Senarist çok oyuncu yok!

Biz, gerek içerden gerekse dışarıdan olduğu halde her şart ve fırsatta söz söylemekten geri kalmayan çevrelerce hep eleştirilip kınanmış, pek çok yaptıkları bir sebeple beğenilmemiş bir camiayız.

Kendi içimizde bir diğer kardeşimizi veya bir başka şubenin çalışanını eleştirip yaptıkları faaliyetlere burun kıvırırken, dışarıdan da özellikle genel merkez yönetimi bazında gerçekleştirdiğimiz icraat ve takındığımız tavırlarımız sebebiyle dışlanmış ve “Aslında bu böyle yapılmamalıydı!” şeklinde akıl vermelere maruz kalmışızdır ve halen de kalmaktayız.

Herhangi bir toplulukta otururken ağız alışkanlığı olarak açılan siyasi konularda, tabiri caizse şamar oğlanı hep biz olmuşuzdur. Haberlerde izledikleri kadarıyla, birkaç tartışma programında duydukları ile siyaset analizcisi olan insanlar Milli Görüş’e ders vermekten hiçbir zaman geri kalmamış ve “Bunların en büyük hatası…” ile başlayan cümleler kurmaktan geri durmamıştır.

Ya da kendi bünyemiz içinde göreve getirilen isimler üzerine, yapılan faaliyetlerin içeriği ile alakalı mutlaka ama mutlaka dile getireceğimiz bir eleştirimiz hep olmuş, çok nadiren bir şeyleri ya da birilerini beğenerek övgü cümleleri kurmuşuzdur.

Bu eleştirileri hepimiz yaparken ya da hepimiz böylesi olaylara muhatap olurken, hepimiz etrafına akıl veren birer başkan veya akıl verilen bir çalışan olmuşken “Madem biliyorsun o halde öne geç ve sen yap!” dendiği zaman ise kimsenin elini taşın altına koymaması, bin bir bahane ileri sürerek çalışmaktan geri durması ise çok trajik bir durumdur.

Ekran karşısına geçip klavye ile insanlara taktik öğretenlerin, ayda yılda bir yapılan toplantılarda ağızlarını doldura doldura salonlarda “Hatalar!” üzerine ders verenlerin, aslında bir kez bile yapılan çalışmalara katılmadığını görmek çok vahim bir durumdur.

Şunu artık anlamalıyız ki eğer bir şeyleri eleştiriyorsak karşısına mutlaka çözüm noktalarını da koymak, birilerine kızıyorsak kendimiz kızdığımız şeylerden uzak olmak zorundayız. Artık bilmeliyiz ki hali hazırda ortaya konan çalışmaları beğenmeyip kulp takıyorsak “Haydi göreve” dendiği zaman elimizi taşın altına koymak ve daha güzelini yapmaya koyulmak mecburiyetindeyiz. Eğer birilerinden şikâyet ediyorsak “O halde sen yap” teklifi ile karşı karşıya kaldığımız zaman kaçak güreşmemeli, gerçekten niyetimiz yol göstermek ise elimizden geleni yaparak öncü olmak durumundayız!

Bir başka önemli husus ve bizim belki de en çok atladığımız nokta ise mutlaka ama mutlaka Allah yolunda hizmet edebileceğimiz bir meziyetimizin olması gerektiği ve o meziyeti de son nefesimize dek kullanmak zorunda oluşumuzdur.

Bir görev verileceği zaman “Ben yapamam, ben beceremem, ben anlamam.” şeklindeki bahanelerden uzak durarak, oturduğumuz yerden rahat bir şekilde dile getirdiğimiz ve birilerine akıl verdiğimiz gerçekleri icraata dökmek için gönüllü oluşumuzdur.

Yazı yazmamız istendiği zaman “Yazamam”, konuşmamız istendiği zaman “Konuşamam”, çalışmalara çağırıldığımız zaman “Gelemem”, maddi destek istendiği zaman “Veremem”, vakit ayırmamız istendiği zaman “Ayıramam” diyerek tüm kapıları kapatmamız ve yapabileceğimiz halde kendi yapmadığımız çalışmaları kıyasıya eleştirmemiz bizi çok gülünç bir duruma düşürmektedir.

Toplantılarda kasıla kasıla “Böyle yapılmamalıydı.” dediğimiz çalışmalara ya da akraba oturmalarında “Şu Milli Görüşçüler…” diye başladığımız kıyımlarımıza alternatif olarak bir teklif getirmemek ve eleştiriden öteye geçememek aslında yapılan büyük bir haksızlığı da göstermektedir.

O halde kendimize mutlaka Hakk yolda koşacağımız bir saha belirleyerek vakti geldiğinde o alanda en önde koşmak üzere göreve hazır olmalıyız. “Bu kişi şu işi beceremiyor, şu kişi bu işe ehil derken” kendi ehil olduğumuz ve öne sürebileceğimiz işleri belirlemeli ve eleştirilerimizin hakkını vermeye hazır olmalıyız.

Belki pek çok işe yeteneğimiz olmayabilir. Belki cihad alanlarının ön saflarında vazifemiz olmayabilir ve illa olmak zorunda da değildir. Herkesin yapabileceği iş farklı, kaldırabileceği yük farklıdır çünkü. Bir işin bir diğerinden daha önemli olduğu veya bazı vazifelerin daha geri planda kaldığı için diğerinden önemsiz kaldığı inancından kurtularak kendi cihad alanımızı, insanlığa en çok faydalı olacağımız sahamızı belirlemeliyiz. Bir şeyin başkanı olmak, bir yerin eğitmeni olmak, bir gruba danışman olmak fark etmez. Ahirette belge olarak sunacağımız ve “Şu sahada Senin için koşturdum ya Rabb” diyebileceğimiz bir meziyetimiz mutlaka olmalı; çay demlemek, çöp atmak, yere paspas yapmak gibi belki çoğumuzun basit gördüğü bir iş de olsa tutmalı ve kendimizi ümmetin hizmetine adamalıyız!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?