böyle nice şeyler.” (Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi - Amak-ı Hayal’den tadımlık.)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?