Reklamı Kapat

İslâm Coğrafyasını Kasıp Kavuran Fitnenin Kökünü Kazımak-2:

İBLİS’İN/ŞEYTANIN YOLUNDAN GİDENLERİN AÇTIĞI SINIRSIZ VE TOPYEKÛN BİR SAVAŞA HAZIR OLMAK VE TÜM DÜNYAYI İSLAMLAŞTIRMAK

Giriş

Bir fitne (kaos) ortamında bir mümin, nasıl düşünmeli, olayları nasıl değerlendirmeli ve nasıl davranmalıdır? Bu noktada Allah ve Resulü, bizlere nasıl bir görev ve sorumluluk yüklemiştir? Kısa, orta ve uzun vadede yapılabilecekler nelerdir?

Geçen yazıda, İblis’in iman edenlere kurmak istediği tuzaklara dikkat çekilmiştir. Bu yazıda, İblis’in ve İblis’in yolundan gidenlerin, genelde tüm insanlığa, özelde iman edenlere karşı ilan ettiği sınırsız ve topyekûn savaş üzerinde durulacak ve fitnenin kökünün kazınabilmesi için uzun vadeli bir hedef ortaya konulacaktır.

İBLİS’İN İNSANLIĞA İLAN ETTİĞİ SINIRSIZ VE TOPYEKÛN BİR SAVAŞ

Tarih, Hz. Adem’in yaratılışı sonrasında Allah’ın, Adem’e saygı anlamında, “Secde edin” emrine İblis’in isyan etmesi ile başlamıştır. İblis, secde etmeme olayından sonra ‘insanların dirileceği güne kadar yaşama’ izni istemiş (7 Araf 14-15; 17 İsra 61-63; 15 Hicr 36-38) ve “kıyamete kadar kendisine yaşama izni verildiği” takdirde, “Allah’ın muhlis olan kulları hariç olmak” üzere, Adem’in “neslinin çoğunu kendisine bağlayacağına” (17 İsra 62) ve “Allah’a başkaldırmayı ve dünya tutkularını süsleyip-çekici göstereceğine ve mutlaka kışkırtıp, azdırıp saptıracağına” (15 Hicr 39; 38 Sad 82) dair Allah’a yemin etmiştir. Bu ayetlerde İblis, “Kıyamete kadar yaşama izni” aldığı takdirde ne yapacağını açıkça söylemiştir. İblis, Allah’tan istediği izni aldıktan sonra yaptığı, aşağıdaki, yemin, insanlığa sınırsız ve topyekûn bir savaş ilânından başka bir şey değildir: 

“Madem öyle, beni azdırdığından dolayı yemin ederim ki ben de onları (insanları) saptırmak için mutlaka senin dosdoğru yolunda pusu kurup oturacağım.

Sonra da muhakkak onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından kendilerine sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın” (7 Araf 16-17).

İblis’in yaptığı yemine ve yapacaklarına karşı Allah’ın yaptığı aşağıdaki açıklama, İblis’in kullanacağı mücadele şekline, vasıtalarına ve stratejisine, genel olarak tüm insanların, özel olarak iman edenlerin dikkatini çekmek ve uyarmak amaçlıdır: 

“Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun. Şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez” (17 İsra 64).

Bu ayette Allah, İblis’in insanlara karşı iktisadı, siyasi, psikolojik, askeri ve sosyolojik bir savaş yürüteceğini açıklamaktadır. Kur’an’daki değişik ayetlerden İblis’in ve onun yolundan gidenlerin; 

* Psikolojik Savaş,  

* Klasik Sıcak Savaş, 

* Soğuk Savaş, 

* Asimetrik Savaş, 

* Politik Savaş, 

* İç Savaş, 

* Ekonomik Savaş, 

* Sosyokültürel Savaş, 

* Gayrı Nizamı Savaş, 

Sosyolojik Savaş olmak üzere iman edenlere karşı “sınırsız ve topyekûn bir savaş” yürütecekleri görülmektedir. Allah, Kur’an’ın değişik ayetlerinde İblis’in çalışma tarzını, çıkaracağı fitneleri, kuracağı tuzakları açıklayarak, tehlikenin ana kaynağına dikkat çekerek insanlara yol göstermektedir.

Bugün Müslüman zihnin unutmaması gereken ana gerçek, İblis/şeytan ve İblis’in/şeytanın yolundan gidenlerin, iman edenlere karşı “sınırsız ve topyekûn bir savaş” yürüttükleri ve de yürütecekleri gerçeğidir. Bu gerçek unutulduğu ya da görülemediği zaman, günümüzde ki fitneleri ve fitnelerin sebep olduğu sonuçları, anlamamız ve yorumlamamız mümkün değildir. 

Bugün baş şeytan, şer ittifakı (Siyonizm-ABD-İngiltere-İsrail) olup dünyanın her tarafındaki fitnelerin ana sorumlusudur. Bu nedenle İblis’in yolundan giden şer ittifakının küresel hâkimiyetleri kırılmalı ki dünyadaki fitne ve fesadın kökü kazınabilsin. Bundan dolayı Allah, “tüm dünyanın İslamlaştırılmasını” istemekte; bunun için askeri mücadele dâhil olmak üzere İblis ve onun yolundan gidenlere karşı “sınırsız ve topyekûn bir savaşa” göre hazırlık yapılmasını ve çalışılmasını emretmektedir:

“Yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur” (2 Bakara 193).

Bakara 193’un muhtevası, Enfal 39’da, “Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allah, yapmakta olduklarını görendir” şeklinde tekrarlanmaktadır.

Her iki ayette de “kıtal” (askeri savaş) kelimesi geçmektedir. Genel olarak askeri stratejilerde, silahlı mücadele, en son başvurulan bir mücadele şeklidir. Askeri mücadele, kaçınılmaz olduğu zaman kabullenilmesi gereken en son çaredir. Öyleyse bu iki ayet nasıl yorumlanmalıdır?

Her iki ayetin daha iyi anlaşılabilmesi için her iki ayetin öncesi ve sonrasındaki ayetlere bakmak gerekmektedir. Bakara 193’den önceki üç ayette, “Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin” (2 Bakara 190), “Onları, bulduğunuz yerde öldürün ve sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, öldürmeden beterdir. Onlar, size karşı savaşıncaya kadar siz, Mescid-i Haram yanında onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa siz de onlarla savaşın. Kâfirlerin cezası işte böyledir” (2 Bakara 191), “Onlar, (savaşa) son verirlerse (siz de son verin) (2 Bakara 192), geçen bu ifadeleri göz önüne aldığımızda, Bakara 193’un sınırsız ve topyekûn bir savaşın başlatılması değil, ona hazır olunması istenmektedir. Keza benzer durumu, Bakara 194’te de görebilmekteyiz. Enfal 36’da, “Gerçek şu ki, küfre sapanlar, (insanları) Allah’ın yolundan alıkoymak için mallarını harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar” denilmektedir.

Elmalılı’ya göre, Bakara 193’ün emredilmesinin ana sebebi, Bakara 191’de geçen, “Fitne, öldürmeden beterdir” ayetinde saklıdır(1).  Diğer taraftan, “Sizlerden yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korkup-sakının” (8 Enfal 25) ayetinde yapılan uyarı, fitne başladığında toplumun her kesimini etkileyerek çok daha büyük hüsrana sebebiyet vereceği bağlamında değerlendirilmelidir. Nitekim Hz. Peygamber; “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki katil neden öldürdüğünü, maktul de neden öldürüldüğünü bilmeyecek” dediğinde sahabe kendisine, “Bu nasıl olacak?” diye sormuştur. Hz. Peygamberin, “Kargaşa ve fitne. İşte o zaman hem katil, hem de maktul cehennemlik olacaktır.”(2) şeklinde verdiği cevap, fitne dönemlerinde şuur kaybının meydana geldiğinin ve kin, nefret ve öfkenin hâkim olduğunun en güzel bir ifadesidir. O nedenle “fitne, öldürmeden beterdir”.

Şer ittifakının Afganistan, Irak, Suriye, Yemen, Libya, Sudan ve diğer ülkelerde neden olduğu fitnenin, bu ülkelere ve komşularına maliyetine bakmak “fitnenin öldürmekten de beter olduğunu” görmek için yeter de artar bile.

FİTNE VE FESAT DÖNEMLERİNDE MÜMİNİN SORUMLULUĞU, ŞUURLU DAVRANMAKTIR

Hz. Peygamber fitnenin bu boyutundan dolayı, fitne ortamında çok dikkatli, itidalli ve şuurlu davranılmasını istemektedir. Aşağıdaki hadis, bunun en veciz ifadesidir:

“Fitneler çıkacaktır. O gün oturan ayakta olandan, ayakta olan yürüyenden, yürüyen koşandan daha hayırlı olacaktır. Kim ona (fitneye) yönelirse o da ona yönelir. (Böyle bir durumda) kim bir sığınak ya da barınak bulursa ona sığınsın.”(2)

Son iki hadisi, Hucurat Suresi’nin 6’dan-13’e kadar olan ayetler kapsamında ele alıp değerlendirmek gerekmektedir. “Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haberle gelirse, onu ‘etraflıca araştırın.’ Yoksa cehalet-sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz” (49 Hucurat 6), ayetinde, fitne ortamlarında, “kafirlerin”, “münafıkların”, “fasıkların”, “kalbinde hastalık olanların” ve istihbarat elemanlarının kaos meydana getirebilmek için her şeyi yapabileceklerine; o nedenle gelen bilgilerin doğru ve yanlışlığının araştırılmasına, aksi taktirde bir topluluğa kötülükte bulunabilineceğine dikkat çekilmektedir. Hucurat 7’de, Allah, “(Müminlere) imanı sevdirip kalplerde süsleyip-çekici kıldığı” ve küfrü, fıskı ve isyanı çirkin gösterdiği” ifade edildikten sonra; bu insan unsurunu, “doğru yolu bulmuş (irşat) olanlar” olarak tanımlamaktadır. Hucurat 8’de de bunun, “Allah’ın bir fazlı ve bir nimet olduğu” belirtilmektedir. Bundan sonra gelen ayette, “iki mümin topluluk arasında bir çarpışma olduğunda”, diğer müminlerin izlemesi gereken yol belirtilmektedir. Öncelikle yapılması gereken, “adil bir arabuluculuktur”. Bu sonuç vermezse, “haksızlıkla-tecavüzde bulunana” karşı, “Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşmaktır”. Bundan sonra arabuluculuğu kabul ettiği takdirde “adaletle aralarının bulunması ve her konuda adil davranılmasıdır” (49 Hucurat 9). Hucurat 10’da “Mü’minlerin kardeş” olduğu o nedenle “kardeşlerin arasını bulup-düzeltmenin” bir görev olduğu ifade edildikten sonra “Allah’tan korkup-sakının” uyarısı yapılmaktadır. 

Bundan sonraki iki ayette ise, iman edenler içerisinde fitneye neden olacak ya da fitneyi kızıştıracak tehlikelere dikkat çekilmektedir. Bu tehlikeler, “bir kavmin/topluluğun bir başka kavimle/toplulukla alay etmesi”, “en olmadık-kötü lakaplarla çağırması”, “zanla hareket etmesi”, “tecessüs etmesi” ve “gıybet yapıp arkadan çekiştirmesi”(49 Hucurat 1, 12) olarak belirtilmektedir. Bu davranışları yapanların “tövbe etmemesi” durumunda “fasık” ve “zalim” olduğu ifade edilmekte ve “Allah’tan korkup-sakının” uyarısı yeniden yapılmaktadır.

O nedenle yukarıda geçen iki hadiste, fitne ortamında bir müminin bir şey yapmayıp inzivaya çekilmesi değil; fitnenin mahiyetini, sebeplerini ve müsebbiplerini iyice araştırıp, ortaya çıkarıp gerektiği yerde, gerektiği gibi davranması; yangına körükle gitmemesi, benzin dökmemesi, fitneyi alevlendirmemesi gerektiği ortaya konulmaktadır.

SONUÇ: GÜLEN HAREKETİ İBADET VE TİCARET ERBABININ (SEMPATİZAN –TARAFTAR) YAPMASI GEREKEN

15 Temmuz büyük ihanet hareketinin sosyolojik savaş boyutu itibarıyla etkilerinin devam ettiği bir dönemde, “Allah’a ve ahiret gününe iman eden” herkes, şuurlu bir şekilde düşünmeli, davranmalı; kin, nefret ve düşmanlıkla hareket etmemelidir. Çünkü Allah; “Ey iman edenler, adil şahitler olarak Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adil olun. …Allah’tan korkup-sakının…” (5 Maide 8) diye buyurmaktadır.

15 Temmuz büyük ihanet hareketinde, iman ettiğini söyleyen Gülen hareketi aza ve kadroları, bizzat darbenin taşeronluğuna soyunarak şer ittifakı ile birlikte hareket edip birçok Müslüman’ı öldürmüş, öldürülmesine yardımcı olmuş, yaralamış, yaralanmalarına yardımcı olmuş ve yüzlerce insanı ve ailelerini mağdur etmiş; sonra da “mağdur edebiyatı” yaparak kendilerini aklamaya çalışmışlardır/çalışmaktadırlar. Bunlar, Taksim Kadife Darbesi’nin başlangıcından bugüne kadar şer ittifakının taşeronluğunu üstlenerek, Müslümanlara ihanet etmiş, Müslümanların imajını lekelemişlerdir. 

O nedenle Gülen hareketinin “ibadet ve ticaret grubu” (sempatizan ve taraftarlar), “ihanet grubunun” (azalar ve kadrolar) bu yaptıklarına karşı olduklarını, açık aleni bir şekilde söyleyerek, araya mesafe koyarak mücadele etmelidir. Bunu yapmadıkça, “mağdur edildiklerini” ifade etmeye hakları yoktur. Unutmasınlar, gerçek mağdurlar, darbe girişimi gecesi öldürülenler, yaralananlar ve Gülen hareketi ile hiç alakası olmadığı halde, bizzat Gülen mensuplarının-CİA/MOSSAD ajanlarının ve kifayetsiz muhterislerin ihbar ve iftiraları ile “Gülenci havuzuna” atılıp “açığa alınan ve ihraç edilenlerdir”.

O nedenle Gülen hareketinin “ibadet ve ticaret grubu” (sempatizan ve taraftarlar), ya yapılan “haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytan” olacaklar ya da gereğini yaparak ahiretlerini kurtaracaklardır. 

O nedenle tüm iman edenler, aşağıdaki hadiste dikkat çekilen tehlikelere karşı her zaman hassas davranmalıdırlar.

Hz. Peygamber (S.A.V.) şöyle buyuruyor: 

* “İnsanların en şerlisinin kim olduğunu söyleyeyim mi? 

* Tek başına yiyen, iyiliğini esirgeyen, yolculukta arkadaşlarını terk eden, hizmetçisini döven kimsedir. 

* Bundan daha şerlisini söyleyeyim mi?

* İnsanlara kin besleyen, insanların da kendisine kin beslediği kimsedir. 

* Daha şerlisini de bildireyim mi? 

* Şerrinden korkulan, hayrı umulmayandır. 

* Daha şerlisini bildireyim mi? 

* Başkasına dünyalık bir menfaat sağlamak için âhiretini satandır. 

* Bundan daha şerlisi ise, 

* Dini âlet ederek dünyalık kazanç peşinde koşandır.”(3)

Kaynaklar

1-Elmalılı, M.H.Y, Hak dini Kuran Dili, Azim Dağıtım, İstanbul, C:2, S: 28-40.

2- Rudanı, Büyük Hadis Külliyatı, Cem’u’l- Fevaid, İz Yayıncılık, İstanbul, C: 3, S: 428-438.

3- Hadis No: 3:114; 2884

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Prof. Dr. Burhanettin Can - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?