Reklamı Kapat

İletişim tutarlarımızdaki tutarsızlık

Karı- koca kavgaları, bir türlü oturmayan komşuluk ilişkileri, gün geçtikçe yayılan zina ve ahlaksızlık, güçlü olanın kendine göre zayıf olanı sömürebileceği inancı, annenin çocuğuna, çocuğun annesine karşı olsa dahi hakların gasp edilmesi, yalan söylemenin normal bir ihtiyaç olarak görülmesi, faizsiz bir kurum ve bir şekilde faiz girmeyen evin kalmamış olması, çocuk ve yaşlı bakım evlerinin dolup taşması, yoğunluktan dolayı hapishanelerde yer bulunamaması, gıybet ve dedikodunun yüz kızarmadan ve herkesçe yapılması, büyüğün küçüğe sevgisi, küçüğün büyüğe şefkatinin kalmamış olması, haksız yere adam öldürmenin yaygınlaşması ve zulmetin hobi haline gelmesi, verilen sözlerin tutulmaması, kapı önüne bırakılan yaşlı anne babaların ve çöplere atılan daha kordonu kesilmemiş bebek haberlerinin artması, emanetin ehline verilmesi konusunda hassas davranılmaması, verilen emanetlere ihanet edilmesi, adaleti tesis etmesi beklenen kişilerin yaptığı haksızlıklar, devlet bazında yapılan yolsuzluklar, tüm dünyada yaşanan zulümler…

Hani sık sık yaşadığımız çağın böylesi karanlık tablolarına bakıp içimiz kararır ve kendimize “Dünya ne zaman böyle bir yer oldu?” diye sorarız ya, sonra da pek çok şeye başkaca sorumlular bulup kendimizi temize çıkarırız… Aslında hepimizin bildiği ve doğruluğunu inkâr edemeyeceği bir cevabı vardır bu sorunun; ahiret inancımızdaki zayıflık!

Bir annenin hak etmediği halde evdeki el kadar çocuğuna attığı bir fiske veya kızması da yeryüzüne kan kusturan bir zalimin yönetimi altındaki insanlara yaptığı zulüm de hep ahiret inancımızdaki temellerin sarsılmış ve zayıflamış olmasından kaynaklanmaktadır.

Bir parti veya vakıf mensubunun, yönetimindeki kişileri ilahlık derecesinde abartılı bir şekilde sevmesi de aynı kişiler hakkında yürütülen haksız karalama kampanyalarına bir başkasının bir “tık”la da olsa destek verip iftiraya alet olması da aynı şekilde amentüde inandığımız ahiret esasını uygulayamadığımız hayatımızdan kaynaklanmaktadır.

Yiyip içtiğimiz gıdaların içeriğinde kullanılanlara dikkat etmeyip haram lokma yemek de peynir ekmek tüketir gibi alkol tüketmek ve o sarhoşlukla etraftaki insanlara maddi manevi zarar vermek de ahiret inancımıza çift dikiş atamamamızdan kaynaklanmaktadır. En basit bahis oyunlarında medet aramak da çoluk çocuğunun rızkını kumarlarda eritmek de her şeyin hesabını vereceğimiz o günden uzak oluşumuzdan kaynaklanmaktadır.

TV veya internet ortamında haram olan bir şeyi dinleyip namahreme bakmak da helal olan eşi evde beklerken gayri meşru ilişkilere girmek de gözümüz, kulağımız ve tüm azalarımızın aleyhimize şahitlik edeceği günü yeterince düşünmememizden kaynaklanmaktadır.

Teraziyi eksik tutup bir tutam dahi olsa alacaklının hakkının gasp edilmesi de yönettiği ülkeyi milyon dolarlarca dolandırmak da gram eksik tartmayacak bir mizanın kurulacağı günü hatırlamamak üzere unutmamızdan kaynaklanmaktadır...

Kısacası, ahiret inançlarımızda oluşan zayıflık, adım atarken düşünmememize sebep olmakta ve telafisi zor hatalar yapmamızı sağmaktadır. Tıpkı bu örnekler gibi, son günlerde herkes bir milletvekilinin dudak uçuklatan iletişim tutarlarını konuşuyor ve aslında tüm vekillerin iletişim tutarlarının Meclis tarafından karşılandığı gerçeğini tartışıyorken, gazeteler bu olayı yazıyor, sosyal medyada bu olay konuşuluyor ve duyan insanlar haklı gerekçelerle bu sisteme ah ediyorken, bu durum bize müsebbipleri ne açıklama yapmış olursa olsun “Neden bizim haklarımız gasp ediliyor, neden bizi temsil etmesi gereken insanlar devletin malını böyle etrafa saçıyor” sorusunu sorduruyor. Ne zaman böylesi yolsuzluk ve israf içeren haberler duysak, devlet malından kursağına tek bir lokma geçmemiş halife Ömer radiyallahuanhı hatırlıyoruz… Onun gibi “Şükredin ki Ömer’in ahiret inancı var” diyerek öfkesini yutan bir yöneticiye bile insanlar tarafından sırtındaki hırkasının hesabı sorulduğunda, oğlu ile kendi gömleklerini birleştirerek elde ettiği açıklamasını yaptığını hatırlayarak, şairin “Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul, bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul!” dediği gibi, günümüzde kiminin olağanüstü lüks içinde kimininse karnını dahi doyurmaya gücünü yetiremediği bu adaletsiz sistemi sorgulamamıza sebep oluyor.

Her ne örnek verirsek verelim, yaşanan veya yaşatılan ne olursa olsun, olay dönüp dolaşıp aynı yerde kilitleniyor; ahiret inancı!

Teorik olarak, bir gün ağzımızdan çıkan her sözün, eyleme döktüğümüz her düşüncenin, hâl ve tavırlarımızın hesaba çekileceğini ve hayatımıza dair tüm dosyaların çıktısı elimize verilirken tek bir kelime dahi atlanmayacağını biliyor, fakat bunu pratiğe indirirken bir yerlerde hata yapıyoruz.

Elbette herkes bulunduğu konuma göre, işlediği suç ve günaha göre hesap verecektir. Evinde yaptığı bir zulüm sebebiyle yalnızca ev haklını etkileyen bir insanla, yönetici koltuğunda işlediği haksızlılardan dolayı tüm ülkeye zulmeden bir yöneticinin hesabı elbette aynı olmayacaktır.

Fakat şu bir gerçek ki, çocuklarımızdan yaşlılarımıza kadar, yönetilenlerimizden yöneticilerimize kadar herkesin ahiret inancına göz attığı ve olması gereken seviyeye getirdiği gün bu dünya temizlenecek ve yaşanabilir bir yer halini alacaktır!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?