Reklamı Kapat

Su gibi bir hayat

Bazı eserler vardır, su gibi akar gider. Ne zaman başladığınızı, ne zaman bitirdiğinizi anlayamazsınız. Bazı eserler vardır, ekstra lezzet verir, bitmesin diye gözüne bakar, içinize sindire sindire okursunuz. Bazı eserler vardır, kendinize satırlarından yol bulursunuz. Bazı eserler vardır, okurken içinde kaybolursunuz...

İşte öylesi eserlerden biridir “Davam” kitabı. Başlanan ve biten, lezzet veren, akıp giden, insanı kendine döndüren... Kitabın akıcılığı, kelimelerin süsünden değil, su gibi bir hayatın anlatılıyor olmasından kaynaklanmaktadır. İnsanı içine hapsedişi, olağanüstü bir büyüden, tasarımının, dizgisinin cazibesinden değil, taşıdığı “Davam” isminin, her bir kelimesinin gizli öznesi oluşundan kaynaklanmaktadır... Uzun ve zorlu bir yolun, keyifli özetidir Davam...

Okuyanlar bilir, baştan sona kadar nasihat içerir. Yürüyenler bilir, herkesi bu yürüyüşe gıpta ettirir.

Kıbrıs Davası, Medeniyet Davası, Sanayi Davası, Adil Düzen Davası, insana neden yaratıldığını hatırlatma davası, Siyonizm’i anlatabilme davası... Her bir bölümü, her bir cümlesi, bir insanın Allah yolunda nasıl çileyle yoğrulacağına, nasıl bütün ömrünü Rabbine adayacağına ve vatan sevdasının yürekte nasıl taşınacağına cevaptır. Sonundaki cümle ise asırlık bir ömrün özetidir “Ne yaptıysam Allah rızası için yaptım!”

Kitabın tümü zaten kilitler de insanı kendine, en son kurulmuş olan bu cümle, gözlerden aniden akan yaşların, yüreğin üzerine saplanan koca bir hançerin sebebidir.

Kitapta sözler, okuyanda derman biter ama kalbe saplanan o müthiş hançerin ardından izlenecek yeni yollar başlar; en sonunda yer alan, pek çoğunun sonradan şehid edildiği çeşitli İslam

ülkelerinin liderleri ile çekilmiş fotoğraf kareleri... Baktıkça dalarsınız, daldıkça böylesi bir ömre yeniden sevdalanırsınız!...

Zannedileceği gibi bu yazı, bir kitabı tanıtmanın derdiyle yazılmamıştır. Bu zaten çeşitli vesilelerle yapılmıştır ve muhtemelen her okuyan da aynı duyguları yüreğinde taşımıştır.

Benim kendimden ve herkesin de kendisinden bileceği asıl dert farklıdır. Biz, yer yer duygulanarak yer yer yapılan haksızlıklara sinirlenerek yer yer imrenerek ve kendi hayatlarımıza derin bir “Ah!” çekerek bu kitabı okuyup rafa kaldırmış da olsak, aslında farkına varamadığımız şey, her birimizin tüm duyguları ve okumamıza, anlamamıza, hissetmemize yardımcı olan tüm organları, bu kitabın sahibinin hayatına şahitlik etmiştir.

En sonunda gördüğümüz resimler ise “Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir, kiminle arkadaşlık ettiğinize bakın” (Sünen-i Tirmizi: 2378, Müsned-i Ahmed İbn-i Hanbel: 8417, 8028) hadisinin bir tezahürü olarak karşımızda durmakta ve verilen “Kişi sevdiği ile beraberdir” (Sahih-i Buhari, El Edeb: 6169) garantisinden dolayı da bu dünyada güzel insanlarla kurulan dostluğun ahirette de devam edeceğine olan inancımızı perçinlemektedir.

Bizim ise Davam’ın neticesinde, rafta diğer kitaplar gibi unutulup kalmasın diye, kendimize soracağımız birkaç soru, nefsimizi çekeceğimiz bazı hesaplarımız vardır.

Tam da kendini anlamaya çalıştığımız, anma programları düzenlediğimiz bu günlerde, sadece Davam’a bakıp kendi davalarımızla kıyaslayabilir miyiz acaba?

Bizlerin tüm ömrü boyunca maddeten ya da manen çeşitli yer ve mekanlarda çekindiğimiz fotoğraf kareleri, hakkımızda hayra şahitlik eder mi?

Bizim davalarımız da vefatımızdan yıllar sonrasında okununca kişiyi duygulandıracak, kalbe dokunacak ahretlik davalar mı, yoksa ev davası, diploma davası, mobilya davası, eş davası, kariyer davası, statü davası, lüks davası, futbol davası, moda davası, misafir davası, mide davası... şeklindeki davalar mı?

Askerinden, siyasisine, okul arkadaşından, hayat arkadaşına, akrabasından komşularına kadar herkesin “Evet, mücahiddi!” diyerek şehadet ettiği bir ömre şahit olanlar olarak, bizlerin yürüdüğü yollar, oturduğu banklar, konuştuğu adamlar, tartıştığı insanlar, haykırdığı sedalar, taşıdığı davalar, bulunduğu ortamlar, kurduğu arkadaşlıklar, yaptığı paylaşımlar, ömrümüz boyunca elimizin, dilimizin, kalbimizin değdiği tüm şeyler bizim şahitçimiz olur mu?

En can alıcı soru ise “Ne yaptıysam Allah rızası için yaptım” sözünün tüm hayatının özeti olduğuna şüphemiz olmayan bir insanı okuduktan, onun yolundan gittiğimizi iddia ettikten sonra, bizler bu sözü söylemeye kalksak inandırıcı durur mu hayatlarımız üzerinde?

Ettiğimiz gıybetlerin, dedikodu ve hasetlerin, kavga ve nefretlerin, batıla yakınlığın, Batı’ya kaymışlığın, sisteme esir olmuşluğun, yarım yamalak evlat yetiştirmişliğin, sosyal medyada ettiğimiz küfürlerin, kalbini yarıp bakmadığımız halde insanlara karşı yaptığımız suçlamaların, kalbimize sakladığımız yanlış sevgilerin, yalan dolan üzerine kurduğumuz entrikaların, günaha batırdığımız ellerimiz, gözlerimiz ve duygularımızın, kirlettiğimiz zihinlerimizin, anne babamızın ahını almışlığımızın, kul hakkıyla harama bulaşmışlığımızın, hayatımızın her bir başlığının üzerinde inandırıcı durur mu bu cümle?

Su gibi okunur mu bizim de mücadelemiz, bu dünyadan göç eyledikten sonra?

Mahşer günü vardığımız zaman Hakkın huzuruna, herkesle birlikte “Şahidim” der mi Yaradan hüküm verirken hakkımızda?

Sahi biz de yaptık mı, her ne yaptıysak Allah rızası için?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?