Reklamı Kapat

Terliğini ters giyen çocukların ülkesi ve Fırat Kalkanı

Çocukluk hayatı insan hayatının en tatlı zaman dilimi olsa gerek. İnsan, nasıl bir çocukluk yaşarsa yaşasın, çocukluğundan birkaç güzel anıyı zihninde canlandırır, hatırlar ve o günleri özlemle arar.

Çocukluk nasıl bir hayat? Tertemiz bir dünya! İhanetin “ihanet” için yapılmadığı, “doğru” zannedilerek yapıldığı bir dünya.

Defalarca küsülüp, tekrar tekrar barışın yapıldığı oyunlara dalındığı yıllar. Neyi nasıl yiyeceğinin dahi tecrübesinin oluşmadığı bir zaman dilimi!

Elbiseyi ters giyip tekrar tekrar çıkarıp girmek zorunda kalınan günler. Ya terlikler. Hangi çocuk terliğini ters giymemiştir.  Defalarca uyarıya rağmen terliğini ters giyen, ama söz dinlemeyen hangi çocuk tökezlemekten kendini kurtarabilmiştir. Toprağa bulanan, eli yüzü; gözyaşı ve çamur karışımıyla annesinin yanına koşan o minik çocuk hangimiz değiliz ki…

Bir çocuk terliğini niye ters giyer? Yüzde elli şansa rağmen neden genellikle hep ters terliği tercih eder. Hem de her seferinde “bak bu sefer doğrusunu giydim” derken.

İnsanlar, çocukluktan gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa son bulan bir döngüyü yaşarlar. Buna “insan hayatı” ya da “insan ömrü” denir.

***

Ülkeler de böyledir. Tıpkı bir insan gibi! Kurulur yani doğar, bazıları gelişim gösterir, büyür, ilerler belki zirve ülkelerden olur. Bir gün gelir büyük bir kısmı yıkılmaya mahkûm olur. Dünyaya diz çöktüren “Osmanlı” gibi. Şükür Osmanlı varlığını devam ettirmiyorsa da onun mirasını tevarüs etmiş bir topluluk, “Anadolu insanı” bu mirasa en zor şartlarda sahip çıkarak Türkiye’yi ayakta tutmaya çalışmıştır.

Ne badireler atlatmamıştır ki bu topraklar... Kurtuluş savaşından bugüne… 2. Dünya savaşı,  büyük uluslararası krizler… Kıbrıs harekâtı... 12 Eylül... 28 Şubat postmodern darbesi, Ermeni’den PKK’ya terörün bin bir türlüsü… En son 15 Temmuz ve daha niceleri…

Ülkeler ve toplumlar medeniyeti oluştururlar. O da bir çocuğun yaşamı gibidir. Çocuk doğar ve terlik giymeyi öğrenir. Çocukluktan gençliğe pek çok aşamadan geçer. Medeniyetler de bunun gibidir. İnsanlık tarihi pek çok ülkenin ve medeniyetin doğuşuna yükselişine ve yıkılışına şahitlik etmiştir.

İnsanın mukadder ölümünde kendi yanlış eylemleri, bazen ömrü kısaltan unsur olabilmektedir. Ülkelerin ve medeniyetlerin de büyümesi ya da yok olup gitmesi kendi elleriyle olmaktadır.

Meseleyi nereye getireceğiz? İçinde bulunduğumuz sıkıntılı süreçte yaşadıklarımızdan sorumlu olan ve ülkemizi sahili selamete ulaştıracak olan iktidar ve yöneticilerdir.

Haftalardır “Fırat Kalkanı Operasyonu” devam ediyor. “ Teröre karşı savaşıyoruz”  adı altında bir başka ülkenin topraklarında savaşıyoruz. Daha ne kadar sürecek? Hedef ne? Konjonktür değiştiği takdirde nasıl bir durumla karşılaşacağız? Gelecek günlerde ne olacak kimse bilmiyor.

Hemen her gün ülkemizde duyduğumuz şehit haberleri artık Fırat Kalkanı ile artıyorsa, evladının cenazesine sarılmış bir annenin “benim oğlum niye bir başka ülkenin toprağında şehit oluyor” sorusuna kim ne cevap verecek?

Buna verecek oturaklı bir cevabımız, herkesi ikna edecek makul sebeplerimiz var mı acaba?

Burada yapılan operasyonun doğru ya da yanlış tartışmasını yapacak değiliz. Ancak şu soruyu sormak hakkımız; “Fırat Kalkanı” kime hizmet ediyor? Ne kadar düşünülmüş bir operasyon? Milli menfaatleri ne derece gözetmekte? Ya da bir başka ifadeyle “Bizim ülke olarak giydiğimiz Suriye terliği yüzde kaç ihtimalle doğru giyilmiştir?”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Doç. Dr. Necmettin Çalışkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?